Milliyet Gazetesi Pazar Eki ile SÖYLEŞİ

Milliyet Gazetesi Pazar Eki ile SÖYLEŞİ

Mübarek Ramazan ayında Milliyet Gazetesi'nde yayımlanacak yazılarımız için gazeteyle yaptığımız röportaj...



* Hangi konulardan bahsetmeyi planlıyorsunuz Milliyet'teki yazılarınızda?

Bismillahirrahmanirrahim. Yüce Allah'ımıza hamd ederim. Sevgili Peygamberimiz, efendimize salât ve selam ederim. Ben de bu soruyla başlamanın hayırlı olacağı kanaatindeyim. İmtihan sonucu 25 yaşında İstanbul Süleymaniye Camii'ne hatip tayin edildim. O dönemlerde İstanbul'da iki büyük üniversite var: İstanbul Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi. İstanbul'da cuma namazı kılan üniversite öğrencileri ve öğretim üyeleri genelde Süleymaniye Camii'ne gelirlerdi. Entelektüel bir cemaatimiz olduğu için ben de gündemi yakından takip ederdim. Örneğin 1972 Olimpiyatları olduğunda İslam ve spor konusunu yazdım, Türkiye'nin gündemine turizm oturunca  İslam ve turizm konusunu  işledim. Yani gündemi takip etme gibi bir alışkanlığım var. Milliyet için tabii ki orijinal konular seçmeye çalıştım ama Ramazan'da kaçınılmaz olarak ele alınması gereken konuları da ele alacağım.

* Nasıl bir doktor görünce hemen "Benim de şuram ağrıyor" diyorsak, bir din hocası görünce de herkesin soracak bir şeyi mutlaka oluyor değil mi?

Şu anda psikologların, psikiyatrların yaptığını tarihimiz boyunca İslam âlimleri ve tarikat şeyhleri yapmışlar. Çünkü onlar yaşadıkları toplumda merkez şahsiyet konumunda imişler. Modern toplumda da bu ihtiyaç kaybolmadı, bilakis daha da arttı. Çünkü modern hayatın çıkmazlarından biri; kalabalıklar içinde yalnız olmaktır. Evinizde eşinizle kaynaşamıyorsunuz, çocuklarınız farklı tellerden çalıyor. Toplum zaten bencilleşmiş, sizin hiçbir probleminize yürekten yaklaşmıyor, yalnızsınız. Dolayısıyla bu ihtiyaç devam ediyor. Özellikle kadın izleyicilerim ve okurlarım benim nazarımda ayrıcalıklıdır. Çünkü Türk toplumunun kadınları İslam'a göre değilse de kendilerine göre dindardır.

* Bunu biraz açabilir miyiz? Nedir "kendine göre dindar" olmak...

Şimdi sevgili kardeşim; diyelim ki çalıştığınız yerde Allah'a iman etmeyenler ya da ölüm ötesi ahiret hayatına inanmayanlar var. Siz bu durumda İslamî ölçülere göre uygulamalarınız olmasa da onlara nispetle dindar olduğunuz yargısına varabilirsiniz. Bir diğer anlatımla ifade edersek; yakın çevrenizdeki insanların inançsızlıkları, tutarsızlıkları, kutsallardan yoksunlukları önünde siz kendinizi daha dindar hissedebilirsiniz. Mesela sabah evden Besmele'yle çıkmak bir dindarlık göstergesidir. Bu bana göre yeterli değildir, bana göre örneğin namaz ve oruç gerek, zulümden ve zinadan kaçınmak gerek ama  belki size göre hele sizin birlikte çalıştığınız insanlara göre yeterli hatta fazla fazla yeterlidir.

* En çok neler soruluyor size?

En çok merak edilen konular cinsellikle ilgili.

* Neden böyle?

