Vicdanî Red Hakkı

Vicdanî Red Hakkı
İnancımız gereği vicdanî ret konusu, kişinin yalnızca dünya hayatını değil âhiret hayatını da yakından ilgilendirmektedir. Bir diğer anlatımla vicdanî ret mevzuu özellikle laik hukuk yönetimli toplum düzeninde yaşayan İslâm insanı için büyük bir önem arzetmektedir.

 Vicdanî Reddin Tanımı

“Vicdani ret, inancın zorunlu gereklerini yerine getirmek amacıyla kanuni bir yükümlülük olan askerlik hizmetinden kaçınmaktır.”

Vicdanî Reddin Önemi ve Âhiret Hayatıyla Bağlantısı

Bilinmesi gerektiği üzere Âhiret Hayatı’na; iradeli olarak yaşadığımız bütün hayatımızdan sorgulanacağımıza; Cennet’le mükâfatlandırıp Cehennem’le cezalandırılacağımıza îman İslâm’ın inanç esaslarından biridir.

İnancımız gereği vicdanî ret konusu, kişinin yalnızca dünya hayatını değil âhiret hayatını da yakından ilgilendirmektedir. Bir diğer anlatımla vicdanî ret mevzuu özellikle laik hukuk yönetimli toplum düzeninde yaşayan İslâm insanı için büyük bir önem arzetmektedir.

Konuya İslâm ve demokratik toplumlar açısından ayrı ayrı bakmaya çalışacağız.

İSLÂM ÜLKESİ/ İSLÂN TOPLUMU

Savaşın Meşriyet Sebepleri

Kur’ân-Sünnet, ortak akıl ve bilimsel verilerin egemen olacağı İslâm Toplumu inanç toplumudur. Kur’ân’ın Mümtehine sûresinin 8-9.uncu âyetlerinde özetlendiği üzere Müslüman olup İslâmî çizgide yaşadığımız için bizimle savaşan veya İslâm yurdunu işgale kalkışan ya da mütecavizlerle ittifak oluşturanlar, bize fiilen savaş açmış düşmanlardır:

Şanı Yüce olan Allah, İslâmî inanç ve yaşantınızdan ötürü sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan sürüp çıkarmayan kişiler ve topluluklara iyilikler yapmanızı ve adaletli davranmanızı yasaklamaz, çünkü Allah adalet uygulayanları sever. Allah, Dîniniz sebebiyle size karşı savaşan, sizi yurdunuzdan sürüp çıkaran ve] sürülüp çıkarılmanız için yardım edenleri veli edinmenizi (sizi temsil ve adınıza işlemler yapabilir konuma getirmenizi) yasaklar; çünkü onları veli edinenler (kendilerine ve toplumlarına) zulmedenlerdir.”

Bu şartlar oluştuğunda savaş farz olur. Bakara 191 de şöyle buyrulur:

Sizinle savaşanlarda Allah Yolunda siz de savaşın. Ama aşırı gitmeyin. Allah aşırı gidenleri elbette sevmez.”

Meşru Savaşa Katılmak Farzdır

Savaş açanlarla Allah’ın koyduğu sınırları koruyarak savaşmak, -istensin veya istenmesin- İslâm ülkesi vatandaşları olan müslümanların farz görevleridir. Bu gibi durumlarda hiçbir şekilde savaşa katılmama anlamına vicdanî ret söz konusu olamaz.

Başlayan savaştan veya cepheden kaçmak ise en büyük yedi günahtan birini oluşturur.

Peygamberimiz büyük günahları öğreten bir hitaplarında ‘Felakete götürücü yedi büyük haramdan sakının.’ buyurur ve bu yedi büyük haramı şöylece açıklar:

Allah’a ortak koşmak, Sihir yapmak, İslâm Hukuku’na göre ölüm cezası verilen kişiyi sorumlu bir görevli olarak öldürmenin dışında Allah’ın (öldürülmesini) haram kıldığı bir insanı öldürmek, Faiz alıp-yemek, Yetim malını yemek, Emel ve eylem olarak zinadan uzak mı uzak olan mümin kadınlara zina iftira etmek ve İnançlar çizgisinde özgürce yaşanılan vatanının korunması uğrunda yapılan savaşta ve savaş günlerinde ordudan kaçmaktır.”

