Namaz Bütün Peygamberlerin Ortak İbadetidir

Namaz Bütün Peygamberlerin Ortak İbadetidir

İki bölümlü bu çalışmada yalnızca Kur'ân'dan hareketle namazın insanlık tarihi kadar eski, fakat Kıyamet Günü'ne kadar da kalıcı olduğuna değineceğiz. Birinci bölümde namazla ilgili olarak Peygamberlerden genel, ikinci bölüm de ise özel misaller vereceğiz.



KURÂ'N'IN AYDINLIĞINDA NAMAZIN TARİHİ

 Gökler ve yer biz insanlar için, bizler de Allah'a ibadet için yaratıldık.

Bütün Peygamberlerin ortak tebliği olan İslâm, nasıl ibadet edileceğini öğretmek için gönderildi.1

 İslâm Dini'nin son Peygamberi Hz. Muhammed'in örneklendirdiği Kur'ânî emirler ve yasakların her birine itaat ibadettir. Yüce Allah'ımızın, elçisi Hz. Muhammed'in bizzat öğretip misallendirdiği Kur'ânî emri olduğu için Namaz ibadettir, fakat bütün hayatın ibadetleştirilmesi için gerekli olan enerjiyi de üreten ve İslâmî îmana belge olan ibadettir.

   Kur'ân'a göre bütün insan topluluklarına peygamber gönderildiği için Namaz insanlığın bildiği fakat tahrif ve zayi ettiği ibadet olmuştur.2

    İki bölümlü bu çalışmada yalnızca Kur'ân'dan hareketle namazın insanlık tarihi kadar eski, fakat Kıyamet Günü'ne kadar da kalıcı olduğuna değineceğiz. Birinci bölümde namazla ilgili olarak Peygamberlerden genel, ikinci bölüm de ise özel misaller vereceğiz.

 Birinci Bölüm

 Namaz İlk Peygamberle Başladı

 

I- Kur'ân'ın işaretlerine göre ilk insan ve ilk Peygamber Hz. Âdem'dir. İlk yerleşim merkezi Ümmül-Kura olarak nitelenen Mekke'dir. İbadet için kurulan ilk mabet de Mekke'deki Kâbe'dir.3 Buradan hareketle ilk Mabet olan Kâbe'nin ilk insan ve Peygamber olan Hz. Âdem tarafından ibadet için kurulduğunu anlayabiliyoruz. Ancak onun tarafından yapılan ibadetin namaz olduğu hakikatini ise aşağıda ilk örneği açıklanacak birbirlerini doğrulayan Kur'ânî işaretlerden kavrayabiliyoruz.

  

Kâbe'nin Kur'ân'da tekrarlanan adı Beyt'tir; el-Beyt, el-Beytül Muharrem, el-Beytül-Atîk. Kâbe'nin iskân için değil, ibadet için bir diğer anlatımla namaz için inşa edildiğini dolayısıyla ilk mabette yapılan ibadetin namaz olduğunu Hz. İbrahim'in dilinden öğreniyoruz:

 

"Rabbimiz! Ben neslimden bir kısmını, 'namazı dosdoğru kılmaları',Senin Muharrem/saygın Beytinin yanında ekinsiz bir vadiye yerleştirdim.

Rabbimiz! Sana şükretmeleri için İnsanlardan bir kısmının kalplerini onlara meylettir ve onları her türden ürünlerle rızıklandır."4

 

Bu âyette Hz. İbrahim, zürriyetini; eşi Hacer'le küçük oğlu İsmail'i ve onların ardından gelecekleri ekinsiz bir araziye; el-Beytül-Muharrem olan Kâbe'nin yanı başına iskân ettiğini açıklıyor. El-Beytül-Muharrem'in yanı başına yerleştirmesini de "namaz kılmaları" ifadesiyle, namaz kılmalarını sağlama amacıyla beyan ediyor.

