Müslüman Kadınlar Gayr-i Müslim Erkeklerle Evlenebilir mi?

Müslüman Kadınlar Gayr-i Müslim Erkeklerle Evlenebilir mi?

Yüce Allah'ın, yarattığı insan için bir inanç ve yaşam düzeni kıldığı İslâm Dîni, yaratılış doğrultusunda evliliği yüceltip ibâdetleştirir. Mabetleştirdiği aile kurumu için kurucu ve yaşatıcı kurallar koyar. Boşa(n)ma yetki, sebep ve şekillerini açıklar. Kimlerle evlenilip evlenemeyeceğini de belirler.



Yüce Allah'ın, yarattığı insan için bir inanç ve yaşam düzeni kıldığı İslâm Dîni,  yaratılış  doğrultusunda evliliği yüceltip  ibâdetleştirir. Mabetleştirdiği  aile  kurumu için kurucu   ve   yaşatıcı   kurallar   koyar. Boşa(n)ma yetki,  sebep  ve şekillerini   açıklar.  Kimlerle  evlenilip evlenemeyeceğini de belirler.

İslâm  Dîni'nin  ana  kaynağı  olan  Kur'ân-ı  Kerîmde  fıtrat  çizgisi  ve Müslüman   erkekler hareket noktası  kılınarak kimlerle  evlenilemeyeceği şöylece açıklanır:

"Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşinizin kızları, kız kardeşinizin kızları, süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, eşlerinizin  anneleri, kendileriyle  gerdeğe girdiğiniz  eşlerinizden doğmuş   olan   üvey   kızlarınız,   size   haram kılınmıştır;  fakat gerdeğe girmemişseniz, (kızlarıyla  evlenmenizde) bir günah  yoktur. Kendi sulbünüzden   gelen oğullarınızın   eşleri   de (size haramdır.) Aynı anda ve birlikte iki kız kardeşi eş olarak almanız da size yasaklanmıştır. Ama geçmişte  olanlar geçmiştir. Çünkü  Allah  çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır.

Meşrû şekilde sahip olup nikahladığınız savaş esiri kadınlarınızın dışında bütün evli kadınlar da size  haramdır.   Bu,  üzerinize  farz  olan  Allah'ın  buyruğudur. Bunların  dışında  kalan  bütün  (kadınlar),  kendilerine  mal  varlığınızdan (bir kısmını) vermeniz ve gayr-ı meşrû bir ilişki ile değil de evlilik bağı yoluyla meşrû bir şekilde almak kaydıyla size helâl kılındı..."

Nisa  sûresinin  anlamları  sunulan bu  23-4.  âyetlerinde  görüleceği  üzere kendileriyle   evlenilemeyecekler açıklanmaktadır. Açıklanan  bu haram kılınanlar   listesinde Dîn  ayrılığı sebebiyle evlenilemeyecek   kadın yoktur. Mâide   sûresinin  5. âyeti  bu  durumu  pekiştirmekte  ve  Müslüman erkeklerin  Yahûdiler  ve  Hıristiyanlar  gibi  Ehl-i  Kitap  (gayr-ı  müslim) kadınlarla evlenebilecekleri şöylece bildirilmektedir:

"Bu gün hayatın bütün güzel şeyleri size helâl kılındı. Daha önce Kitap verilenlerin  yiyecekleri  size  helâldir.  Sizin  yiyecekleriniz  de  onlara helâldir. Mehirlerini vermeniz şartıyla ve gayr-ı meşrû yolla ya da gizli dost  tutma yoluyla değil de meşrû  bir nikâh  ile almanız  şartıyla Müslümanlar  içindeki  iffetli  kadınlarla,  sizden önce  kendilerine  Kitap verilenlerden  iffetli  kadınları  nikâhlamanız  da  size  helâldir  İslâmî imandan sapana gelince, onun bütün işleri boşa gidecektir, zira o, öteki dünyada zarara uğrayanlardan olacaktır."

