Kur’ân Mealleriyle Namaz Kılınamaz Hüküm de Verilemez

Kur’ân Mealleriyle Namaz Kılınamaz Hüküm de Verilemez
Samimiyetinden şüphe etmediğimiz bir İslam alimi kardeşimizin, kadrosuyla hazırlamaya çalıştığı  Kur’ân meali, Mustafa İslamoğlu kardeşimizin meali  gibi muteriz olduğumuz -bize göre-pek çok eksikleri/yanlışları içermektedir. Böyle iken bu kardeşimiz mealle namaz kılınabileceği görüşünde. Hiç biri mealin Kur’an olmadığını hakikatine işaret edelim ve mealle hüküm de verilemeyeceğine değinelim.

Hayrettin Karaman Hocamız  Yenişafak’taki 8 Kasım tarihli yazısında Müslüman olmayan kişilerle evlik konusundaki bir suale verdiği cevapta Bakara suresinin 221. âyetine şöylece bir meal vermektedir:

İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Şundan emin olun ki imanlı bir câriye, sizin hoşunuza gitse de müşrik bir hür kadından iyidir. İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan erkeklerle de kadınlarınızı evlendirmeyin. Şundan da emin olun ki imanlı bir köle, sizin hoşunuza gitse bile müşrik bir hür kişiden daha iyidir. Onlar insanları ateşe çağırırlar, Allah ise izni ile cennete ve bağışlanmaya çağırır, gerektikçe hatırlasınlar diye insanlara âyetlerini açıklar” (Bakara, 221).

Önce şu hakikatin altının çizelim. Kur’ân-ı Kerîm’de sadece köle kadın veya erkek manasına geçen bir tek kelime yoktur. Hz. Musa’nın Fravun’a karşı yerici bir dille kullandığı “Abbetde” fiil dışında fiil de yoktur.

Abd /İbad; Eme /İma; Rekebe/Rikab; Mameleket ve Feteyat gibi Kur’ân kelimelerine köle kadın ve erkek manaları verilmesi hatadır.

Yukarıda aktardığımız  mealdeki gibi  Abd ve Eme sözcüklerime köle erkek ve kadın  manası verilmesi Kur’an’ın red ettiği kölelik sistemini ona yamamak anlamını taşır ki meal okuyucusunda iman problemi dahi oluşturabilir, oluşturabildiğine tanık da olmaktayız.

Meali verilen âyette ana konu Şirktir. Şirk ehli kadınlar ve erkeklerle evlenilemeyeceğidir. Şirk’in karşılığı imandır. Şirk ehli kadınlar ve erkeklerin karşılığı da mümin kadınlar ve erkeklerdir.

Şimdi sizlere mezkür ayette geçen Abd ve Eme kelimelerinin anlamlarını açıklayalım. Biraz bilimsel olacak ama mazur görüle.

Abd (عَبْد): Kul mânasına gelen Abd sözcüğü, Allah’ın kulu anlamına gelen en soylu kelimelerden biridir. Abd ve çoğulu olan İbâd (عِباد) kelimelerinin asıl anlamı da budur. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de Abd’ı ve çoğulu olan İbâd’ı, başta Peygamberimiz olmak üzere bütün Peygamberleri ve tüm erdemli kulları yanısıra, diğer insanlar için de çokça kullanmaktadır.(Örnek Olarak bak. İsrâ 1; Kehf 1; Meryem 93; Sâd 41; Saffat 81)

.

Abd: Tekil ve nekire/nitelenmemiş olarak Abd kelimesi, açıklamalarımızdan anlaşılacağı üzere Kur’ân’da sadece Allah’ın kulu anlamında kullanılmaktadır. Bunun bir delili de Arab dilinde Abd’in “köle” mânasına çoğulu olan Abîd (عَبيد)in Kur’ânda kullanıldığı beş yerin her birinde, Allah’ın kulları mânasında yer almasıdır. (Âl-i İmrân 188; Enfâl 51; Hac 10; Fussılet 42; Kâf 29; Müfredat ve Umdetül Huffaz Abd madesi,)

 Abd sözcüğü değinildiği üzere Kur’ân’da sırf köle mânasına kullanılmaz. Şimdi Abd kelimesinin Kur’ân’da   üç yerde, “memlûk” ve “mümin” ile vasıflı ve “elif lâmlı” olarak kullanılışını görelim:

a-Abd’in Memlûk ile vasıflı olarak kullanılması

Abd kelimesinin köle mânasına gelen Memlûk sözcüğü ile sıfatlanması Abd’in tek başına yalnızca köle anlamına kullanılamayacağının kanıtıdır. Bu gerçeği tespitten sonra açıklamalarımızı sürdürebiliriz.