 

Bu açıklamanın doğrulayıcı bir üslupla Rabbimiz tarafından aktarılması, Kâbe'nin Hz. Âdem döneminde bu gaye ile yapıldığına işaret etmektedir. Çünkü Hz. İbrahim el-Beytül-Muharrem'de namaz kılındığı bilgisini Nuh tufanıyla silinmiş kalıntılardan edinemeyeceğine göre Rabbinden aldığı vahiyle öğrenmiştir. Nitekim anlamını sunacağımız Hac sûresinin 26. âyetiyle Hz. İbrahim'e el-Beyt'in mekânının tavaf edecekler yanı sıra kıyama duracaklar, rukûa varacaklar ve secdeye gidecekler için hazırlandığının bildirilmesi de Kâbe'nin namaz için tesis edildiğini delillendirmektedir:

 

 "Bir zamanlar İbrahim için Kâbe'nin yerini (şöylece emirler vererek) hazırlamıştık:

         Bana hiçbir varlığı ortak koşma, evim (Kâbe'y)i, tavaf edecekler, kıyamda duracaklar, rukûa varacaklar ve secdeye gidecekler için tertemiz kıl; maddî kirlerden ve putlardan arındır."

                                                      

II- Yüce Allah Meryem sûresinde Hz.İbrahimi ve ondan sonra Peygamber olarak gönderilen İshak'ı, Yakûb'u, Mûsa'yı ve Harûn'u anar. Zaman yönünden geriye dönerek Ehline namazı emreden İsmaîl'i ve İdrîs'i yâd eder. Sonra da şöyle buyurur:

 

" Onlar Âdem'in soyundan, Nûh ile beraber gemide taşıdıklarımızdan, İbrahîm ile Yakûb'un ve hidayet verip seçkin kıldığımız kimselerin soyundan, Allah'ın nimetlerine erdirdiği elçileri idi. Onlara Rahman (olan Allah)ın âyetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı. Onların ardından namazı bırakan ve şehvetlerinin peşine düşen bir nesil geldi ki, onlar da azgınlıklarının cezasını çekecekler."

 

Yukarıda anlamı sunulan 58. âyetten hemen sonra gelen 59. âyette "Hüm" zamiriyle anılan kişilerin Hz. Âdem'in, Nûh'un, İbrahîm'in zürriyetinden gelen Peygamberler olduklarına işaret edilir. Onların her birinden sonra gelen nesillerin namazı zayi ettiği açıklanır. Bu açıklama da Hz. Âdem'e ve Nûh'a kadar uzanan nesillerde zikredilen Peygamberler aracılığıyla namazın emredildiğini gösterir. Yukarıda yapılan açıklamayı

 

 

Enbiya sûresinin ilgili âyetleri ile de doğrulayabiliriz. Enbiya sûresinin 73. âyetinde  "Hüm" zamiri ile Hz. İbrahîm'e, Lût'a, İshak'a ve Yakûb'a işaret edilerek şöyle buyurulur:

 

 " Onları emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendilerine hayırlı işler yapmayı, namazı dosdoğru kılmayı ve zekâtı vermeyi vahyettik. Onlar yalnız Bize ibadet eden kullardı."

 

III- Nisa sûresinin 163.âyetinde Hz. Nûh'a vahyedildiği gibi Hz. Muhammed'e de vahyedildiği bildirilir. Şûra sûresinin 13.âyetinde ise Nûh'a emredilenin Hz. Muhammed'e îman edenlere şerîat kılındığı şöylece açıklanır:

 

" Allah, Din'den Nûh'a şerîat kıldığını sizin için de şerîat /yapılması gereken vazifeler kıldı. Aynı şeyi 'Dîni ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin' diye sana da vahyettik. İbrahîm'e. Mûsa'ya ve îsa'ya da emrettik. Fakat senin kendilerini davet ettiğin Din Müşriklere /Allah'tan başka kişi ve güçlere ilahlık yakıştıranlara ağır geldi. Allah ise ona dileyeni seçer ve kendisine yönelenleri ona iletir."

 

Âyette Hz. Muhammed'e Şerîat kılınanın benzerinin Nûh'a da şerîat kılındığı açıklandığına göre namazın Hz. Nûh'a ve ona îman edenlere de emredildiğini ilmî bir katiyetle kabul edebiliriz. Çünkü namaz Hz. Muhammed'e ve ona îman edenlere beş vakit olarak emredilen ibadettir.

