Temel Haklar ve Hürriyetlerimizi Korumak İlâhî Görevimizdir

Temel Haklar ve Hürriyetlerimizi Korumak İlâhî Görevimizdir
Yüce Allah, hayatlarını ibâdetleştirerek yaşamaları görevini yükleyeceği için insanları haklar ve hürriyetlerle donatarak yaratmıştır. Koruma duygusuyla birlikte verilen bu haklar ve hürriyetler, Peygamberler aracılığıyla tebliğ edilmiş ilâhî şerîatlerle de korunmuştur.

Yüce Allah, hayatlarını ibâdetleştirerek yaşamaları görevini yükleyeceği için insanları haklar ve hürriyetlerle donatarak yaratmıştır. Koruma duygusuyla birlikte verilen bu haklar ve hürriyetler, Peygamberler aracılığıyla tebliğ edilmiş ilâhî şerîatlerle de korunmuştur.

Şerîatleri içeren her bir semavî din gibi İslâm dini de bütün haklar ve özgürlükleri ve de bunların kaynaklarını oluşturan: canı, aklı, dini, ırzı ve malı korumayı amaçlamıştır.

İlâhî emirler ve yasaklara uyarak bu beş ana kaynağı ve bu kaynaklara dayalı diğer bütün temel haklar ve hürriyetlerimizi korumak görevimiz olduğu gibi, çiğnenmeleri halinde haklarımızı aramak ve almak, böylece suçluların cezalandırılmasını sağlamak da vazifemizdir.

Haklarımız ve hürriyetlerimiz devredilemez görevimizdir

Yükümlülüğümüzün gereği yapılamadığı için olacak ki, yaşadığımız toplumda can ve mal dokunulmazlığımız, vicdan-din ve düşünceyi ifade hürriyetlerimiz, maddî ve manevî güvenliğimiz, eğitim-öğretim hakkımız, seyahat özgürlüğümüz... ve özel hayatımızın gizliliği hakkımız çiğnenebilmektedir.

Hiç şüphesiz haklarımız ve hürriyetlerimiz gasbedilemez hakkımız ve devredilemez görevimizdir.

Yüce Kitabımız Kur'ân-ı Kerim'in Hac Sûresi'nin 39. âyetinde, zulme uğratılarak hakları ve hürriyetleri çiğnenen kimselere silahlı savaş dahil çok yönlü mücadele izni verilmiştir. Bakara Sûresi'nin 190 ve 191. âyetlerinde ise mütecavizlere kullandıkları yöntemlerle karşılık verilmesi emrolunmuştur.

Haklar ve hürriyetler içerisinde vicdan ve din hürriyetine özel bir ilgi gösterilen Kur'ân-ı Kerim'de, dini kabul ettirmek için zora başvurulumayacağı gibi, yaşanılmasını engellemek için baskılar yapılamayacağı da belirlenmiştir. Engelleyici baskıların ve zulümlerin ölümden beter bir terör olduğu vurgulanmıştır.1 Bakara Sûresi'nin 193. âyetinde de şöyle emir buyrulmuştur:

"Baskı ve zulüm kalmayıncaya ve cezalandırılma korkusu olmaksızın, Allah'a ibadet edilinceye kadar, lanetli zâlimlere (uyguladıkları yöntemlerle) karşılık verin. Yaptıkları baskılar ve zulümlerden vaz geçerlerse çatışmayı siz de bırakın. Zira düşmanca eylemler, ancak bilinçli zâlimlere karşı yapılabilir."

Sunulan genel nitelikli Kur'ânî ölçüler ve emirleri sevgili Peygamberimizin hadisleriyle somutlaştırarak şöylece örneklendirebiliriz.

Hz. Ebu Hüreyre (R.A.) anlatıyor.

Bir adam çıkageldi ve Hz. Peygamber'e şöyle sordu:

- Herhangi bir kişi gelir, malımı almak isterse ne yapmamı önerirsiniz Ya Rasulullah?

- Ona malını verme.

- Benimle vuruşmaya kalkarsa...

- Sen de vuruş.

- Ya beni öldürürse...

- Şehit olur (Cennet'e gidersin)

- Ya ben onu öldürürsem...

- O, Cehennem'e yuvarlanır.2

Mal ve can dokunulmazlığının korunması için nebevî sünnette gösterilen bu duyarlılık, diğer temel haklar ve hürriyetlerle ilgili olarak da gösterilmekte, bu uğurda mücadele verilmesi meşrulaştırılıp, öğütlenmektedir.

Peygamberimiz şöyle buyururlar:

"Dinini korurken öldürülen şehittir. Malını muhafaza ederken öldürülen şehittir. Aile fertlerini savunurken öldürülen şehittir. Canını korurken öldürülen şehittir. Herhangi bir hakkı çiğnenirken öldürülen de şehittir."3

Başkalarının hakları ve hürriyetleri de korunmalıdır

Sunduğumuz hadislerle temel haklar ve hürriyetler uğruna tadılacak ölümün Cennet'le taçlandırıcı şehitliğe erdireceği açıklanırken, bu yolda mücadelenin meşruiyeti ve önemi de vurgulanmış olmaktadır.

