İslâm Zaviyesinden Görsel Sanatlara Bakışımız

İslâm Zaviyesinden Görsel Sanatlara Bakışımız

Baştatelevizyon olmak üzere sinema ve tiyatroyu içine alan, diğer anlamıyla GörselSanatlar'la zaman zaman ilgilenmişimdir...



GÖRSEL SANATLARIN LÜZUMU

Bismillahirrahmanirrahim...

Allah'a hamd, O'nun Resulü Hz. Muhammed'e salat ve selâm ederim.

Başta televizyon olmak üzere sinema ve tiyatroyu içine alan, diğer anlamıyla Görsel Sanatlarla zaman zaman ilgilenmişimdir... Yüreğinde İslami bir ıstırap ve emel taşıyan her bir aydın gibi İslam’la Görsel Sanatlar arasında bir bağlantı kurulup kurulamayacağı, Görsel Sanatların İslam’ın tebliğine aracı kılınıp kılınamayacağı üzerinde düşünmüşümdür.

Bazı tespitlerim oldu. Fakat bunlar kopuk kopuktu. Yeterince hazırlanma imkânımız olmadığı için bu tespitlerimi bilvesile sizlere sunmaya çalışacağım.

Önce Görsel Sanatlarla (Sinema, Tiyatro, Televizyon, Film, Haber ve Belgeselleri ile) ilgili tespitlerimin özünü arz edeceğim.

İslami inançlara aykırı olmadıkça, helâller haramlaştırılıp, haramlar helâlleştirilmedikçe, ilâhî görevler hafife alınmadıkça, kalbin manevî hayatını öldürecek ölçüde komediye; yeîs doğuracak derecede trajediye boğulmadıkça Görsel Sanatlar mubahtır. Zira eşyada asıl olan ibahedir.[1]

Göze kulağa ve kalbe hitabeden ve bu sebeple de pek çok etkili olabilen Görsel Sanatlar temelde mubah ise de, tarafımızdan değerlendirilmediği için batıllara hizmet etmektedir.

Gerçeği ifade etmek gerekirse, Görsel Sanatlar devrimizde küfrün ve nifakın egemenliği altındadır. Bu sebepledir ki Görsel Sanatlar yoluyla inancımız zaafa uğratılıyor, ahlâkî değerlerimiz yozlaştırılıyor, millet ve ümmet kültürümüz çiğneniyor ve İslâmî değerler etrafında şüpheler oluşturuluyor. Özetlemek gerekirse Tağut'ların yönlendirdiği Görsel Sanatlar, tam bir münker haline dönüşmüştür.[2]

Bu münkerin değiştirilmesi lâzımdır. Genelde Kur'an ve sünnet’ in bütünü, özetle aşağıda manasını sunacağımız emr-i peygamberi gereği bu münkerin değiştirilip düzeltilmesi, bazı durumlarda farz-ı ayn, bazı durumlarda farz-ı kifaye olmak üzere farz görevimizdir:

"Sizden biriniz bir münkeri (Allah'ın ve Resulü Hz. Muhammed'in doğrudan veya dolaylı olarak yasakladığı bir iş, bir davranış, bir müessese) görürse onu bizzat düzeltsin, buna güç yetiremezse dili ile (dil ile yapılabilecek faaliyetlerle) düzeltsin. Buna da güç yettiremezse kalbi ile (şahsî planda tavır koyarak) düzeltsin. Bu sonuncusu imanın en zayıf konumudur." (1)

Münkeri değiştirmek vazifemiz ise; bu münker nasıl değişecektir?

Hiç şüphe yoktur ki, Görsel Sanatların aracı kılındığı münkeri en etkili şekilde ancak Görsel Sanatlarla sunulacak "ma'ruf" giderebilir.

Ma'ruf, İslâm'dır. İslâm'ın inanç esaslarıdır. İlâhî emirler ve yasaklardır. Kur'an ve Sünnet'e dayanan ahlâkî görevlerdir. Ferdî, ailevî ve içtimaî hayata yönelik İslâmî çizgideki hayırlardır. İslami değerlere müstenid tarihî mefahirdir.