İslam açısından bu konular az bilindiği için insanın içini kemirir. Mesela soruyor bana; "Eşimin yanında da olsa iç giysilerimden arınmış olarak bulunmam beni günahkar kılar mı? Regl halinde ilişki haram mıdır?" Bu gibi soruları yöneltebileceği çok fazla kimse yok ki etrafında.

* Nasıl okulda bir öğretmen bir dersi sevdirip bir dersten soğutabiliyorsa, bir din uzmanı da insanı dine yaklaştırabilir ya da dinden uzaklaştırabilir. Bu sorumlulukla nasıl baş ediyorsunuz?

İslam'ın ana kaynağı Kur'ân'dır: Yüce Rabbimizin vahiy meleği Cebrail aracılığıyla Hz.Muhammed'e gönderdiği i ve O'nun tarafından örneklendirilerek  insanlığa tebliğ edilen  Kitap'tır. Siz bu Kitab'a uygun, sevgili peygamberimizin bu Kitapla ilgili yorumlarıyla kaynaşan bir yapıda konuşabilirseniz hiçbir sorun yok. Ama 14 asırlık tarih boyunca bu iki kaynaktan alınarak yapılan içtihatların bütününü din diye insanlara aktarmaya kalkışırsanız işte o zaman insan doğasıyla çelişirsiniz, nefret de uyandırabilirsiniz.

* Ama bazen insan çileden çıkıyor, siz de kızıyorsunuz bazen televizyon programlarında...

Belki 25 yıldır televizyonlara çıkarım. Senin yaşlarındayken tartışma programlarına katılırdım. O programların benimle ilgili bölümlerini sonradan izlediğimde çarpıldığım olurdu. Bu tartışma programlarının insanlara bir fayda sağlamadığı yargısına vardım ve bir ilke kararı aldım, çıkarsam tek çıkacağım diye. Ama bu ilkeyi de her zaman sürdüremiyorsunuz. Çünkü birçok program o formatta değil. O zaman katılıp katılmama kararını almak kolay olmuyor...

Hülya Avşar bir televizyon söyleşisi için davet etmişti. Aile fertlerim şiddetle karşı çıktılar. Ama ben şöyle düşündüm; Türkiye'nin az çok tanıdığı bir ilahiyatçıyım. Bir aktristin sorabileceği soruları tahmin edebiliyorum. O benden çekinmediğine göre benim ondan çekinmemi gerektiren hiçbir durum yok. Nitekim Hülya Hanım'a şunu söyledim, "Hanım hanımcık sor, ben de hocaca cevaplar vereyim". Program verimli de oldu.

* Psikologlar, psikiyatristler de zaman zaman gidip bir başka meslektaşlarıyla konuşma ihtiyacı duyar, terapi alırlar. Din alimleri için de geçerli midir bu durum?

Ben bazı önemli konularda televizyon programına çıkmadan önce görüşlerine güvendiğim arkadaşlarımı ararım. Bugüne kadar benim karar vermekte zorlandığım konularda onların  önemli bir katkı verdiğine tanık olmadım ama yine de farklı görüşlere başvurmanın her zaman faydalı olabileceğini düşünürüm. Hele de danıştığım arkadaşım benimle aynı görüşteyse programa vicdanen daha müsterih olarak katılırım. Hoca olmak zordur, az önce ifade buyurduğunuz gibi. Ben genelde programlara çıkmadan önce "Allah'ım sen sevdirmezsen, beni sevmezler. Sen benim sözlerime etki kazandırmazsan muhataplarım üzerinde müessir olamam. Sana inanıyorum. Ben senin kulunum. Din de senin dinin. Kullar da senin kulların. Beni başarılı kıl" diye dua ederim.

* Ramazan programı yapan hocaların aldıkları ücretler çok konuşuluyor bugünlerde. "Yüz binlerce lira kazana bir hoca nasıl aza kanaat etmenin erdemlerinden bahsedecek" deniyor. Sizin yorumunuz nedir? Din hocalarının zengin olması samimiyetlerine zarar verir mi?