Din  ayrılığı  engeli,  yasaklananlar  ana  listesinde  yer  almamakla  ve Maide  sûresinin   5.âyetiyle   bu  durum  pekiştirilmekle beraber   Bakara sûresinin  221.âyetinde  bir istisna   getirilmekte,   Kur'ân   diliyle Müşrikeler  olarak isimlendirilen kadınlarla  evlenilemeyeceği şöylece açıklanmaktadır:

"İslâmî  çizgide  iman  edinceye  kadar Allah'a şirk koşan  kadınlarla evlenmeyin. Çünkü Allah'a  inanmış  bir  kadın,  -beğenmiş  olsanız  bile- Allah'a şirk koşan bir kadından daha hayırlıdır.

İslâmî doğrultuda iman edinceye kadar Allah'a şirk koşan erkeklerle de kadınlarınızı evlendirmeyin.*  Zira Allah'a inanmış bir erkek, -beğenmiş olsanız bile- Allah'a şirk koşan erkekten daha hayırlıdır. Onlar "Ateşe" çağırırlar. Allah  ise   iradesiyle  Cennet'ine  ve   bağışlamasına çağırır. Düşünüp  ibret  almaları  için  Allah  insanlara  âyetlerini  böylece açıklar."

 (Allah'a  şirk  koşmak  O'na  ortak  koşmaktır.

Allah'a ortak koşmak Allah'a inanmakla beraber.vahye dayalı kutsal kitaplara inanmamaktır, bu sebeple de Allah'ın hayatı yönlendirici emirler ve yasaklar koyduğunu kabul etmemek  ve bu ölçüleri gelenek,akıl,bilim, kurum  ve yasalardan alarak onları  putlaştırmaktır. Bir diğer farklı anlatımla ,  Allah'a  ortak koşmak  yaratma, yaşatma, kurtarma, isteklere kavuşturma ve yasa koyma  gibi ilâhlık sıfatlarını maddî varlıklara olan putlara,  insanlara, kurumlara  ve de  yasalara yakıştırarak Allah'ın yanında onları da güç ve tasarruf sahibi olarak görmektir.Açıklamalarımızdan anlaşılacağı üzere seküler/laik yaşam Allah'a ortak koşmaktır.

 Bu âyette daha hayırlılık nikâha ilişkin olmayıp îman eden kadınlar ve erkeklerle ilgilidir. Âyetteki ""Allah'a şirk koşan  kadınlarla evlenmeyin" şeklindeki emir kipi ve onlar "Ateşe çağırırlar," ifadesi de bunu doğrulamaktadır. Bu sebeple daha hayırlı olan Allah'a  inanmış  bir  kadınla evlilik ise de müşriklerle evlilik caizdir denilemez.)

                                                                    ***

Yukarıda  değinildiği  üzere  kimlerle  evlenilemeyeceği  konusu  erkekler hareket    noktası  kılınarak  açıklanmaktadır. Müslüman kadınların gayr-ı müslim  erkeklerle evlenip evlenemeyecekleri  konusunu  açıklığa kavuşturabilmek    için  konuya  kadınlar zaviyesinde  bakılması gerekmektedir. Kadınlar   açısından bakılarak onların  kimlerle evlenemeyecekleri de yukarıda anlamları sunulan âyetlerden büyük ölçüde çıkarılabilir.  Mesela,   erkeklerin öz  çocuklarının  dul kadınlarıyla  ve fiilî ilişkiye  girdikleri eşlerinin   kızlarıyla   evlenemeyeceklerinden hareketle dul  kadınların  da  kayın  pederleriyle  ve  annelerinden  ayrılan üvey babalarıyla evlenemeyecekleri belirlenebilir. Ama belirtilmesi geren farklılıklar da vardır. Örneğin evli erkeklerin ikinci bir kadın alabilir olmalarına  karşın  evli   kadınlar ikinci bir eşle evlenemezler. Bir farklılık da incelemeye çalıştığımız "Müslüman kadınların bir gayr-ı müslim erkeklerle  açık bir ifadeyle  kâfirlerle ve kafirlerin özel bir türü olan müşriklerle evlendirip evlendirilemeyeceği mevzuudur.

