Cami-Üniversite İş Birliği

Cami-Üniversite İş Birliği
Diyanet İşleri Başkanlığı bu yıl  “Camiler ve Din Görevlileri Haftası” nı Cami ve İlim temasıyla kutlamaktadır. Amaç camilerimizin ilim merkezleri olmasını sağlamak olmalıdır.

 Diyanet bu konuda ne düşünüyor bilmiyorum ama bendenizin kırk yıl önce düşünüp uygulamaya koyduğum CAMİ-ÜNİVERSİTE işbirliği şeklinde  bir görüşüm vardı.  Şöylece özetleyebilirim:

Bunun için İlahiyat ve tarih  hocalarımız yanı sıra üniversitelerimizde görevli mümin  fizik, tıp, biyoloji, astronomi vs. dallarındaki hocalarımız camilerimizde konuşmalar yapmalıdır.

 Bu yolda ilk adımı yaklaşık kırk yol önce Süleymaniye camiinde atmıştık. Atılan bu adımın macerasını altı ay kadar önce yayınladığım  Güzel Kul Olma Mücadelemisimli hatıratımda yazmıştım. Yakın tarihimize de ışık tutabilmek içn şimdi sizlere bu bölümü sunacağım.
12 Eylül Darbesinden Sonra Genel Bir Sessizlik Vardı

Cumhuriyet tarihimiz boyunca, istenilen bir dine veya felsefi sisteme inanma anlamına Vicdan hürriyeti ile inanılan dinin kurallarına göre yaşama ve örgütlenme mânasına Din hürriyeti zaten kısıtlıydı. İhtilallerin düşünceyi ifade hürriyetine sınır getirmesi de beklenen ve doğal görülebilecek olandı. Doğrusu bizde değişik alanlarda gereğince düşünce üretilmediği için düşünceyi ifade hürriyetinin varlığı veya yokluğu aslında gereğince önemsenmez, pek de farkına varılmaz. Kaldı ki Üniversite ve Medyada ki yalakalar ihtilalciler lehine boşluğu dolduruyordu.

Umumi bir hareketsizlik olur da İslâmî olarak nitelenen camiamızda hayat belirtisi olur mu?
Biz Hep Başkaları Biz Hep Başkaları Yapsın Diye Bekleriz.

Biz de hep başkaları yapsın diye beklenir. Risk içerdiği için olacak öncü olunmaz. Yol açacak atılımlar enderdir. Allah'ın mahza lütfudur bu gibi durumlarda bir şeyler yapmak ihtiyacını duyarım. Duymalıydım da, çünkü Ülkemizin kültür ve ekonomi başkenti olan İstanbul’un merkezinde memleketimizin en büyük camilerinden biri olan Süleymaniye Camii’nin İmam-Hatibiydim.

İyi de bir İmam-Hatip ne yapabilirdi ki? Soru doğru da Rabbimiz bizden yapabileceklerimizi istediği ve onlardan sorumlu tutacağı da bildiğimiz bir hakikatti.
Pazar Vaazlarım

İhtilalin öncesinde terör elemleri başlangıç safhasında iken 16 Aralık 1979’da Süleymaniye Camiinde Pazar günleri öğle namazları sonrasında vaaz etmeye başladım. Bu vaazlarım görevden alındığım 18 Aralık 1981 den  hemen öncesine kadar 72 hafta fasılasız olarak devam etti. Genelde Hutbelerimde  20 dakikada işlediğim konuları 1-1.5 saatlik vaazlar halinde sunuyordum. Bendeki son vaaz bantı 1 Kasım 1981 tarihli olup Selam/Barış konuluydu.
Marmara Bölgesi Din Görevlileri Federasyonu

Rahmetli Duran Kömürcü kardeşimiz Türkiye Dîn Görevlileri Federasyonu’ndan ilham alarak bölgesel nitelikli Marmara Bölgesi Dîn Görevlileri Federasyonu’nu kurmuş ama etkinleştirememişti. Beni nasıl ikna etti hatırlayamıyorum ama bu federasyonu benim üzerime adeta yıkmıştı. Adından başka bir varlığı hatta bir merkezi bile yoktu.