İnsan ihtiraslı bir varlıktır. Almaya başladığı zaman daha çok ister. Ama ben basına yansıyan meblağların doğru olduğu kanaatinde değilim. Yine de bunları yadırgamıyorum. Kamuoyu önünde bilinir hale gelmek, televizyon programıyla ilgi görebilecek noktaya ulaşmak epeyce süre istiyor. Falanca programcı çok para alıyorsa din programcısı neden almasın?

Bence esas tehlike şurada; hurafeci  din anlayışını yansıtan  bu tür programların bir faydası varsa üç zararı olduğu kanaatindeyim. O programlarda anlatılanlar hep menkıbeler, hurafemsi olaylar. Televizyon programlarında düzeyli ve İslam'ın ruhuna uygun konuşulunca halk  ve sistem katında beklediğiniz ilgiyi göremeyebiliyorsunuz.

* Yaz ramazanları ile kış ramazanlarını kıyaslarsanız...

Her mevsimin ayrı bir güzelliği var. Soğuk gecelerde sobanın etrafında Ramazan'ı yaşamanın da ayrı bir güzelliği var. Yaz ramazanlarında tabii susamalar, halsizlikler oluyor. Ama onların yaşandığı saatler de ayrı bir duygu zenginliğine erdiğimiz anlar...

* Sizin ailenizde Ramazan nasıl yaşanır? Kalabalık bir ailesiniz, her iftarda bir araya gelebiliyor musunuz? Sofrada neler olur?

Bizde yemek aile fertleri tarafından hazırlanır. Soframıza fabrikasyon ürünler pek gelmez. Bizim hatun eski topraktır, çorbasına da tatlısına da eli değer. Benim iki oğlum yedi kızım var. Eski Ramazanlarla kıyasla ulaşım imkanları artmasına rağmen trafik nedeniyle insan evinden pek çıkmak istemiyor. Ama şunu da ifade etmiş olayım, her ailede annenin, babanın, kardeşlerin, halaların, teyzelerin çağırıldığı iftar sofraları kurulmalı. Çünkü Peygamberimiz iftar yemeği vermenin günahlardan arınma vesilesi olacağını bize müjdeliyor. Yedirmek, içirmek hem maddi hem manevi berekettir. Okuyucularımız yabancı çağıramıyorlarsa annelerini, babalarını, kardeşlerini çağırsınlar. Sonra... Allah aşkına aşırılığa gitmeyelim. Bir çorba, bir sebze yemeği yeter, artar bile. Hem yapımı kolay, bulaşığı az olur hem de bütçeyi sarsmaz. Neden kendi kendimize hayatı zorlaştırıyoruz? Peygamberimiz de bir çeşitten fazla yemezdi. Bugünün tıbbı da tek çeşit yenmesi gerektiğini söylüyor. Çünkü beyin de mideye hangi yemeğe göre sindirme emri  vermesi gerektiğini bilemiyor.

* "İslam'a Göre Cinsel Hayat" diye bir kitap yazdınız. Bu konu neden İslam yazarlarının pek ele almaya yanaşmadığı bir konu?

Batı'da da aile terbiyesi almış insanlar cinselliğe ilişkin konulara çok rahat giriş yapamazlar. Bu konudaki kısmi tedirginlik bana göre doğru olandır da... Cinsellik yaşanır, dile dolanmaz. Bu konu İslam yazarları tarafından pek ele alınmıyor çünkü bir kere zannettiğiniz kadar aydın hoca yok. Olanlar da yürekli değil. Benim tıpçılarda ,hukukçularda... ve ilahiyatçılarda gördüğüm bir anlayış var: Böyle geldi, böyle gitsin.

* Siz yüreklisiniz ama?

Ben bir; Karadenizliyim. İki;  Kasımpaşalıyım. Bir de yapı olarak bende yenilik eğilimi var. Rabbimin lütfudur bu bana. Başkasının yazdığı konuyu bile yazmam. Yazarsam da farklı biçimde yazarım.