Müslüman Kadınlar, Müşriklerle ve Onları da İçine  Alan Kâfirlerle Evlenemez

Açıklamamıza müşriklerle başlayalım.

 a.  Bakara sûresinin 221. âyetinde Müslüman erkeklerin müşrike kadınlarla evlenemeyeceği açıklandığı gibi ,   Müslüman kadınların    Müşrik   erkeklerle evlenemeyecekleri-evlendirilemeyecekleri gerçeği  de bu âyetin "İslâmî doğrultuda iman edinceye kadar Allah'a şirk koşan erkeklerle  kadınlarınızı evlendirmeyin."  Kur'ân'i buyruğuyla açıklanmış ve  yasalaştırılmıştır. Bu yasayı  bir  sahabî kadının  uygulamasıyla  örneklendirelim:

Müşrik olan Ebu Talha  Müslüman olan Ümm-ü Süleym ile evlenmek ister.Onun cevabı  da şöyle olur: -Senin gibi bir adama "hayır" denilemez,- ama sen bir kâfirsin seninle evlenemem. Daha sonra da şöyle der: Eğer  Müslüman olursan senden  mehir de talep etmem. (Nesâî  Nikâh 63)

b.   Yukarıda  anlamı   sunulan   Maide   sûresinin   5.   âyetinde Müslümanlarla   ehl-i   kitap gayr-ı  müslimler  arasında yiyecekler de   çift taraflı    olarak  helâl  kılınmaktadır. İzlenen  bu  yöntemle   Müslüman erkeklerin   gayr-ı  müslim kadınlarla  evlenebileceği  açıklanırken  gayr-ı müslim  erkeklerin  de müslüman kadınlarla  evlenebileceğinin  açıklanması gerekirdi. Ama ilâhî irade böyle bir açıklamayı dilemedi.

Müslüman   kadınların  ehl-i Kitap da olsa  gayr-ı   müslim   erkeklerle   evlenebileceklerine ilişkin bir   açıklamanın  yapılmamış olması,   böylesine   evliliklerin meşrulaştırılamayacağını göstermektedir. Ancak bazı Kur'ân müfessirlerince  iddia edildiği gibi kesin  bir  kanıt olarak   da değerlendirilmeyebilir.

c. Bize göre konuya Mümtehine sûresinin onuncu âyetiyle Hz.Peygamberin ve sahâbilerinin uygulamaları açıklık getirmektedir.

Bu  âyette  inancını  yaşamak  arzusuyla  İslâm  yurduna hicret  ettiği kanıtlanan  kadınların, İslâm  dışı   inançların   bağlısı   olan   kâfir kocalarına döndürülmemeleri   gereği   emredilmekte ve  bu  emir,  Müslüman kadınların   kâfirlerle,   kâfirlerin   de  Müslüman  kadınlarla evlenemeyecekleri gerekçesi ile şöylece verilmektedir:

"Ey Îman edenler Îman eden kadınlar hiçret/göç ederek size geldiklerinde, (îmanları sebebiyle göç edip etmedikleri hususunda ) onları deneyin. Hiç şüphesiz Allah onların îmanını  daha iyi bilir. Eğer gerçekten mümin oldukları için göç ettikleri bilgisine sahip olursanız göç eden  Müslüman   kadınları   kâfir   olan   kocalarına  geri göndermeyin. Zira,  o  kadınlar  kâfir  kocalarına  helâl değildir.  Kâfir kocaları da onlara helâl değildir. Kocalarına verdikleri mehirlerini geri verin. Mehirlerini vermeniz koşuluyla hicret eden bu kadınlarla evlenmenizde de bir sakınca yoktur. Kâfir kadınları da nikâhınız altında tutmayınız.  Siz harcadıklarınızı isteyiniz onlar da harcadıklarını istesinler. Allah'ın hükmü işte budur. Allah hakkıyla bilendir.Hükümlerinde doğru olandır."