 

IV- Kurân bize, Hz. Âdem'in iki oğlundan kurbanı kabul edilenin diliyle Allahın ancak Muttaki kulların yapacakları ibadetleri-hayırları kabul edeceğini açıklamaktadır:

 

"Allah ancak ve ancak Müttakiler'den kabul eder."5

                                                                                                                                                         

Kur'ân'ın temel kavramlarından biri olan el-Müttakûn'un ana vasıflarından birinin namaz olduğunu da bize Kur'ân bildiriyor:

 

" Kur'ân, kendisinde hiçbir şüphe olmayan Kitap'tır. O, Muttakiler için yol göstericidir. Onlar( Müttakiler) Ğayb'a/akıl ve duygu organlarıyla kavranılamayacak olanlara inanırlar, namazlarını dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden bağışlarlar. Onlar sana indirilene de inanırlar, senden önce indirilene de. Onların Âhiret'e de kesin îmanları vardır. İşte onlar Rablerinde bir hidayet üzerindedirler ve onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir."6

 

Hz. Âdem'in çocukları tarafından bilinen/kullanılan Müttakiler kavramı namazı da içine aldığına göre namazın onlar tarafından bilindiği hakikatini kabul edebiliriz.

 

V- Allah'ın Tesbîh edilmesi emri ile başlayan A'la sûresinin 14-16. âyetlerinde şöyle buyrulur:

 

 " Kurtuluşa erdi arınan ve Rabbinin adını anıp namaz kılan. Fakat siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa âhiret daha hayırlı ve kalıcıdır."

 

Bu âyetlerde rûhunu arındıran, Allah'ı anan ve namaz kılanların felah bulacağı açıklanır. Sonra da bu ameller dizisinin felah sebebi olacağı gerçeğinin İbrahîm'e ve Mûsa'ya gönderilen sahifelerde bildirildiği şöylece ifade edilir:

 

"Bunlar, evvelki (kutsal)sayfalarda; İbrahîm ve Mûsa'nın sayfalarında da vardı."7

 

Bu âyetlere konumuz zaviyesinden bakıldığında namazın İbrahîm ve Mûsa gibi İslâm'ın önceki Peygamberleri aracılığı ile de emredildiğini anlıyoruz.

 

VI- Cennet'le mükâfatlandırılma ve Cehennem'le azablanma, Hz. Âdemden Hz. Muhammed'e kadar bütün Peygamberlerin tebliğlerinde yer alan îman esaslarından biridir. Kur'ân, zamanla kayıtlamaksızın Cennet'e gireceklere ve Cehennem'e atılacaklara ilişkin açıklamalar yapmaktadır.

Hz. Âdem dâhil (Bakara 38-39)  bütün Peygamberlerin ümmetlerine şamil olan bu açıklamalarda namaz, îman, zekât ve diğer amellerle birlikte Cennet'e girme sebebidir. Kur'ân'ın birçok sûresinde açıklanan bu hakikat, Müminun sûresinde şöylece beyan edilir:

 

" Müminler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar namazlarında derin bir iç huzuru içindedirler. Onlar boş şeylerden yüz çevirirler. Onlar zekât verici olmak için çalışırlar. Onlar iffetlerini korurlar... Onlar sözleri ve sözleşmelerine bağlılık gösteririler. Onlar namazlarını gözetip korurlar/devamlı kılarlar. İşte onlar varis olacak olanlardır. Onlar Firdevs Cenneti'ne varis olurlar ve orada ebediyen kalırlar."8

  

Kur'ân'da, Cennet'e girme vesilelerinin aksine namazsızlık da, îmansızlık ve zekâtsızlıkla birlikte Cehennem'e girme sebebi olarak zikredilmektedir. Müddessir sûresinin 42-47.âyetlerini örnek olarak sunabiliriz:

 

" Cennet'e girenler,  Cehennem'e yuvarlananlara sorarlar:

-Sizi Sakar olan Cehennem'e düşüren ne oldu. Onlar da şöyle derler: Biz namaz kılmazdık, yoksulları doyurmazdık.  Batıl'lara dalanlarla birlikte biz de dalıp giderdik. Sorgulanacağımız Kıyamet Günü'nü yalanlardık. Sonun da kesin gerçekle karşılaştık."