* Siz "Cinsel eğitim verilmezse yerini batıl bilgiler alır" diyorsunuz. Bunları konuşmaktan utanmamak lazımdır diyorsunuz. Kitabınızda Hz. Muhammed'in de cinselliği açıkça konuştuğuna dair bölümler var. Ne oldu da bu konuları konuşamaz olduk, bu kadar tabu haline geldi...

Ünlü fizyolog Kenneth Walker, Varlık Yayınları'ndan çıkan Fizyoloji Açısından Cinsiyet isimli  eserinde diyor ki; "Ne acı, insanlığın iki büyük önderi İsa ve Buddha cinsellik konusunda konuşmadılar, konuştukları da anlaşılır gibi değil". Ben de kitabımda buna bir not düştüm:

 "İnsanlık adına üzülmeye gerek yok. Allah'ın insanlığa gönderdiği son ve evrensel elçi Hz. Muhammed yapılması gereken açıklamaları yaptı."

Cinsel eğitim farzdır. Çünkü Rabbimizin  cinsel hayatımızı düzenleyen emirleri ve yasakları  var. Bunlara uyuş da ibadettir.

Burada eğitimsizliğimize bir misal vermek isterim. Bakın; yaşlıları dindar olarak kabul ederiz. Hele de geleneksel bir tesettürü de varsa... Ama geçenlerde 50 yaşlarında bir kadın gelip eşime dedi ki "Ben bugün bir hoca dinledim, dedi ki, regl döneminizde eşlerinizle ilişkiye girmek haramdır. Sen hoca karısısın, bu doğru mudur?" Düşünebiliyor musun? 50 yaşında, torun sahibi kadın adet döneminde eşiyle sevişebileceği ama ilişkiye giremeyeceğini bilmiyor. Cehaletle Müslümanlık yaşanabilir mi?

* Bunun gibi, İslam'da cinsellik deyince doğru bildiğimiz ama aslında yanlış olan başka neler var?

Ramazan gecelerinde ilişkiye girilmez ya da kandil geceleri kutsaldır, o gecelerde ilişki haramdır gibi yanlış inanışlar var. Öte yandan da bekarların karşılıklı rızaya dayalı birlikteliklerinin/ ilişkilerinin zina olmadığı gibi hatalı algılar da var.

* Sizin "Cinselliği yaşamak da bir ibadettir" diye de bir açıklamanız var...

Yüce yaratıcınızın her bir emrine itaat ibadettir. Her bir yasağından kaçınma da ibadettir. Namaz kılmak ibadettir. Niye? Rabbimizin emridir. Faizden kaçınmak ibadettir. Niye? Rabbimizin yasağıdır. Bir adamın zinadan kaçınması da ibadettir. Bu durumda arzularını eşine yönlendirmesi de ibadettir.

* Sizin çocukluğunuz, gençliğiniz Kasımpaşa sokaklarında geçti. Şimdi çocuğunuz büyüdüğünüz semtin Belediye Başkanı. Ne hissettiriyor bu?

Benim çocukluğumda bizim gibi Kasımpaşa'da yetişmiş halk çocukları Kaymakam'ı görünce Cumhurbaşkanı'nı görmüş gibi olurdu. Benim babam günün birinde torununun Belediye Başkanı olacağını tasavvur dahi edemezdi. Çünkü üst düzeyde görevler beyaz Türkler'e özgü idi o zamanlar.

* Oğlunuza "Oğlum şurayı düzelttir" gibi şeyler dediğiniz oluyor mu eski mahallenizde gezerken?

Oğlum duymasın ama... Kasımpaşa'dan geçerken her gün bir çile yaşıyorum. Yol, Şişhane'ye Kasımpaşa'nın tam içinden, pazar yerinden geçiyor. Günün mesai saatlerinde  orada bir tıkanıklık var. Çözüm bulunmasından yanayım ama bir Kasımpaşa çocuğu olarak alternatif de oluşturamıyorum burası için.