Konu   edindiğimiz bu   âyette,   kendilerine helâl   olmayacakları gerekçesiyle  Müslüman   kadınların  kendilerine  döndürülemeyeceği tipler açıklanırken "Kâfir" sözcüğünün çoğulu  olan"Küffar " kelimesi kullanılmaktadır. Küffar   sözcüğü   Allah'a ortak koşan   erkekleri içine alıyorsa da onu bu anlamla  sınırlandıramayız. Çünkü şirk ve küfr kelimeleri ve türevlerinin sık sık kullanıldığı   Kur'ân-ı Kerîm'in   konumuzla  ilgili   bu  âyetinde   küffar kelimesinin  Rabbimiz   tarafından   tercih  buyrulması,  bilinçsiz  olarak yapılmış bir tercih olarak değerlendirilemez.

 Bu sebeple "Küffar" kelimesinin kullanımından  Müslüman kadınların semâvî asıllı hiçbir dine inanmayan     müşriklerle  evlenemeyecekleri anlaşıldığı   gibi, Âhiret Hayatı'na inanmama ve benzeri  şirk dışı sebeplerle   kâfir olanlarla  evlenemeyecekleri   de   açıkça   anlaşılmaktadır.Ancak  Mâide 5 ile Ehl-i Kitap kadınlarla evlenilebileceği istisnası getirildiği için  bu âyette geçen Kevâfir/kâfir kadınlar sözcüğünü müşrike kadınlar olarak sınırlamak konumundayız.

 (Burada bilvesile geri göndermeme sebebini hicrete/göçe bağlayan anlayışların yanlışlığına da işaret etmek isteriz. Geri göndermeme sebebi îman değil de göç olsaydı anılan âyette îman konusuna iki "Müminat "ve bir "İman" sözcükleriyle  üç defa vurgu yapılmaz, konuya kadın açısından bakılarak " O kadınlar  kâfir  kocalarına  helâl değildir." demekle yetinilirdi. Karısının göçünden sorumlu olmayan koca açısından da bir yasaklılık olmazdı.  Ama bununla yetinilmedi. "Kâfir kocaları da onlara helâl değildir ." buyrularak geri gönderilmemenin îman sebebiyle olduğuna vurgu yapılmış oldu. Âyetteki "Kâfir kadınları da nikâhınız altında tutmayınız. " buyruğu da bu gerçeği  pekiştirmektedir.

Burada "O kadınlar  kâfir  kocalarına  helâl değildir. Kâfir kocaları da onlara helâl değildir ." şeklindeki hüküm, hicret eden kadınları aşar biçimde genel nitelikli olsaydı Fetih sûresinin 25. âyetinin varlıklarına işaret ettiği gibi Mekke' de kocaları kâfir olup da kendileri mümin olan kadınların da kocalarından ayrılmaları gerekirdi, şeklinde bir itiraz da yapılamaz. Çünkü bu kadınların evlilikleri ve çoluk çocuğa  kavuşmaları Câhiliyet dönemi şartlarında gerçekleşmişti. "Geçmişte yapılan evlilikler müstesna " şeklindeki Kur'ân kuralı (Nisa 22, 23), "O kadınlar  kâfir  kocalarına  helâl değildir. Kâfir kocaları da onlara helâl değildir ." hükmünün geriye doğru işletilmesine engeldi. Bu hüküm daha sonra geldiği ve önceden yasaklayıcı bir hüküm olmadığı içindir ki Mekke'de müşrik kocalarından ayrılmayan mümin kadınlar yanı sıra müşrike kadınlarından ayrılmamış mümin erkekler de vardı. Üstelik -muhtemelen- henüz Müslüman olmayan müşrike kadınlarıyla hicret eden mümin erkekler de vardı. Mümtehine 10' da yer alan "Kâfir kadınları da nikâhınız altında tutmayınız. " şeklinde ki  ifadeler buna açıkça delalet etmektedir.Bu âyetin inişinden sonra hz.Ömer'in müşrike iki eşini boşadığı da rivayet edilmektedir. İbn Kesîr Mümtehine 10