 Abd kelimesi, Mekkî olan Nahl sûresini 75. âyetinde Memlûk sıfatıyla “Abden-Memlûken” (عَبدا مملوكا)” şeklinde köle anlamını da içerecek biçimde kullanılır. Buradaki kullanım amacı incelendiğinde “Abden Memlûken”in yalnızca köleyi ifade eder olmaktan çok mâlik olunan esîri, hattâ üzerinde tasarruf edilerek yönetilen zayıf kişiyi ifade ettiği görülecektir. Çünkü burada, mâlîyönden zayıf olan ve tasarruf hakkı bulunmayan insanın, maddî bakımdan güçlü olan ve rızıklandırıldığı nimetlerden harcama yapan kişi ile eşitlenemeyeceği örneklendirilmektedir.

 Nahl sûresinin 76. âyetinde “Abden Memlûken” yerine, “iki adamdan dilsiz-güç yetiremez” olanı mânasına “Reculeyni Ehadühümâ Ebkemü Lâ yakdiru…” ifadesinin kullanılması ve her ikisinin de “Lâ yakdiru Alâ şeyin/hiçbir şeye güç yetiremez” vasfında birleştirilmesi de yorumumuzu doğrulamaktadır.

Değinme gereğini duyduğumuz bir diğer nokta da “abden memlûken” sıfat tamlamasından hiçbir şekilde köleliği meşrûlaştırma anlamının çıkarılamayacağıdır.

Nahl sûresinin 67. âyetinde “Sekeren” kelimesi kullanıldığı için alkollü içkiler, Rûm sûresinin 39. âyetinde Riba kelimesi kullanıldığı için de faiz meşrûlaştırılmıştır, denemeyeceği gibi “Abden memlûken” ifadesininin kullanımından da kölelik meşrulaştırılmıştır, denemez. Kaldı ki -açıklanacağı gibi- bütün bir Kur’ân köleliği red etmektedir.

b- Abd’in, Mümin kelimesi ile vasıflı/nitelenmiş şekilde kullanılması

Abd kelimesi, Bakara 221 de “Abdün müminün” (عَبدٌ مؤمنٌ)” şeklinde Mümin kelimesi ile sıfatlanır/nitelenir. “Abdün müminün” sıfat tamlamasının çoğul biçimi olan “İbâdinel-müminîn” tamlamasının, “mümin kullarımız” anlamına Peygamberler için kullanılması, “Abdün müminün” tamlamasının hür mümin kul anlamına delalet ettiğini gösterir. (İbâdinel-müminîn” tamlaması için bak. Saffât 81, 111, 122, 132)

Evlilik konusuna ilişkin olan bu âyette geçen “Abdün müminün” tamlamasının Hür’ün karşılığı olarak değil, ilâhlığı, yaratıcılığı ve yasa koyuculuğu hususlarında Allah’a ortak koşan anlamına Müşrik’in karşıtı olarak kullanılması da “mümin kul” mânasını teyid etmektedir. Kurtubî Ni’mel-Abd (Sâd 38/3,44) âyetine dayanarak bu mânayı yorumların en güzeli bularak kabul eder. (Kurtubî Bakara 221, 3/ 70, 80)

Aşağıda açıklanacağı üzere evlendirmeyi konu alan Nûr sûresinin 32. âyetinde de Abd’in çoğulu olan İbâd kelimesinin daha çok esîrleri işareti, evlenmeye ilişkin Bakara 221 deki “abdun-müminün” tamlamasını “hür mümin kul” mânasına değilse bile “esîr mümin kul” mânasına değerlendirebileceğimizi göstermektedir. Kur’ân’da esîr mümin mânasına “Rakabetin müminetin” ifadesi de kullanılmaktadır. (Nisâ 92, Rakabe maddesine bakınız.)