* Nuri Bilge Ceylan'ın filmi Altın Palmiye'li filmi "Kış Uykusu"nda ele alınan konulardan biri de aydın olarak nitelendirilen kesimin din adamlarına yüzeysel bakışı...

Keşke izleyebilseydim. Türkiye'de ilahiyatçı olarak ikinci bir Ali Rıza Demircan bulamazsınız sinemaya bu kadar ilgilisi olan. Çocukluğumda Kasımpaşa'da dört tane sinema vardı. Hepsine giderdim. Süleymaniye Camii imam-hatipliğim sırasında da gazetelerin kültür-sanat sayfalarını okur, sanat değeri olan üç yıldızlı, dört yıldızlı filmleri mutlaka izlerdim. Hiç unutmuyorum Türkan Şoray'ın filmi "Hazal"ı daha gösterime girdiği gün izlemiştim. Sinemaya ilgim sonra da devam etti. İnanç dünyama yakın Mesut Uçakan ve Salih Diriklik vardı, sinema yapan. Onlara manen destek vermeye çalıştım. Hatta Mesut Uçakan'ın bir filminde rol bile aldım, kürsüden vaaz ettim. Benim ve ailemin öncülük yaptığı iki aylık bir vakfımız var, ARDEV (Araştırma, Dayanışma ve Eğitim Vakfı) . Burada yedi-sekiz çalışma konumuz var. Bunlardan biri de sinema. Amacımız, burada bir sinema kulübü oluşturmak ve İslami inanç sahibi genç sinemacıları eğitmek, onlara değerlerimize uygun senaryolar oluşturtmak. Nuri Bilge Ceylan'ın unutamadığım bir tarzı vardır. Biliyorsunuz, daha önce de ödül almıştı. O zaman "Ödülü kendi adıma değil, bütün arkadaşlarım adına alıyorum" demişti. Başarıyı paylaşma yaklaşımı bende tesir bırakmıştır. 

* Sinema merakınız devam ediyor o zaman?

Türkiye'de siyah-beyaz televizyonun olduğu dönemde, tek kanalın olduğu dönemde çok güzel filmler vardı. Klasik  eserlerin dizileri vardı, zevkle izlerdik. Mahsun Kırmızıgül'ün "Beyaz Melek"i beğenmiştim. O filmi izleyip de duygulanmamak elde değil. Ama artık izlenmeye değer, bende etki bırakacak film bulamıyorum. Nedense bizim sinemacılar, tiyatrocular, resim sanatçıları İslam kültürüne oldukça yabancı. Ben bir zamanlar tiyatroya da gidiyordum, izlediğim oyunlarda hep dindarlar hafife alınır, rencide edilirdi. Tiyatrocularımız halkla kucaklaşan ürün veremediler. Hâlâ da verilemiyor. Halkımızın bir ölçüde kendini bulabildiği dizilerden biri "Muhteşem Yüzyıl". Birçok açıdan eleştirebiliriz ama insanlar kendilerinden, tarihlerinden bir şey buldular orada. O halde eleştirmek yetmez. İnançlarımızla ve tarihi gerçeklerle örtüşen eserler vermemiz gerekir.



Ali Rıza DEMİRCAN
http://www.alirizademircan.net/milliyet-gazetesi-pazar-eki-ile-soylesi-5-317h.html



Sexual Life According To IslamİSLAMA ƏSASƏN SEKSUAL HƏYATСЕКСУАЛЬНАЯ ЖИЗНЬ СОГЛАСНО КАНОНАМ ИСЛАМАئىسلامدا جىنسىي تۇرمۇشبيان حكم استرقاق الأسيرات و الاستغلال الجنسي لهن في ضوء القرآن والسنة
Ana Sayfa | Biyografi | Eserleri | Cuma Hutbeleri | İnceleme Makale | Güncel Konular | Haberler | İletişim