Burada dikkatlerin üzerine çekilmesi gereken nokta, bizim ma'rufa yalnızca münkerin değiştirilmesi için değil, kulca yaşamak için de muhtaç olduğumuz hakikatidir.

Ma'rufun, yani münkeri izale ve hakkı idame edecek İslam’ın talimi ve terbiyesinde mecburî eğitimin yan sıra istihdam edilebilecek en müessir ve kolay yol televizyonda zirveleşen Görsel Sanatlardır. Bu yolla talim ve terbiye daha kolay olup, etkili olmanın yanı sıra hem sürekli, hem yaygın ve hem de daha şümullü olmaktadır.

Görsel Sanatların İslâmî talim ve terbiye açısından özellikle tercih edilmelerini gerektiren bir takım özellikleri vardır. Bunları maddeler halinde şöylece özetlemek mümkündür:

a) Görsel Sanatlara ilgi, bir bakıma Rabbimizin hakkı tavsiye metoduna ilgidir:

Bilindiği gibi Rabbimiz Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed (s.a.v.) gibi ulü'l-azm peygamberlerini devirlerinin etkili güçleri olan sihir, tıb ve edebiyat gibi güçlerin cinsinden mucizelerle takviye etmiştir.

Mesele etkili yolların kullanılması olduğuna göre Görsel Sanatların kullanılmasına sıcak bakılması zarureti vardır.

b) Görsel Sanatlara yönelme; Kuranın kullandığı ve yönlendirdiği sahneleme metodunu benimsemektedir.

Kur'an-ı Mübin’de bulunan mesajlar, bazen senaryolaştırılarak verilmektedir, ilâhî kelâmı, manasım anlayarak dinleyebilen kişi yer yer bir tiyatro sahnesinin önünde, bir televizyon ekranının karşısında imiş gibi canlı diyalogları içeren sahneler izlemektedir.

Yûsuf Sûresinde Yûsuf Kıssası, Kehf Sûresinde Ashab-ı Kehf, Hz. Musa ile Genç adam, Müddessir Sûresinde Cennetliklerle Cehennemlikler arası diyaloglar misal olarak verilebilir. Nemi, Sâffat, Nûn gibi daha pek çok sûrelerden örnekler sunmak da mümkündür. Biz burada Sebe' Sûresinden bir örnek vermekle yetiniyoruz:

Sebe' 31: "Kâfir olanlar derler ki: Biz hiçbir zaman bu Kur'an'a ve bundan önce gelen kitaplara inanmayacağız. Sen o zalimleri rablerinin huzurunda tutuklanmış, birbirlerine söz atarlarken bir görsen! Zayıf sayılanlar büyüklük taslayanlara, siz olmasaydınız elbette biz inanan insanlar olurduk, derler.

Sebe' 32: "Büyüklük taslayanlar, zayıf sayılanlara (kıyamet gününde): Size hidayet geldikten sonra sizi ondan biz mi çevirdik? Bilâkis siz suç işliyordunuz derler.

Sebe' 33: Zayıf sayılanlar da, büyüklük taslayanlara, Hayır! Gece gündüz (işiniz) tuzak kurmaktı. Çünkü siz daima Allah'ı inkâr etmemizi, O'na ortak koşmamızı bize emrederdiniz derler. Artık azabı gördüklerinde, pişmanlıklarını içlerine atarlar, biz de o inkâr edenlerin boyunlarına demir halkalar takarız. Onlar ancak yapmakta oldukları günahları yüzünden cezalandırılırlar."

Kur'an'ın kullandığı ve yönlendirdiği sahneleme metodunun Görsel Sanatlarda zirveleştiği ise izahdan beridir.

c) Görsel Sanatlar, Kur'an'ın yeryüzünün dolaşılması ve varlıklar üzerinde tefekkür edilmesini içeren emirlerinin uygulanmasını kolaylaştıran pek mühim bir vesiledir.

İslâm âlimleri yeryüzünde dolaşılması ile ilgili emirlerin daha çok fikir ayaklan ile yapılması lüzumuna işaret etmektedirler.

Tefekkürle ilgili pek çok ayet ise göklerle yerin yaratılması, gece ile gündüzün birbirlerini izlemesi, insanın yaratılışı, toprağın yeşermesi, geçmiş ümmetlerin akıbetleri, arkeolojik kalıntıların anlamlan vs. üzerinde düşünülmesini âmirdir.