Kaldı ki hicret edebilen kadınlar baskıcı şartlara tahammül edemeyenler ve engelleri aşabilenlerdi, sayıları da çok azdı. Müşrik kocalarından baskı görmeyenler veya hicret engellerini aşamayacaklar da güç yetiremeyecekleri için mazurdu ve üstelik onlar açıklanacağı üzere-kocalarından ayrılıp ayrılmamakta da dinen özgür idiler. )

Müslüman kadınların müşriklerle  evlenemeyecekleri   gibi, Âhiret Hayatı'na inanmama ve benzeri  şirk dışı sebeplerle   kâfir olanlarla  evlenemeyecekleri,   Mâide sûresinin 72 ve 73. âyetlerinde "Allah Meryem oğlu Mesîh'tir." diyenlerle, "Allah   üçün   üçüncüsüdür."   diyenlerin   Kâfir   olduğunun açıklanması da, Hıristiyan erkeklerle   evlenilemeyeceği gerçeğini pekiştirmektedir.

Allah'ın  Peygamberleri  arasında  ayırıma  giderek  Hz.  İsa'ya  ve  Hz. Muhammed'e inanmayan, "Üzeyir/Ezra Allah'ın oğludur" diyen ve de "Hahamlarını yasa  koyucu  "gören  Yahûdi  erkeklerin  de  Hıristiyan  erkekler  gibi  Kâfir oldukları, bu sebeple müslüman kadınların kendileriyle evlenemeyecekleri ve evlendirilemeyecekleri de Kur'ânla delillendirilebilir bir hakikattir.( Nisa 150-151)  Üstelik korudukları bâtıl inançları sebebiyle Yahûdiler ve Hıristiyanların  Allah'a  şirk  koşma  ile ilintili  oldukları  da  Kur'ân'ın işaret   buyurduğu   gerçeklerdendir   ki  şirk'in   evlilik   engeli   olduğu açıklandığı üzere Kur'ân yasasıdır.( Maide 72,Tevbe 31)

d.Yukarıda  açıklanan   konumuzla   ilgili   Kur'ân   âyetleri   yanı  sıra kâfirlerin  hukûken  temsil  ve  tasarruf  yetkisi  verilebilir  ve  yürekten bağlılık gösterilebilir Evliyâ = veliler edinilemeyeceğine ilişkin Kur'ân âyetleri  de  müslüman  kadınların  -Kitabî de olsa- kâfirlerle evlendirilemeyeceğini  doğrulamaktadır.  Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de,  İslâm dışı  inanç   ve   yaşam  biçimlerini   İslâmî iman  ve hayat  şekline tercih etmeleri durumunda  müminlerin babalarını ve kardeşlerini dahi   veliler edinemeyecekleri   bildirilmektedir. Ayrıca kâfirlere yürekten sevgiler beslenemeyeceği   açıklanmakta ve onların arasında  yücelik  aranamayacağı vurgulanmaktadır. (Tevbe 23,Mücadele 22, Nisa 139)

İzlenmesi   gereken   bu   îmanî   ve   ahlâkî   değerler varlığını sürdürürken  Müslüman kadınların  ilmî  ve  malî  üstünlükleri  ve fiziksel    cazibeleri gibi  sebeplerle  gayr-ı müslim erkeklerle evlenmelerinin   - evlendirilmelerinin   İslâm  adına   onaylanamayacağı açıktır.  İnsancıl   tavırları ve bilimsel   bilgileri gelişmiş  olsa da İslâm'la çelişkili    inançları ve seküler yaşantıları sebebiyle   onların mânen   Cehennem    Âteşi'ne  çağırır olmaları   da Kur'ân'ın  göz ardı edilemeyecek evlilik yasağı gerekçesidir. (Bakara 221)