 İşgal edilmiş olan Eminönü Yeni Cami Müvakkithanesini tahliye ettirip merkez edinebilmek için bir hayli uğraşı vermiştim. Şimdilerde sahip olduğum tek anım burasını federasyonumuza resmen tahsis ettirebilmek için Eminönü kaymakamlığına sürekli gidişimdi. Bir gün kaymakam bey bana ‘Tacil/acele ediyorsun’ deyince, sayın kaymakamın ‘tacil değil takip ediyorum ama takdir buyurursunuz her takip de tacili içerir’ demiştim. Burada bilvesile ifade edelim, takip edilmeyen işler zamanında sonuçlandırılamaz. Hatırlayalım, Peygamberimiz s.a. “Allah katında amellerin en faziletlisi az da olsa devamlı olanıdır,”buyurur. Devamlılığın bir anlamı da takip değil midir?
Bir Şeyler Yapabilirdik

Marmara Bölgesi Din Görevlisi Federasyonu’nun adını kullanarak bir şeyler yapabilir miydik? Halis niyetli olduğumuz için Rabbimin yönlendirmesi gecikmedi. Süleymaniye Camii’nde öğle ile ikindi arasında devam edecek Pazar vaazlarını başlatma kararını aldım. ‘Aldım’ diyorum keşke ‘aldık’ diyebilseydim, çünkü yalnızdım ve danıştığımda olumlu katkılar alamıyordum. İstanbul’umuzda bilinen ve çevresi olan hoca arkadaşlarımızı ve katkı vermeleri için bazı etkili müftülerimizi programa dâvet ettim. Ne yaptığımızı iyice hatırlayamıyorsam da bazı yayın organlarında ve Cuma hutbelerinde duyurular yaptırmış olmalıyız. Başlayan işler yürür. Teşebbüsümüz umumi bir kabul gördü. Pazar vaazlarımız tuttu. Cemaatimiz doldu taştı. Çünkü zaman genişti. Bir iki konuşmaya yetişemeyen diğerlerine yetişebiliyordu. Dinlemek için hocalarımız arasında tercih de yapılabiliyordu. Üstat Kur’ân okuyucularımızı dinlemek imkânı da vardı. İlk başlarda davetimizi kabul de tereddüt geçiren karilerimiz ve hocalarımız umumi ilgiyi görünce davet beklemeye başladılar.
Allah’ın Lütfuyla Yenilikçi ve Girişimci Bir İnsanım

Bütün nimetler Mevlâmızdandır kaydını burada da koyarak ifade edeyim yenilikçi ve girişimci bir insanım. Son dönemlerde bu anlamda İslâm ve İnovasyon (yenilikçilik-girişimcilik) konulu bir makale yazdım ve görüntülü bir program çektim. Yapılmayanı yapmak isterim. Başkalarının yaptığını da farklı yapmak isterim. Bu özelliğim hutbelerimde ve diğer konulu kitaplarımda görülebilir. Arkanızda siyasî veya cemaat yapısı olmaksızın elli yıldır ayakta kalmanın ve kabul görebilmenin bir sırrı da bu olsa gerek. Kendileriyle yıldızlarımızın barışık olmadığı guruptan Prof. Dr. Ömer Faruk Harman hoca kardeşimiz bir sohbetimizde bana şöyle deyiverdi:

  • Bakıyorum da başkalarının giremediği konulara giriyorsun, İslâm’a Göre Cinsel Hayat’tan sonra şimdi de Kur’ân ve Sünnet Işığında Cariyeler ve Sömürülen Cinsellikleri isimli kitabın… Hutbelerinin farklılığı zaten biliniyor.



Pazar Vaazları programımız tutunca, beğeni kazanabilecek böylece programlarımıza renk katıp cazibe kazandırabilecek bir yenilik için düşünmeye başladım.
Bütün İlimler Yaratılan ve İndirilen Âyetlere Dayanır

Biz Kur’ân ve Sünnet insanıyız. Allah’a iman temelinden hareket etme koşuluyla bizler İslâmî ilimlerle diğer ilim dalları arasında ayırım yapmayız. Çünkü sosyal ve teknolojik ilimler dahil bütün ilim dalları ya Yaratılan âyetler olan maddî varlıklara veya İndirilen âyetler olan Kurân âyetlerine  dayanır.