 

İşaret olunan bu Kur'ânî gerçekler de namazın Hz. Âdem dâhil İslâm'ın ilk Peygamberlerinden beri inançlı insanlara emredildiğini göstermektedir.

 

VII- Kur'ân, Camiler gibi Havraların, Kiliselerin ve Manastırların Allah'a ibadet yerleri olduklarını açıklamakta, yıkılmalarını da yasaklamaktadır. Hac sûresinde şöyle buyrulur:

 

" Onlar sırf,-Rabbimiz Allah'tır dedikleri için yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah insanların bir kısmının zulmünü bir kısmıyla defetmeseydi, içlerinde Allah'ın adı çokça anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler yerle bir edilirdi. Allah kendisine yardım edenlere elbette yardım edecektir. Hiç şüphesiz Allah karşı konulamaz güç sahidir, mutlak galiptir."9

 

Mescitlerde yapılan ana ibadetin namaz olduğu gerçeği ve bir de Ehl-i Kitab'ın mâbetlerinde yaptıkları ibadetlerinde namaz benzeri ritüellerin bulunması da, namazın Muhammed öncesi Peygamberlerin tebliğlerinde yer aldığına işaret etmektedir.

 

Aşağıda, peygamberlere ilişkin olarak vereceğimiz misaller de işaret edilen gerçeği pekiştirmektedir.

 

VIII- Allah gönderdiği Peygamberlerin çok azını bize bildirmektedir. Bu sebeple tam olarak kimlere Kitap verildiğini bilmiyorsak da her insan topluluğuna bir Peygamber gönderildiği Kur'ân bildirisinden hareketle Kitap verilen toplulukların pek çok olduğu gerçeğine ulaşabiliyoruz. Tarihî topluluklara Kitaplar verildiğini açıklayan Kur'ân, bu Kitap'larda onlara verilen ortak emirleri de şöylece açıklamaktadır:

 

"Kitap verilmiş topluluklar, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp bölündüler. Oysaki onlara Tevhit inancıyla yalnızca O'ndan gelen Din'e yönelerek sadece Allah'a ibadet etmeleri, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. Dosdoğru Din de zaten buydu."10

 

Kutsal Kitaplar'da verilen baş emirler arasında namazın yer alması, Peygamber gönderilen bütün topluluklara namazın emredildiğini kanıtlamaktadır.

 

 

İkinci Bölüm

 

Birinci bölümde âyetlerden doğrudan ve dolaylı çıkarımlarla namazın Hz. Âdem'le başladığı, Nuh'la devam ettiği ve İbrahim'le sürdürüldüğüne açıklık getirmeye çalıştık.

 

Bu bölümde namazla birlikte anılan Peygamberlerden örnekler vereceğiz. Böylece namazın evrenselliğini ve onun Peygamberlerin ortak tebliği olan İslâm'ın ana ibadeti olduğunu belgelendireceğiz.

 

HZ. İBRAHİM

 

Yaklaşık 4000 yıl önce yaşayan Hz. İbrahim, namaz için kurulan ilk mâbet olan Kâbe'nin Hz. Âdemden sonraki ikinci banisidir. O,eşi ve çocuğunu ekinsiz arazide Kâbe'nin temelleri yanı başında bırakmasını, "Ey Rabbimiz! Namaz kılmaları için ..."11 niyazı ile gerekçelendirmişti. Onun bu niyazı kendisinin namaz kıldığını kanıtladığı gibi, aşağıda sunacağımız duâsı da namazın onun şerîatindeki önemini göstermektedir:

 

"Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı gereğince kılanlardan eyle. Rabbimiz! Dualarımı da kabul eyle."12

 

HZ. İSMAİL

 