 Konuyu   yalnızca Kur'ân çerçevesinde   değerlendirmemiz Allah'ın Resûlü'ünün  sözleri  ve  uygulamalarında  konumuza  açıklık  getirilmemiş  - veya  bu  tesbitin  bizim  tarafımızdan  yapılamamış  -  olmasındandır.  Çünkü sahâbiler döneminde Müslümanların yanı sıra bizzat sahâbilerin Ehl-i Kitap kadınlarla  evlilikleri  yaşanmakta olan  olağan  bir  durum  olmakla birlikte aksi de sabit olmamıştı.(İbn Kayyım el-Cevzi, Ahkâm-ü Ehliz-Zimmeti, 2/421) Sabit olmak bir tarafa, teşebbüs dahi yapılmamış, yapılamamıştı.  Mesela Medine ve çevresinde   yoğun   bir  Yahûdi   nüfus olmasına rağmen  O'nun döneminde   ve sonrasında Müslüman  kadınların Kitap   ehli erkeklerle evlendirilmeleri şeklinde bir gelişme yaşanmamıştır.

Açıklamaya çalıştığımız  Müslüman  kadınların Müslüman olmayanlarla evlilik yasağı hiç şüphesiz  yeni kurulacak aileler içindir.

İslâm   öncesi   dönemde yapılmış evliliklerle  İslâmî  dönemde  eşlerden  birinin özellikle de kadının  Müslüman  olmasıyla oluşan problemli durumlar farklıdır.  

-En doğrusunu Allah bilir.- Bu gibi durumlarda problem yukarıda değinilen "Geçmişte yapılan evlilikler müstesna " şeklindeki Kur'ân kuralına  (Nisa 22, 23),  göre çözümlenebilir ve böyle de çözümleniyordu. Mesela  Müslüman olan kadının kocası, Müslüman  olursa  evlilik sürdürülüyordu. Kocanın Müslüman olmaması halinde ise evlilik sona erdiriliyordu veya kadının seçimine bırakılıyordu. Şöyleki: kocanın Müslüman olmaması durumunda kadının velîsi konumunda olan yetkili yönetici, eşleri hukûken ve fiilen ayırıyordu veya kocasından ayrılıp ayrılmama yetkisini kadına veriyordu. Hilafet  başkanlığı  döneminde Hz.Ömer'in  bu  tür   çift yönlü uygulamaları vardır. Örneğin O, karısı Müslüman olan Ubade b. Numan Et-Tağlebiye, Müslüman  olmasını  ya   da  karısını kendisinden   ayıracağını  bildirmiş, Müslüman olmaması üzerine ayırmıştı. (İbn Kayyim el-Cevzi, Zadül-Mead, Hükmühü fi İslâm-i Ehadiz-Zevceyni) Ancak onun  Müslüman olan kadını, Ehl-i Kitap kocasından ayrılıp ayrılmamakta muhayyer bıraktığı da rivayet edilmektedir.  (Abdurrezzak, Musannef Hn. 10073; İbn Ebî Şeybe, Musannef Hn.18307)

Kur'ân  ve  Sünnet'in  açıklık  getirmediği  hemen  hemen  bütün  konularda farklı görüşler   açıklayan İslâm   bilginleri,   Kur'ân-i   Kerîm'in yönlendirmeleri  ve  de  Allah'ın  Resûlü  ve  sahâbilerinin  anlayışları  ve uygulamalarını  yeter  açıklıkta görmüş  olacaklar  ki  Müslüman  kadınların gayr-ı müslimlerle evliliklerini haram olarak nitelemişler, farklı olarak nitelendirilebilecek görüşler   ileri   sürmemişlerdir. Bizim  inancımız  ve hükmümüz de budur.

İslâmî bilgi ve bilinç yoksulluğu içindeki İslâm dünyası, bilimsel ve teknolojik  geriliğin  de  etkisiyle  ilahiyatçılarıyla  birlikte  bir  rûhsal çöküntü  yaşamaktadır.Görevimiz   bu   zillet   psikolojisinden   kurtulmak olmalıdır. Bir  başka   deyişle nefislerimizi  ve erkek  çocuklarımızı materyalist, darwinist, fröytcü ve de ne idüğü belirsüz olan kadınlardan, kızlarımızı da gayr-ı müslimleri dahil tüm İslâm dışı erkeklerden korumak olmalıdır.