Abd‘in çoğulu olan İbâd ise yalnızca Nûr 32 de, ”Küm” zamiri ile biz müminlere isnâd edilerek İbâdiküm şeklinde bir defa geçmektedir. Nûr 33 yanısıra, “Sizin ibâdınız“ifadesinin oluşturduğu işaret de köleleleriniz anlamını değil  “esîrleriniz “anlamını göstermektedir. Şöyleki:

Nûr sûresinin 32. âyetindeki “…İbâd’ınızı evlendirin…” şeklindeki hitap, daha çok, Zekâtın, esîrleri gösteren Rikab fonunu ellerinde bulunduran devlet yetkililerine yönelik olduğu ve olacağı için bu şekildeki kullanım bizi esîr anlamına yöneltmektedir. Çünkü İslâmî dönemde devletin elinde köle değil savaş esîri vardı.

 Peygamberlere verilmeyen kullar-köleler anlamına İbâd edinme hakkı hiç şüphesiz bize de verilmemiştir. Bize verilen özel şartları içinde yalnızca esîr alma yetkisidir. (Âl-i İmrân 79; Enfâl 67)

Kur’ân bir taraftan özel şartları içinde Ehli’nin izniyle esîr kadınlarla evlenmeyi öğütlerken (Nisâ 25) değindiğimiz Nûr 32 ile evlendirmeyi tavsiye etmektedir. Kaldıki yukarıda işaret edildiği üzere Arap dilinde köleler anlamına İbâd değil, daha çok Abîd kullanılmaktadır. (Rağib El-Müfredat Abd maddesi) Böyle iken Allah, Kur’ân’ında Abîd’i kullandığı 5 yerde de hür kullar mânasına istimal etmektedir. (Âl-i İmrân 188; Enfâl 51; Hac 10; Fussılet 42; Kâf 29)

Ana konumuzla ilgili olarak Kur’ân’ı anlamadaki temel problemlerimizden biri esîr ile kölenin ayırt edil(e)meyişidir.

c- Abd’in Elif-lâmlı (Ma’rife) olarak kullanılması

Abd’in köle mânasını da çağrıştıracak şekilde kullanımının üçüncüsü de Bakara 178 de elif-lamlı olarak el-Abdü şeklindedir. Burada el-Hürr’ün karşıtı olarak kullanır. Ne var ki Hür’ün karşıtı olan Abd yalnızca köle mânasına gelmez, esîr mânasına da gelebilir, burada da esîr mânası muhtemeldir. Her kölenin aynı zamanda esîr olduğu da unutulmamalıdır. Kaldı ki Bakara sûresi Medenî’dir. Medenî sûreler de esîr anlamı ön plandadır. Üstelik Kur’ân bu âyette, ”Hüre karşılık hür, abde karşılık abd, kadına karşılık kadın” derken, insan canına karşı insan canı mânasını murat etmektedir. Nitekim Mâide sûresinin 45. âyetinde bu üçlü anlatım yerine özetle nefse (cana) karşı nefis denilmektedir.

Eme (أًمة):Çoğulu İmâ (إماء)dır.

Eme Kur’ân’da bir yerde Bakara 221 de, “Emetün müminetün” şeklinde, Allah’a ortak koşan Müşrike kadının karşıtı olarak “mümin kadın kul” anlamında kullanılır.

Eme ve Eme’nin çoğulu olan İmâ sözcüğünün Peygamberimiz tarafından Emetellah, İmâellah şeklinde Allah’ın kadın kulu- kulları anlamına kullanımı da, açıklamamızı doğrulamaktadır.

Onun, “Lâ Tedribû İmâellah/Allahın kadın kullarını dövmeyiniz,” şeklindeki yasaklayıcı buyruğu da bu babta örneğimizdir. Kaldı ki Eme, sözlükte “kulluğu olan kadın” anlamına da kullanılmaktadır.