Meşru Savaştan Kaçınmak Dünyada ve Âhirette Zarara Uğramaktır

a.Vicdanî red, İslâm Toplumu’nda yasal düzene aykırılıktır; sosyal bazı hakları yitirmedir. Başlattığı Tebük seferine tembellikleri sebebiyle katılmayan üç sahâbiyi Peygamberimizin toplumdan tecrîd emesi ve onlarla konuşma ve sosyal ilişkiler kurma yasağı getirmesi, değinilen hakları yitirmenin örneği ve belgesidir.

b.Vicdanî ret, tövbe edilmediği sürece de Cehennem’e yol açmaktır. Tevbe sûresinin 38. âyetinde şöyle buyrulmaktadır.

Ey inananlar, size ne oldu da Allah yolunda savaşa çıkın dendiği zaman olduğunuz yerde mıhlanıp kaldınız. Âhireti bıraktınız da dünyâ yaşayışına mı râzı oldunuz? Fakat dünyâ hayatının faydası, âhirete nispetle pek azdır.”

Savaş Gayr-ı Meşru Olursa… Karşı Çıkılmalı mıdır?

Burada sorulması gereken şudur. İslâm Ülkesi yönetimleri yukarıda açıklanan üç kırmızı çizgi ihlâl edilmeksizin; bir diğer anlatımla savaşa katılma farz olmaksızın ırkçılık uğruna veya emperyalist emellerle ya da sömürücü işgalci müttefiklerle“ başlatılacak savaşa, Müslüman vizdânî red hakkını kullanarak karşı çıkabilir mi? Çıkmalı mıdır?

Çıkılmalıdır

Yönetime İtaat Marûf’tadır

Yönetime itaat Marûf’ta yani Alllah’ın, olgun aklın ve bilimsel verilerin gerektirdiği işlerde olur. Allah, Peygamberine itaati bile Mârûf’a bağlamış, Peygamberimiz de itaatin ancak Marûf’ta olacağını bildirmiş, Mârûf niteliği taşımayan buyruklara itaat edilemeyeceğine vurgu yapmıştır.

Münker’e Karşı Çıkmak Görevdir

Kur’ân’da Rabbimiz, İslâm’ın ve ortak aklın ret etiği Münker’e karşı çıkılmasını da emrettiği, Peygamberimiz de “En büyük cihadın zalim yöneticilere ve yönetimlere karşı hakkı haykırmak olduğunu “ duyurduğu için Müslüman, -İslâmî de olsa- yönetimin haksız buyruklarına karşı çıkmalıdır.

Sivil İtaatsizlik de Vazifedir

Bir diğer anlatımla sivil itaatsizlik de İslâmî görevimizdir. Emevilere karşı bu görevi örneklendirmiş pek çok sahabî ve Tâbiîn vardır.

İlmî kanaatimizce göre İslâm Tarihi boyunca bu hak kullanılabilseydi cihad görünümlü fakat hakikatte ganîmet amaçlı birçok savaş yapılamaz, insanlar köleleştirilemez ve kadınlar da odalıklaştırılamazdı.

Zimmilere Vicdanî Red Hakkı Tanınmıştır

Burada değinmemiz gereken önemli bir husus da şudur:

İnsanlar inançları gereği meşrûiyetine inanmadıkları bir savaşa katılmak istemeyecekleri için İslâm Toplumu’nun -zimmî statülü- gayr-i müslim vatandaşları Müslümanlar gibi savaşmakla yükümlü tutulmamışlardır. Güncel ifadeyle onlara ilkesel olarak vicdanî red hakkı verilmiştir.

DEMOKRATİK LAİK TOPLUM

Yaşadığımız dünyada Müslümanların bir bölümünün jakoben laik, diğer bir bölümünün de demokratik laik toplumlarda yaşadıkları bir gerçektir.

Kararlar Gayr-ı Meşrû Olabilir

a. Böylesi toplumlarda İslâmî ilkeler gözetilmeyeceğinden alınacak savaş kararları İslâmî açıdan meşru olmayabilir. Hattâ zulüm, dolayısıyla haram nitelikli olabilir. Böylesi bir savaşa katılarak öldüren kişi –Müslüman bile olsa-Allah’ın rızasını kazanan gâzi değil katil olur; Cennetlik şehîd değil, ebedi varlığına kıyan Cehennemlik yakıt olur. Çünkü Kur’ân’ın açıklamasına göre zulüm olduğunu bilerek bir Müslümanı öldüren kişinin cezası ebediyen Cehennemlik olmaktır. İnancı ne olursa olsun bir insanı öldürmek de bütün insanlığı öldürmek gibi Cehennem’e yamanmaktır.