Hz. İsmail, Hz.İbrahimin peygamber olan iki oğlundan biridir. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed'in soy ağacının kendisine dayandığı Hz.ismail, Kur'ân'da teslimiyet örneği olarak zikredilir. O, ailesine, çocuklarına ve kendisine inananlara namazı emreden özelliği ile de şöylece yâd edilmektedir:

 

" İsmail ailesine/kendisine inananlara namazı ve zekâtı emrederdi. O,Rabbinin katında hoşnutluk kazanmış bir kişiydi."13

 

 

HZ. MUSA

 

Hz. Mûsa Rabbimizin "Beni anmak için namaz kıl." emrine muhatap kılınmış Peygamberdi.14Onun Mısır'da kardeşi Peygamber Harûn'la birlikte İsrail oğullarını örgütlemek için Rabbimizden aldığı emirlerden biri Kıble'ye yönelik evler edinilerek namaz kılınmasıydı:

 

"Biz Mûsa'ya ve kardeşi Harûn'a şunları vahyettik:

 -Kavminiz için Mısır'da evler edinin. Evlerinizi de kıble/ ibadet yeri haline getirin. Namazları da gereğince kılın.   (Ey Muhammed sen de) Müminlere müjdeler ver."15

 

Hz. M3usa ve ondan sonra gelen Peygamberler İsrail oğullarına namazı emretmiş ve onlardan Allah adına namaz kılacaklarına ilişkin yeminle pekiştirilmiş söz almışlardı. Bakara sûresinde şöyle buyrulur:

 

"İsrailoğullarından (aşağıdaki emirlere uyacaklarına dair)  bir söz almıştık: Yalnızca Allah'a ibadet edin; anne babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik yapın/güzel davranın. İnsanlara güzel sözler söyleyin/güzellikleri açıklayın. Namazı gereğince kılın, zekâtı verin.(Ey İsrailoğulları verdiğiniz bütün bu sözlerden ) sonra pek azınız müstesna sırt çevirdiniz. Hâlâ daha sırt çevirip duruyorsunuz."16

 

Anlamı sunulan Bakara sûresinin 83.âyeti namaz gerçeğini açıklar.

Onlara diğer amellerle birlikte namaz kılmaları halinde bağışlanacakları ve Cennet'e konacakları da şöylece vaad edilmiştir:

 

" Allah İsrailoğullarından yeminli söz almıştı da içlerinden oniki başkan seçmiştik. Allah onlara şöyle buyurmuştu:

  -Ben sizinle beraberim. Namazı gereğince kılarsanız, zekâtı verirseniz, Peygamberlerime inanır onları desteklerseniz ve Allah'a güzel ödünç bir şekilde ödünç verirseniz Ben de elbette sizin günahlarınızı örter ve elbette sizi altından ırmaklar akan Cennetlere koyarım. Artık bundan sonra kim kâfirliğe saparsa yolumuzun ortasından sapmış olur."17

 

Kur'ân'a dayalı açıklamalarımız Hz. Musa'nın ve diğer İsrailoğulları Peygamberlerinin namaz mübelliğleri olduklarını göstermektedir.

 

HZ. DAVUD

 

Kurân-ı Kerîm Sad 18 de Hz.Davûd'un akşam sabah Allah'ı Tesbîh ettiğini şöylece açıklamaktadır:

 

"Dağları onunla birlikte buyruk altına almıştık. Akşam sabah birlikte Tesbîh ederlerdi."

 

Kur'ân dilinde Tesbihin bir anlamı da namazdır. Onun Tesbîh'inin namaz olabileceğini, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in şu hadislerinden öğrenebiliyoruz:

 

"Allah'ın en çok sevdiği namaz, Davûd'un namazıdır. O gece yarısına kadar uyur, gecenin üçte birini namaza kılarak geçirir, altıda birini de uyurdu." (Buhari Sahih 1/44,Nesâî 3/214-5)

 

 

HZ. ŞUAYB

 