İyice bilinmelidir ki vurgulanan yalnızca bizim haklarımız ve hürriyetlerimizin korunması değildir. Mütecaviz olmayan diğer bütün insanların ve de tüm diğer Müslümanların haklarının ve hürriyetlerinin de korunmasıdır. Zira İslâm da inanç ayırımı yapılmaksızın adâlet emredilmiştir? Stratejiler insana saygı ve yarar ilkesine dayandırılmıştır. Din ve akıl dışı münker uygulamalarla mücadele, kimlerden kaynaklandığı ve kimlere karşı yapıldığına bakılmaksızın emrolunmuştur. Saldırganların uğrayacağı zararların tazmin edilmeyeceği ilkesi ise, bütün mütecavizler için konulmuştur.4

Bu sebeple yaşadığımız toplumda failî meçhul cinayet, gasb-soygun, mahkeme kararı olmaksızın göz altı-işkence, haksız sürgün-ihrac, ibâdet ve eğitim engeli, keyfi hak kısıtlamaları ve benzerleri gibi hak ihlallerini bizzat yaşadığımızda tavır koymalıyız. Başkalarının yaşadığını gördüğümüz veya duyduğumuzda ise, mağdurun inancı ve etnik kimliğini araştırmaksızın tepki göstermeliyiz.

Gücümüz ölçüsünde eyleme geçmeli; telefonlarımızı, fakslarımızı çalıştırmalıyız. Medyayı bilgilendirmeliyiz. Yetkilileri göreve çağırmalıyız. Sivil örgütleri uyarmalıyız. Parlamentoyu ikazlarımızla etkinleştirmeliyiz. Yapılacak veya tarafımızdan organize edilecek meşru toplantılara, panallere ve açık oturumlara katılmalı, toplumsal duyarlılığı arttırmalıyız? Şahıslarımızla ilgili durumlarda ise ilave olarak yargıya başvurmalıyız. Bütün bunları yapmalıyız ki bizler haklarımızı alırken, suçlular da cezalarını bulsun.

Birliktelik içinde koruyacağız

Nefsi müdafa dışında bizler, fizik güçlerimizle ve bizzat ihkak-ı hak metoduyla haklarımızı aramıyacağımıza ve bu durum hukuk devleti ilkesiyle de bağdaştırılamayacağına göre, fertler olarak elbette bir kısmına değindiğimiz meşru eylemleri yapacağız. Ancak bazılarımız değil, herbirimiz yapacağız ve de elbirliğiyle yapacağız. Elbirliğiyle yapacağımız atılımlar bizleri hedeflenen sonuçlara erdireceği gibi Allah'ın rızasına ve armağanlarına da ulaştıracaktır. Zira Kur'ân-î Kerim ebedî nimetlere erecek kulların bir özelliğini de şöylece açıklamaktadır:

"Onlar bir zulme uğratıldıkları zaman elbirliğiyle karşı koyarlar."5

* * *

Bizlerin, diğer bütün insanların ve de tüm Müslümanların hakları ve hürriyetleri Yaradan tarafından verildiği için kutsaldır. Onları totaliter rejimlere, jakoben (baskıcı) yönetimlere, sömürücü egemen güçlere, mafyalara ve kişisel tecavüzlere karşı korumak İslâmî görevimizdir. Rabbimizin huzurunda sorgulanacağımız sorumluluğumuzdur.

Cuma Mesajı'mızı hadislerle bitiriyorum:

["İnsanlardan duyacağı korku sakın ha sizlerden birinizi tanık olduğu gerçeği dile getirmekten alıkoymasın. Zira gerçeği haykırmak ne ölümü yaklaştırır, ne de rızkı uzaklaştırır."

"(İyice biliniz ki) Aşağılandığı ve haklarına tecavüz edildiğinde Müslüman kardeşini gıyabında savunan kişiyi Allah Cehennem'den koruyacağını va'detmiştir."]6

1- Bakara 156, 217

2- Et-Tac 3/17

3- Mişkatül - Mesabih Hn. 3529

4- Maide 8, Mücadele 9, Et-Tac 3/17-20

5- Şura 39

6- Mecmeuz - Zevaid 7/265, 8/95



Ali Rıza DEMİRCAN
http://www.alirizademircan.net/temel-haklar-ve-hurriyetlerimizi-korumak-ilahi-gorevimizdir-4-234h.html



Sexual Life According To IslamİSLAMA ƏSASƏN SEKSUAL HƏYATСЕКСУАЛЬНАЯ ЖИЗНЬ СОГЛАСНО КАНОНАМ ИСЛАМАئىسلامدا جىنسىي تۇرمۇشبيان حكم استرقاق الأسيرات و الاستغلال الجنسي لهن في ضوء القرآن والسنة
Ana Sayfa | Biyografi | Eserleri | Cuma Hutbeleri | İnceleme Makale | Güncel Konular | Haberler | İletişim