Kararlar Meşrû da Olabilir

b.İslâm’a saygılı laik demokratik toplumlarda, yurdumuza haksız bir savaş açılması gibi sebeplerle alınacak savaş kararları ise İslâm nazarında meşru olur. Bu gibi meşru savaşlar ise zulme direnme olduğu için öldürme sevap kazandırır. Öldürülme de şehit kılarak Cennet’e götürür.

GÜNDEM

Gündemimize gelince… Biz sınırları iyi belirlenmek koşuluyla askerliğe değil ama savaşa katılmayı red anlamına Vicdanî Red hakkının tanınması görüşündeyiz. Halkı Müslüman ama yönetimleri demokratik laik olan ülkelerde alınacak savaş kararlarının bir bölümü meşru olmayabileceği ve bu sebeple Âhiret hayatını doğrudan ilgilendirdiği için bu hakkın tanınmasına en ziyade bilgili ve bilinçli Müslümanlar muhtaçtır. Çünkü Müslümanlar, inançları farklı da olsa dünyanın her hangi bir bölgesinde zulme uğradıkları için –Allah- diyerek yardım isteyen insanlar için savaşa girebilirler, ama etnik temelli ve çıkar amaçlı kirli savaşlara katılamazlar. Sulh ortamında yasallaştırılacak Vicdani Ret hakkının karar mekanizmalarını olumlu yönde etkileyeceği unutulmamalıdır.

*Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Vicdani Red hakkını AİHS m. 9’da düzenlenen inanç özgürlüğü kapsamında değerlendirmekte ve korumaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. Maddesi:
  1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.
  2. Din veya inancını açıklama özgürlüğü ancak kamu güvenliğinin, kamu düzenin, genel sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle ve yasayla sınırlanabilir.

Kur’ânî Sulh İlkeleri

Barışçı Olmak

Rabbimiz bizim barışçı olmamızı emretmektedir:

Ey îman edenler! Topluca barışa yönelin. Şeytanın bozguncu adımlarını izlemeyin, zira o sizin apaçık düşmanınızdır. Hakikatin birlikteliği sağlayıcı bütün delilleri size geldikten sonra tökezlerseniz, Allah’ın karşı konulamaz kudret sahibi olduğunu ve yerli yerinde emirler verdiğini bilin.”(Bakara 208-9)

İslâm karşıtları/saldırganlar barışa eğilim gösterirse sen de göster ve Allah’a güven. Hiç şüphesiz O, Kapalı kapılar ardında konuşulan sözleri duyan, yapılanları da görendir.”(Enfal 61)

Barış İçin Arabulucu Olmak

Rabbimiz barışçı olabilmemiz için arabulucu olmamız gereğini bize öğretmekte ve vazife olarak da omuzlarımıza yüklemektedir. Kurân’ımızda şöyle buyrulur:

Bütün müminler kardeştir. (Fert veya toplum olarak çeliştikleri ve çatıştıkları zaman) iki kardeşinizin arasını bulun ve huzur iklimine girebilmeniz için Allah(ın barışa yönlendirici emirlerine aykırılık) tan korunun.”

Saldırganla Savaşmak

Şanı Yüce Rabbimiz, barışa yanaşmayarak ve arabuluculuğa karşı çıkarak saldırganlığını sürdürmek isteyecek tarafa karşı mazlumdan yana tavır koyup savaşmamızı da şöylece emretmektedir:

Müminler içinden iki grup çatışır/savaşırlarsa onlar arasında barışı sağlayın. Siz barışı sağlamaya çalışırken bu iki gruptan biri diğerine haksız bir şekilde saldırırsa Allah'ın barış buyruğuna boyun eğdirinceye kadar, saldırgan tarafla siz de savaşın. Saldırganlıktan vazgeçerlerse aralarını adalet ölçülerini uygulayarak bulun. Bu arada adil paylaşımı da sağlayın, çünkü Allah, adil paylaşım yapanları sever.” (Hucurat 9)