Hz.Şuayb da namazla anılan peygamberlerdendir. Onun Allah'ı inkâr ve ekonomik sömürüyle mücadelesi namazla bütünleşmişti. Toplumu, onun Tevhide/Allah'ı birlemeye ve sosyal adalete çağrısını Rabbinden aldığı risaletten/Peygamberlik görevinden değil, risaletini sembolize eden namazından aldığı yargısına varmıştı. Kur'ân'ın Hûd sûresinin 87.âyetinde şöyle buyurulur:

 

"(Kavmi Şuayb'a) şöyle dediler:                            

-Ey Şuayb! Atalarımızın tapar olduğunu, terk etmemizi va da mallarımızı dilediğimiz gibi kullanmayı (bırakmamızıNamazın mı sana emrediyor?"18

 

Konumuz açısından bakıldığında Şuayb'ın namazı da namazın evrenselliği ve Peygamberler tebliğatında yer aldığı gerçeğini ifade etmektedir.

 

HZ. ZEKERİYYA

 

İsrailoğulları Peygamberlerinden biri olan Hz.Zekeriyya a.s. Kur'ân'da namazla anılan yüce şahsiyetlerden biridir. Zürriyetlenme / nesillenme talebi duasıyla Kur'ân'da yer alan Hz.Zekeriyya, duâsını kabul edildiği müjdesini namazda iken alır. Al-i İmran sûresinin 39.âyetinde Yüce Allah şöyle buyurur:

 

"Zekeriyye mihrapta namaz kılmaktayken Melekler ona 'Allah seni Yahya ile müjdeliyor' diye seslendiler. ' O, Allah'tan bir kelimeyi tasdik edici, kavminin efendisi, nefsine hâkim, Salihler zümresinden bir Peygamber olacak."19

 

Hz. Îsa kendisine İlahi Kitap İncil'in verildiği peygamberdir. Babasız doğumu Kur'ân'la onaylanmıştır. Allah, anası Meryem'in mâsumiyetini kanıtlamak için onu beşikte iken konuşturmuştur. O,beşikte konuşurken geleceğin Peygamberi olacağını, kendisine Kitap verileceğini ve Rabbinin kendisine namazı ve zekâtı emredeceğini şöylece dile getirmiştir:

 

" Meryem çocuğu işaret etti. 'Beşikteki çocukla nasıl konuşalım,' dediler. Çocuk(Îsa) şöyle dedi: Ben Allah'ı kuluyum. O bana Kitap verdi, beni Peygamber yaptı. Bulunduğum her yerde beni mübarek kıldı. Hayatta olduğum müddetçe bana namazı ve zekâtı emretti."20

 

Kur'ân, Hz. Îsa'nın annesi Meryem'in namaz kılmakla emrolunduğunu da şöylece açıklamaktadır:

 

"Ey Meryem! Rabbinin huzurunda el bağla. Secdeye kapan, Rukûa gidenlerle birlikte rukûa git." (Al-i İmran 43)

 

 

HZ. LÜKMAN

                            

Kur'ân'da adına bir sûre ayrılan ve kendisine Hikmet verildiği açıklanan Hz.Lükman da namazla birlikte zikredilen tarihi şahsiyetlerden biridir. Peygamber veya bilge bir kişi olarak kabul edebileceğimiz Hz.Lükman Kur'ân'daki aktarıma göre oğluna Allah'a ortak koşmaması yanı sıra namaz kılmasını emretmiştir. Namazın yapılması gereken önemli işlerden biri olduğunu açıklamıştır.

 

Lükman sûresinin 17. âyetinde şöyle buyrulur:

 

"Oğulcuğum! Namazı dosdoğru kıl, iyiliği tavsiye et, kötülükten sakındır, başına gelene sabret. İşte bunlar, uğrunda uğraşı verilmeye değer işlerdendir."

