İslam'da kişi ve toplum haklarının önemi (Takvim Gazetesi - 27 Ağustos 2010 tarihli yazısı)

İslam cemiyetinin en iyileri, fert ve toplum haklarına tam bir inançla saygı duyanlardır. En kötüleri ise mü'minlerin kendilerine güven duymadıkları kişilerdir.

Bu gerçeği, şanlı Peygamberimiz şöyle açıklıyorlar: "Sizin en hayırlınız yararı umulan ve zarar gelmeyeceği hususunda kendisine güven duyulanınızdır. En kötünüz ise faydası umulmayan ve zararından emin olunmayanınızdır. " Mü'minlerin iman ve ahlak derecelerini bildiren en geçerli ölçü, fertlere ve kamu kuruluşları ile olan ilişkilerindeki söz, iş ve davranışlarının bütünü olduğu içindir ki, İslam Dini fert ve cemiyet haklarına yapılabilecek bütün tecavüz türlerini yasaklamıştır. Ferdi çıkarlar uğruna cemiyet menfaatlerini çiğnemek, görevi kötüye kullanmak, başarılamayacak vazifeleri üstlenmek, muhtaç toplum kesiminin zekat, fakir akrabanın nafaka hakkını vermemek, anaya babaya saygı göstermemek, rüşvet almak, karaborsacılık yapmak, kamu veya şahıs menkul ve gayrı menkullerini zimmete geçirmek, gasp etmek, ilgililerini zarara uğratacak şekilde sözleşmeleri ihlal etmek, bayatı taze, çürüğü sağlam göstermek, eksik ölçüp tartarak mal satmak, ürünleri ve mamulleri reklam ettirilen vasıfta piyasaya sürmemek, aldatmak, sövmek, dövmek, kalp kırmak, arkadan çekiştirmek, jurnal etmek, yalan söylemek, haksız yere baskıda bulunmak, başkasının yararına engel olmak... Bütün bunları ve bunlar gibi fertlere ve topluma zarar verecek sözleri, davranışları ve işleri İslam Dini şiddetle yasaklamıştır. İyice bilinmelidir ki İslam Dini'nde Allah'a ortak koşmaktan sonra en büyük suç, en büyük günah fert ve toplum haklarına tecavüzdür. Aziz Peygamberimiz, öneminden ötürü ölümü arefesindeki öğütlerini bile özellikle fert ve toplum hakları mevzuunda tahsis etmişlerdir. Böylece insanlığa muhteşem bir sorumluluk örneği vererek arkadaşları olan mü'minlere şöyle buyurmuşlardır: "Ey insanlar! Bana karşı şikayetleriniz olabilir. Eğer birinizin sırtına vurduysam işte sırtım, benim sırtımda kısas icra etsin. Şayet birinize hakaret etmiş veya şerefine tecavüz etmişsem, işte intikam alabilmesi için şerefim. Eğer birinin malını almışsam işte malım, alsın ve benden bir itiraz gelecek diye çekinmesin. Zira, itiraz etmek adetim değildir. Gerçekten benim yanımda sizin en değerliniz, hakkı varsa hakkını alan veya onu helal edendir. Böylece Rabbime ayıpsız varabilmek imkanına kavuşacağım." Saygıdeğer okurlar! Cemiyetleri için hayır ve rahmet kaynağı olması gereken mü'minler, fert ve cemiyet haklarına karşı son derece hassas olmazlar, ferdi mutluluklarını toplumun saadetinde görmezlerse, Ahiret hayatının felaket örgüsünü ömür günleriyle bizzat örmüş olurlar. Çünkü zimmetlerine geçirdikleri hakları ödemeyen, hak sahiplerinden helallik almayan mü'minleri ruhi buhranlardan ve Cehennem azabından kurturacak hiç bir güç yoktur. Hakların sahiplerine ödeneceği Kıyamet Günü gelmeden hakları sahiplerine bizzat emreden hadislerinde Peygamberimiz bizleri şöylece uyarmıştır: "Her kim bir kişinin ırzına ve malına tecavüz etmiş, çeşitli yollarla hakkını zimmetine geçirmişse, altın ve gümüş bulunmayan Kıyamet Günü gelmeden, o hakkın sahibi ile helalleşsin. Zira, hak yiyen kişinin iyi ameli varsa, alınarak hak sahibine verilir. İyi ameli yoksa, hak sahibinin günahlarından alınarak ona yükletilir." "...Sonra da o kişi cezasını çekmek üzere Cehennem'e atılır." Fert ve cemiyet haklarına yapılan tecavüzlerin ve bu yolda işlenecek zulümlerin azap dolu bir Ahiret hayatından önce, çileli ve ıstıraplı bir dünya yaşantısına maruz bırakacağı da Kur'an ve Sünnet belgeleriyle açıklanmıştır. Beşeri tecrübelerin de doğruluğunu teyit ettiği bu gerçeği Peygamberimiz şöyle açıklıyor: "(Fert ve cemiyet haklarına tecavüz olan) zulüm ve akrabalık bağlarını koparmak günahları gibi Allah'ın sahibi için cezasını Ahiret'e saklamakla beraber dünyada acilen vereceği bir başka günah yoktur."