Saldırganla Barış Yapmamak

Saldırgana karşı savaşılırken ödün de verilmemeli, kararlılık gösterilmelidir. Açıkçası saldırılar sürdürülürken barış da istenmemelidir. Rabbimiz şöyle buyurur:

Allah’ın koyduğu sınırlar içinde ve üstün konumda savaşırken, korkup gevşemeyin ve barış için yalvarıp yakarmayın. Allah sizinle beraberdir ve O, yaptıklarınızın karşılığını eksiltmeksizin tam olarak da verecektir.” (Muhammed 35)         

Barışı Hukuki ve Sosyal Adaletle Sağlamak

Saldırgan taraf barışa dönüş yaparsa -el etek öperek değil- ama hukukî ve sosyal adaleti uygulayarak barış sağlanmalıdır. Çünkü Sulh’un pek hayırlı olduğunu açıklayan (Nisa 128-9) Rabbimiz, yöntemini de şöylece açıklanmıştır:

…(Çelişip çatışanların) aralarını adalet ölçülerini uygulayarak bulun. Bu arada adil paylaşımı da sağlayın…”(Hucurat 9. Kıst’ın pay anlamı düşünülmelidir.)

Hukukî ve sosyal adalet temel haklar ve özgürlükleri içerdiği gibi ülke imkânlarından görev-hak dengesi içinde paylaşımı da içermektedir. Değinilen haklar ve özgürlüklerin Din hürriyeti yanı sıra Dil özgürlüğü ve eğitimini içerdiği de açıktır. Çünkü Dil farklılığı, Allah’ın, bilgisi ve kudretinin belgesi olarak sunduğu bir nimettir:

 “Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da Allah'ın varlığın ve yaratıcılığını gösteren belgelerdendir. Bu farklılıkta bilgi ve bilinç sahipleri için gerçekten alınacak ibretler vardır.” (Rûm 22)

Peygamberimiz Kur’ânî Sulh İlkelerini Uygulamıştır

Peygamberimiz yukarıda Kur’ân âyetleri ile özetlenen ilkelerin bütününü uygulayıp örneklendirmiştir. Hudeybiye anlaşması yalnızca bazı pratik örnekleri içermektedir. Meselâ O, anılan anlaşmada barış görüşmeleri yapılırken kısa süreli yararlar değil uzun vadeli amaçlar gözetmiştir. O, anlaşma metnine ”Allah’ın Peygamberi” olarak yazılmasına karşı çıkılmasını bilekabul etmiş, böylece kendisi dahil kişiler üzerinden değil ilkeler üzerinden görüşmeler yapılması gereğini öğretmiştir.

Ara buluculuğun Erdemi ve Arabozuculuğun Yıkıcılığı

Yazımızı, Peygamberimizin, ara buluculuğun erdemini ve arabozuculuğun yıkıcılığını bildiren bir hadisiyle bağlayalım.

Allah Şanını artırsın O, sahâbilerine öğretmek amacıyla sorar:

- Size (farz olanların dışındaki ) namaz, oruç ve zekât derecesinden daha üstün/daha sevaplı bir amel öğreteyim mi? “Evet, evet öğret Ya Resûlellah!” denildiğinde ise şöyle buyurur:

- Sözünü ettiğim amel, ihtilaflı kişileri-toplulukları uzlaştırmaktır. Ara bozmak ise kökten kazıyıcıdır. Saçın kökünü kazır demiyorum ha! Dînin (öğütlediği îman, ahlâk, adâlet va barış hayatının) kökünü kazıyıcıdır. (Tirmizî, Kıyame 57)

Ali Rıza DEMİRCAN
https://www.youtube.com/watch?v=qvQrHwLXI0I


Ali Rıza DEMİRCAN
http://www.alirizademircan.net/vicdani-red-hakki-5-502h.html



Sexual Life According To IslamİSLAMA ƏSASƏN SEKSUAL HƏYATСЕКСУАЛЬНАЯ ЖИЗНЬ СОГЛАСНО КАНОНАМ ИСЛАМАئىسلامدا جىنسىي تۇرمۇشبيان حكم استرقاق الأسيرات و الاستغلال الجنسي لهن في ضوء القرآن والسنة
Ana Sayfa | Biyografi | Eserleri | Cuma Hutbeleri | İnceleme Makale | Güncel Konular | Haberler | İletişim