 

 

HZ. MUHAMMED ve KUR'ÂN

 

Hz. Muhammed,  İslâm'ın evrensel kılınıp Kur'ân'la gönderilen son Peygamberidir. Diğer İslâm Peygamberleri aracılıyla insanlığa iletilen bütün İlâhi Kitapların ve Kutsal Sayfalar'ın özlerini içine alan Kur'ân, misallendirildiği üzere namazı İslâm Dini'nin ana ibadeti olarak sunmaktadır. Tesbîh ve Zikir kelimeleri ve türevleriyle de emredilen namaz için Kur'ân'da kullanılan temel kavram salât'tır, özellikle de İkame-i Salât'tır. Bu kavramın "Ekîmus-Salâte" emir formuyla namaz, Kur'ân'da otuzu aşkın yerde emredilmektedir. Kur'ân'da ayrıca namazın kıyamlı-rukûlu ve secdeli olarak, nasıl ve kaç vakit olarak ve hangi vakitlerde kılınacağı ve sağlayacağı Cennet mükâfatı da açıklanmaktadır.

 

İkame-i Salât formunun kullanıldığı,  "Gündüzün iki tarafında ve

gecenin gündüze yakın taraflarında(zülef)   namaz kılınmasını" emreden Hud 114 ile, "Güneşin zevalinden gece karanlığına ve de fecrin atışından güneşin doğuşuna kadar namaz kılınmasını" emreden İsra 78 ve bunları destekleyen Rûm 17-18, namazı günde beş vakit olarak belirlemektedir. Peygamberimizin Kur'ân çizgisindeki uygulaması da bu şekilde olmuştur. Kur'ân ve Peygamberî Sünnet namazı beş vakit olarak belirlemiş ve Sünnet yolculuk sırasında beş vakit namazın birleştirme (cem-u takdim ve cem-u tehir) yoluyla üç vakitte kılınabileceğini örneklendirmiştir. Vazıı olan Yüce Allah tarafından kemale erdirilmiş ve tamamlanmış olan İslâm Dini'nde namaz konusu, Kur'ân'ın bütününden ve Hz. Muhammed'in ilgili açıklamalardan hareketle önceki makalelerimizde beyan edilmiştir.

 

Burada çalışmamızı bitirirken önemli bulduğumuz bir konuya daha dikkat çekmek istiyoruz.

İyice incelendiğinde görüleceği üzere Allah'ın insanlığa gönderdiği ed-Dîn tektir. Beşerî dîn olamayacağı için şu veya bu şu şekilde Allah ve Âhiret inancı ve ibadeti olup semavî menşeli dîn olarak nitelenen kurumlar, Kur'ân'daki adı İslâm olan ed-DÎn'den sapmadır. Dolayısıyla bütün ibadet ritüelleri namazdan şekiller-renkler taşır. Bu sebeple ve özellikle Yahûdiler ve Hıristiyanlar gibi bizim de kendilerini Ehl-iKitap olarak gördüğümüz insanlar bütün Peygamberlerin ortak tebliği olan ed-Dîn'in, Hz. İbrahim ile de örnekli Kıyam'lı Rukû'lu ve Secde'li namazına yönelmelidirler.21

 

Allah'ın emrettiği, Hz.Âdem'in, Nûh'un, İbrahîm'in, Mûsa' nın, İsan'ın ve Muhammed'in öğrettiği namazı kılan biz Müslümanlar, insanlığı İslâm'ın nihaî şekli olan Muhammedî tebliğe îmana ve bu namazı kılmaya çağırıyoruz. Çünkü Hz. Muhammed'in kıldığı namaz, anılan yüce Peygamberlerin kıldığı namazdır. Kur'ân'da ( Hac 26,77) açıklandığı ve Sünnet'te gösterildiği üzere kıyamlı, rukûlu ve secdeli olduğunda hiç şüphe olmayan namaza ilişkin olarak kesin bir şekilde bilemediğimiz tek şey, namazın önceki Peygamberler döneminde kaç vakit olarak kılındığıdır.