Kur'ân  orijinli  bir  hayat  düstûru  olan  Zarûret  prensibinin  bütün haramları   helâlleştirebileceği gibi  Müslüman kadınların  gayr-ı  müslim erkeklerle evliliklerini  de  meşrûlaştırabileceği,   yöntem  olarak  ileri sürülebilir.(Bakara 176 Ancak  biz,  şu veya  bu  sebeple  dış  ülkelerde  yaşamanın evliliği meşrûlaştırabilir hayatî bir zarûret oluşturabileceği görüşlerine katılamıyoruz.

Yüce  Rabbimizden   bu çalışmayı rızasına erme vesîlesi kılmasını diliyor, sözü de O'na yakarışla bitiriyoruz:

"(Allah'ım!) Sen kudret ve egemenlikte kusursuz ve eksiksizsin! Senin bize bildirdiğin dışında bir bilgimiz yoktur. Doğrusu her şeyi bilen ve gerçek hikmet sahibi olan yalnızca Sensin."  (Bakara 32)

 

 

 

 

[1] ( Bu âyete ilişkin bazı açıklamalar:
 
 a. Allah’a  şirk  koşmak  O’na  ortak  koşmaktır:
 
Başkaca tanrıların varlığına inanmak ve Allah’ a eş, oğul ve kız isnad etmektir. Allah ile aramıza  biz Allah’a yakınlaştıracak  aracılar  koymaktır. Tabiat olaylarını Allah’a değil doğaya bağlamaktır. Allah’a ortak koşmak Allah’a inanmakla beraber, vahye dayalı kutsal kitaplara inanmamaktır, bu sebeple de Allah’ın hayatı yönlendirici emirler ve yasaklar koyduğunu kabul etmemek  ve bu ölçüleri gelenek, akıl, bilim, kurum  ve yasalardan alarak onları da Allah’ın yanı sıra  yönetici otorite tanımaktır.. Bir diğer farklı anlatımla , Allah’a  ortak koşmak  yaratma, yaşatma, kurtarma, isteklere kavuşturma ve yasa koyma  gibi ilâhlık sıfatlarını maddî varlıklar olan putlara,  insanlara, kurumlara  ve de  yasalara yakıştırarak Allah’ın yanında onları da Cahiliye dönemi putları gibi güç ve tasarruf sahibi olarak görmektir. Açıklamalarımızdan anlaşılacağı üzere Allah’a inanılırken O’nun koyduğu yasalarla çatışan  seküler/laik yaşamın  meşru görülerek kabul edilmesi ve yaşanması da  fiilen Allah’a ortak koşmaktır.

b. Bu âyette daha hayırlılık nikâha ilişkin olmayıp îman eden kadınlar ve erkeklerler ilgilidir. Âyetteki ““Allah’a şirk koşan  kadınlarla evlenmeyin.” şeklindeki emir kipi ve onlar “Ateşe çağırırlar,” ifadesi de bunu doğrulamaktadır. Bu sebeple daha hayırlı olan Allah’a  inanmış  bir  kadınla evlilik ise de müşrik kadınlarla evlilik caizdir denilemez.Kaldı ki müşrik  kadınlarla evlenilemeyeceğini “Bu tür evlilik müminlere haram kılındı.” ifadesiyle Nûr sûresinin üçüncü âyeti de açıklamaktadır.)

http://www.alirizademircan.net/musluman-kadinlar-gayr-i-muslim-erkeklerle-evlenebilir-mi-5-275h.html



Sexual Life According To IslamİSLAMA ƏSASƏN SEKSUAL HƏYATСЕКСУАЛЬНАЯ ЖИЗНЬ СОГЛАСНО КАНОНАМ ИСЛАМАئىسلامدا جىنسىي تۇرمۇشبيان حكم استرقاق الأسيرات و الاستغلال الجنسي لهن في ضوء القرآن والسنة
Ana Sayfa | Biyografi | Eserleri | Cuma Hutbeleri | İnceleme Makale | Güncel Konular | Haberler | İletişim