Kurtubî yukarıda geçen “La Tedribû İmâellahhadîsi ile, “Erkekleriniz Allah’ın abîdi/köleleri, kadınlarınız da Allah’ın İmâsı/câriyeleridir.” hadîsinden delil getirerek Bakara 221 deki “Emetün müminetün” ifadesi için “Hür mümin kadın kul” mânasını güzel bularak tercih etmektedir.(Buhârî Nikâh 10; Ebû Dâvûd Nikâh 4, Ebû Dâvûd Hn.4975; Nesâî, Amelül-yevm velleyle Hn. 241; İbn Mâce Hn.16; Lisânül-Arab Eme maddesi; Kurtubî Bakara 221, 3/80. )

Tercümesini sunacağımız aşağıdaki hadîsler de Eme’nin hür kadın kul mânasına kullanıldığını göstermektedir:

“Yeryüzünün haberleri dile getirmesi, herbir bir Abd veya Eme’nin/ herbir erkeğin veya kadının yaptıklarına şahitlik etmesidir.”

“Hiçbir kişi, Allah’ın Abdini veya Eme’sini/erkek veya kadın kulunu zinâ eder görmekten duyduğu kıskançlığı duyamaz.”

Aşağıda sunacağımız iki hadîs de Eme’in hür kadın mâsına kullanıldığını delillendirmektedir.

Kaldı ki en olumsuz ihtimâlle Eme ancak esîr kadın mânasına yorumlanabilir. Zirâ Eme’nin çoğulu olan “İmâ” da özel bir kullanımla “Küm” zamiri ile bize isnâd edilerek ”İmâiküm” şeklinde sadece Nûr 32 de “İbâdiküm” ile birlikte kullanılmaktadır. “Küm” zamiri ve “İbâdiküm” ün ellerinde köle değil esîr bulunabilecek olan Devlet yönetimini işaret etmesi, İmâiküm’ün de İbâdiküm gibi esîrleriniz anlamına geldiği hususunu pekiştirmektedir.. (Bir üst maddeye bakınız.)

Bu arada Eme ve İmâ’nın evlilik bağlamında kullanıldığını da hatırlatalım. (Bakara 221; Nûr 32)

Bütün bu açıklamalar, Kölelik sistemine hiç mi hiç yer vermeyen Kur’ân’da Eme’nin kadın kul ve esîr mânasında kullanıldığına delâlet etmektedir.

Bakara 221’in Meâlin Şöyle Olması Gerekir

 Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında mealin şöyle olması gerekir:

“İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Şundan emin olun ki imanlı bir kadın, sizin hoşunuza gitse de müşrik bir kadından daha iyidir. İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan erkeklerle de kadınlarınızı evlendirmeyin. Şundan da emin olun ki imanlı bir erkek  sizin hoşunuza gitse bile müşrik bir  kişiden daha iyidir. Onlar insanları ateşe çağırırlar, Allah ise izni ile cennete ve bağışlanmaya çağırır, gerektikçe hatırlasınlar diye insanlara âyetlerini açıklar.”

Şimdi gel de mealle hareket ederek hüküm ver. Mealden hareket ettiği içindir ki bir felsefe profesörümüz Kur’ân’da pek çok defa kullanılan  “İ’ade” kavramı ortada iken canlı yayında “Kur’ânda  Evrim’i onaylayan veya red eden bir kavram  yoktur” diyebilmiştir.

Hulâsa bazı faydalar sağlasa da Meâle Kur’ân denilemez, onunla namaz kılınıp hüküm verilemez.

Not. Biz bu makalede zikri geçen hocalarımızdan daha iyi meal hazırlamak şöyle dursun onlar kadar bile başarılı olamayabileceğimiz kanaatindeyiz. Hakkımızda su-izan yapılıp günaha girilmeye.

Ali Rıza DEMİRCAN
http://www.alirizademircan.net/kuran-mealleriyle-namaz-kilinamaz-hukum-de-verilemez-20-794h.html



Sexual Life According To Islam İSLAMA ƏSASƏN SEKSUAL HƏYAT СЕКСУАЛЬНАЯ ЖИЗНЬ СОГЛАСНО КАНОНАМ ИСЛАМА ئىسلامدا جىنسىي تۇرمۇش بيان حكم استرقاق الأسيرات و الاستغلال الجنسي لهن في ضوء القرآن والسنة
yukari_cik
Ana Sayfa | Biyografi | Eserleri | Cuma Hutbeleri | İnceleme Makale | Güncel Konular | Haberler | İletişim