 

A-Namazın Hz. Muhammed öncesi İslâm Peygamberleri döneminde beş vakit olarak kılındığına ilişkin Kur'ân'ın onayladığı kesin bir rivayetin olmayışı,

 

B-Namazın vakitleriyle ilgili Hud 114 ve İsra 78 ile beş vakit namaz kılma 

emrinin Hz. Muhammed'in şahsında, onun ümmetine has olduğunu 

çağrıştırırcasına yani "kıl" şeklinde tekil formuyla verilmesi,

 

C-Hz. Peygamberin diliyle yatsı namazının diğer ümmetler tarafından kılınmadığının, yalnızca Muhammed ümmetine farz kılındığının açıklanması,22

 

D-Başta yolculuk olmak üzere zarûret halinde beş vakit namazın birleştirme yoluyla üç vakitte kılınabilir olması,23

 

E-Hz.Davud Peygamberin dağlarla birlikte Allah'ı akşam-sabah yani iki 

  vakitte tesbîetmesi, 24

 

F-Hz. Muhammed'in ve ona inanan ilk Müslümanların Mekke döneminin ilk yıllarında İbrahîmî uygulama çizgisinde namazı, beş vakit olarak değil, sabah ve akşam olmak üzere iki vakit olarak kılmaları. 25

 

Mümin sûresinin 55. âyeti de buna işaret etmektedir:

 

" Sabret. Hiç şüphesiz Allah'ın vadi Hak'tır. Günahın için af dile. Akşam ve sabah rabbini överek Tesbîh et."

 

       Daha da çoğaltılabilecek bu tür deliller, geçmiş ümmetlerde namazın iki vakit olabileceğini, Hicret'ten bir buçuk yıl kadar önce başlayan beş vakit namazın ise Kıyamet Günü'ne kadar varlığını sürdürecek H.Muhammed Ümmet'ine farz kılındığını göstermektedir.

 

     Burada,   Kur'ân'da sekiz vakte kadar çıkarılan Allah'ı Tesbîh etme öğüdü ile beş vakit olan İkame-i Salâtın karıştırılmaması gereğini de beyan etmek isteriz.26

 

 İncelememizi, namazla ilgili bir âyetle bitirelim: 

 

" Kur'ânda sana vahyedileni oku. Namazı da gereğince kıl Hiç şüphesiz namaz tüm çirkinliklerden, Din'in ve aklın red ettiği kötülüklerden korur. Allah'ı hatırlamak/Allah'ın hatırlatması daha büyüktür. Allah yaptıklarınızı bilir."

 

Bütün doğruları en iyi bilen yalnızca Allah'tır.

 

1- Hud 7,Zariyat 56

2- Nahl 36,Meryem 59,Fatır 24

3- Al-i İmran 33,59,96,Nisa 30-33, Şura 7

4- İbrahim 37

5- Maide 27

6- Bakara 2-5

7- A'la 18-19

8- Müminûn 1-11

9- Hac 40

10- Beyyine 4

11- İbrahim 37

12- İbrahim 40

13 Meryem 55

14 Taha 14

15 Yunus 87

16 Bakara 83

17 Maide 12

18 Hud 87

19 Al-i İmran 39

20 Meryem 29-32

21 Bakara 125,Hac 26,77

22,Ebû Davud Salât 7, Hn.392

(Ebû Davud Evkatüs-Salâti 7,Hn.421)

23 Müslim Salatil-Müsafirin 5,6, Hac 43,Buhari Hac 89,96

24 Sad 18

25 D.V: İslâm Ansk. 32/350

26 Taha 130

Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurur:    "Yatsı namazını ilk vaktinden sonraya erteleyiniz. Zira siz onunla diğer ümmetlere karşı özellikli kılındınız. Çünkü onu sizden önceki hiçbir ümmet kılmadı.



Ali Rıza DEMİRCAN
http://www.alirizademircan.net/namaz-butun-peygamberlerin-ortak-ibadetidir-5-265h.html



Sexual Life According To IslamİSLAMA ƏSASƏN SEKSUAL HƏYATСЕКСУАЛЬНАЯ ЖИЗНЬ СОГЛАСНО КАНОНАМ ИСЛАМАئىسلامدا جىنسىي تۇرمۇشبيان حكم استرقاق الأسيرات و الاستغلال الجنسي لهن في ضوء القرآن والسنة
Ana Sayfa | Biyografi | Eserleri | Cuma Hutbeleri | İnceleme Makale | Güncel Konular | Haberler | İletişim