Bilinmesi gerektiği üzere insanlar, cinler ve melekler dahil zerreciklerden galaksilere, tek hücrelilerden fillere ve de tekillerinden türlerine kadar her bir varlık Yaratılan âyettir. Allah’ın vahiy meleği Cibril aracılığıyla Hz. Muhammed’in kalbine söz ve mâna olarak indirdiği yasalar manzumesi olan Kur'ân’ın bildiri ve hüküm içeren her bir cümlesi de İndirilen ayettir. Yaratılan ve İndirilen âyetlerin her biri ise Allah’ın varlığı, birliği, sonsuz bilgisi ve sınırsız kudretine delil/belgedir.
Cami ile Üniversite Barışık Değildi

Rabbinizin yardımını dileyerek tefekkür eder/düşünürseniz ilâhi yardım da gelir. Cami le Medrese arasında değilse bile Cami ile Üniversite arasında bir kopukluk vardı. Birbirlerinin rakipleri imiş gibi algılanıyor ve algılatılıyordu. Bu durum günümüzde de devam etmektedir. Oysa hakikat böyle değildi. Bu iki kurumumuzun barıştırılması hatta özdeşleştirilmesi gerekiyordu. Aralarında köprü olabilecek insanlarımız da vardı. Bilinen ve bu günlerde adına Üniversite kurulan değerli iktisadçımız Pof.Dr. Sabahattin Zaim hocamız ile tıpçımız Prof. Dr.Asaf Ataseven ilk aklımıza gelen hocalarımız oldu.

Sabahattın Zaim İslâm İktisadı denilince ilk akla gelen isimdi. Mümindi, namazlıydı, ahlak-ı hamîde sahibiydi, gayretli bir Müslümandı, üstelik beni de takdir ve taltif eden cemaatimdi. Hocamızı çağırdık ve cemaati olduğu Süleymaniye Camii Kürsüsü’ne çıkardık. Biz ilahiyatçı hocalardan daha fazla vakıf olduğu Zekât konusunu hocamıza anlattırdık. Sabahattin hocamızdan önce veya sonra Asaf hocamızı da Kürsüye çıkardık. Oda bilinen mümin bir insandı ve secde ehli bir alimdi. O da Süleymaniye kürsüsünden cemaatimize sağlık açısından Orucu anlattı.

Burada kaydetmek gereğini duyduğum iftihar edilebilecek husus ne Diyanet camiamız ve ne de cemaatimiz bu durumu yadırgadı. Aradığımız imanlı ve bilgili insanlardı. Halkımız bilakis inançlı üniversite hocalarımıza daha içten davranır.

Biz bu atılımı yaptık ve başardık. Diyanet İşleri başkanlığımız (Prof. Dr.) ünvanlı İlahiyatçılarımızı İl müftülüklerine atadı ama açtığımız çığıra sahip çıkamadı. Çünkü bizim dışlayıcı ve ötekileştirici olan laikliğimiz Cami-Üniversite yaklaşmasına sıcak bakmaz ve alan açmaz.

Bakmaz ve açmaz da Diyanet’i yönetimine alan siyasi kadrolarımızın ve onların tayin ettiği yetkililerimizin de bazı tabuları yıkması gerekmez mi? Bu din yalnız Ali Rıza Hocanın mıdır?

Süleymaniye Camii görevimden alınıncaya kadar Üniversite hocalarımızla birlikte Pazar vaazlarımız devan etti. Toprak hangi tohumu bitirmedi ki Mevlâmızın rızası için atılan adımları tohumlaştırıp yeşertmesin.

Allah'ın rızası hedeflenerek yapılan işler bereketli olur. 1981 da Süleymaniye Camiinde başlayan ve öğle ile ikindi arasında devam eden pazar vaazları tam 39 yıldır devam ediyor ama Emrullah Hatiboğlu kardeşimin gayretleriyle Sultanahmet Camiinde. Daha sonraki yıllar da ben de birkaç defa Sultanahmet camii programlarına katıldım.

Rabbimden dileğim bu programların daha nice 39 yıl devam etmesidir. Nasıl dilemeyeyim ki Allah şanını artırsın Sevgili Peygamberimiz hayra öncülük eden kişilerin sebep oldukları hayır yapıldıkça yapanlar gibi ecir alacaklarını müjdelemektedir. “

“Bir Kuşlık Vakti”nde Güzel Kul Olma Mücadelem İstanbul 2020, sayfa317-321

Ali Rıza DEMİRCAN
http://www.alirizademircan.net/cami-universite-is-birligi-20-801h.html



Sexual Life According To Islam İSLAMA ƏSASƏN SEKSUAL HƏYAT СЕКСУАЛЬНАЯ ЖИЗНЬ СОГЛАСНО КАНОНАМ ИСЛАМА ئىسلامدا جىنسىي تۇرمۇش بيان حكم استرقاق الأسيرات و الاستغلال الجنسي لهن في ضوء القرآن والسنة
yukari_cik
Ana Sayfa | Biyografi | Eserleri | Cuma Hutbeleri | İnceleme Makale | Güncel Konular | Haberler | İletişim