VERMEYENE VERENLER, GELMEYENE GİDENLER, ZULM EDENİ BAĞIŞLAYANLAR
Ebu Hüreyre'den...
-Salat ve selam üzerinde olsun. Allah'ın Resulü şöyle öğüt verdi:
-Üç haslet vardır ki bunlara sahip olan kişiyi, Allah kolay ve basit bir muhakeme ile hesaba çeker ve onu rahmeti ile Cennet'e koyar. Ebu Hüreyre sordu:
-Anam babam sana feda olsun Ya Resulallah! Bu hasletler nelerdir?
-Seni yoksun bırakana verir, seninle ilgiyi kesene alaka verir, sana zulmedeni affedersin... Allah da seni Cennet'e koyar. Bir meyve, tatlı bir çift söz ve bir bilgi de olsa, verebilir olanlardan verme anlamına cömertlik, Peygamberimizin ifadesi ile Müslümanı Cennet'e götürücü ameldir. Hiç şüphesiz vermeyene vermek daha da erdemlidir. Bağışlayıcılığın Cennetliklerin sıfatı olduğunu ise Kur'an'ımız müjdelemektedir.

SORULARINIZ VE CEVAPLARI

BAZI KİŞİLER "ES-SELÂMÜ ALEYKÜM" ŞEKLİNDE VERİLEN SELAMI ALMIYORLAR,ONLARA "GÜNAYDIN" ŞEKLİNDE SELÂM VERİLEBİLİR Mİ?
Allah şanını artırsın Sevgili Peygamberimiz selâmlaşmayı Müslümanların birbirleri üzerindeki İslâm kardeşliği haklarından ve görevlerinden biri olarak açıklamıştır. Selâmlaşmanın sevgiye, sevginin de Cennet'e götürücülüğüne işaret buyurmuştur. İslâm öncesi dönemde selâm şekilleri anlamlı olmalarına ve biri de Allah lafzını içermesine rağmen Peygamberimiz İslâm şahsiyetini oluşturmak için "Es- Selamü Aleyküm" şeklinde selâm verilmesini öğretmiştir. Öğretisini uygulamış ve özenle uygulatmıştır. "Es-Selam" sözcüğü Allah'ın isimlerinden biridir. Güvenliğe/barışa erdiren anlamındadır. "Es-Selâmü Aleyküm" şeklinde selâm vermek kendini barış insanı olarak sunmaktır ve Allah'ın selâm verilen kişileri güvenlik ve barış içinde yaşatmasını dilemektir. İslâmî olarak niteleyeceğimiz bu selâm, hangi dili konuşurlarsa konuşsunlar Müslümanlar arasında tanıştırıcı nişandır/paroladır. İslâmî selâm Müslümanlar arasında geçerlidir; Müslüman olmayanlara verilmez. Onu, irtica gören ve dışlama aracı kılan ilkel insanlara hiç mi hiç verilemez. Onlara "Günaydın " sözcüğü yeterlidir.

PEYGAMBERİMİZİN BORÇLU OLARAK ÖLEN MÜSLÜMANLARIN CENAZE NAMAZINI KILDIRMADIĞI DOĞRU MUDUR?
Doğrudur. Örneğin Peygamberimiz, iki altın borcu olduğunu öğrendiği bir sahâbinin cenaze namazını, borcun üstlenildiğini öğreninceye kadar kıldırmadı. Allah'ın Resûlü borçlunun cenaze namazını niçin kıldırmadı? Allah'ın Resûlü sahâbîlerden borçlu olarak ölüp de borcu, varisleri veya diğer mü'minler tarafından üstlenilmeyen mü'minlerin cenaze namazını kıldırmazdı. Medine İslâm Devleti bütçesi güçleninceye kadar bu durum böyle sürdü. Daha sonraları Peygamberimiz (s.a), ölen kişilerin, varisleri tarafından ödenemeyen borçlarını İslâm Devletinin Zekât Bütçesi'nin Borçlular Fonu'ndan karşıladı. Peygamberimizin borçlu mü'minlerin cenaze namazını kıldırmayışı, bu tür uygulamanın mü'minler üzerinde meydana getireceği etkiden yararlanarak gereksiz borçlanmamak hususunda onları terbiye etmek amacına dönüktü. İslâm Dini, işlerimizi büyütmek için değil zaruri ihtiyaçlarımızı karşılamak için borçlanmayı onaylar, büyümenin yolu şirketleşmedir. Unutmamak lâzımdır ki borç bunalımlara neden olduğu gibi geçici süreli de olsa âhiret mutluluğuna da engel olur. Nitekim Peygamberimiz bu gerçeği şöyle açıklamıştır: "Ancak toplum malına hıyanetten, kibirden ve bir de borçtan uzak olarak ölen kişi doğrudan Cennet'e girer." "(Zira) Cennetlik de olsa borcu ödenmediği sürece kişinin ruhu kabrinde hapsolunur."

BİR AYET
Öyle bir gu¨nden sakının ki, o gu¨n hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz. Onlara yardım da edilmez. (BAKARA 48)

BİR HADİS-İ ŞERİF
Nerede olursan ol Allah'a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.

Soru - Cevap

  • Talak iddeti döneminde dialog ve tesettür nasıl olmalıdır?
  • Dini nikahım var... Ailemin zoruyla başkasıyla görüşmem nikaha zarar verir mi?
  • İslama göre kimler esir alınabilir?
  • Mazaretsiz kılınmayan namazın kazası olur mu?
  • Soru-Cevap Arama

     

    Siz de soru sorun

    Siz de soru sormak için tıklayınız.

    Anket

    Sizler için özenle hazırladığımız yeni web sitemi beğendiniz mi?



     

    Toplam Oylayan : 6431