Sinema ve televizyon belgeselleri ile perdeye ve ekrana getirilecek tarihî mekânlar, olaylar ve tabiî varlıklar hiç şüphesiz yeryüzünde dolaşma ve tefekkür etme görevlerimizi daha kolay ve verimli bir şekilde ifa etmemize vasat hazırlayacaktır.

d) Kur'an ve Sünnet'in örneklendirdiği İslami öğretim ve eğitim metodunda tarihî olayların aktarılmasının özel bir yeri vardır.

Pek çok ilâhî mesaj tarihî olayların akışı içinde sunulur. Kur'an-ı Kerim'deki peygamber kıssaları, Talut'u, Calut'u, Zülkarneyn'i Uhud'u ve Ahzab'ı vs. konu alan âyetler, birer misal olarak değerlendirilebilir.

Tarihî olayların sözlü ifadelerle verilmekten çok, Görsel Sanatlar aracılığıyla aktarılmasının daha müessir olacağı hakikati de üzerinde ittifak edilebilecek gerçeklerdendir.

e) Kur'an ve Sünnet'in izlerinden gidilmesini istediği Has kulların hayatından kesitler sunarak, onları bir anda milyonlara mal etmede Görsel Sanatların (Televizyonda) oynayabileceği üstün rol de bu sanatların kullanımı ve tercihini gerekli kılmaktadır.

Kutsî özellikleri sebebiyle peygamberleri istisna edecek olsak bile, başta sahabiler olmak üzere, hayatlarından bölümler aktarılacak güzel kullar pek çoktur. Bilfiil örnek olabilecek iman, düşünce, ahlâk ve amel kahramanlarının yok denecek kadar az olduğu toplumumuzda manevî çevremizi oluşturacak büyüklerin hayatlarını öğrenmek ve öğretmek zorundayız.

Burada mevzuu müşahhaslaşdırmak için aşağıdaki üç güzide kulun hayatından kesitler veren ünlü hadisi zikredebiliriz. (2)

Şimdi ana-babaya itaatin, işçi haklarına saygının ve cinsel haramlardan kaçınmanın faziletini dile getiren meşhur mağara hadisini ve benzerlerini Görsel Sanatlarla ifadelendirmenin sözlü ifadelerden daha müessir olacağından kim kuşku duyabilir.

f) Kur'an ve Sünnet'in İlâhî sevgi ve korku ile ağlamaya, dünyayı gerçek çehresi içinde tanımaya, ölümü çokça anmaya ve hayatın muhasebesini yapmaya çağırdığı malumumuzdur. (3)

Şimdi bunlara kısaca bakalım:

İslâmî amellerin en faziletlilerinden biri de manevî duyguların kutsiyeti içinde gözyaşı dökmektir. Kur'an çokça ağlamamızı emrediyor. Allah'ın Resulü ilâhî haşyetle ağlayan göze ateş azabının ulaşamayacağını müjdeliyor. Kur'an okurken ağlamamızı, ağlayamıyorsak ağlar gibi hüzünle okumamızı öğütlüyor (4)

  1. Ağlama istidadını kazanmak ve geliştirmek amacımız olmalıdır. Soylu duygular eşliğinde ağlama eğitimini Görsel Sanatlardan daha etkili bir vesile şahsen düşünememekteyim.

  2. Zira bir iki saatlik bir filmin içine koskoca bir insan hayatı sıkıştırılıyor. Çocukluk, gençlik ve ihtiyarlık dönemleri artarda sunuluyor. Ölüm olayı sergileniyor, inançsızlık çizgisinde ve ihtiraslar güdümünde yaşanan hayatın hiçliği vurgulanıyor.

Görsel Sanatların yukarıda değinilen İslami çağrılar çizgisinde yapılandığını düşünürsek ne kadar müessir bir öğretim ve eğitimin gerçekleştirilebileceğini idraklerimize yaklaştırabiliriz.

g) Görsel Sanatların tercih edilip kullanılmasını gerektiren bir önemli özelliği de onların fıtrat (yaratılış) düzeninin bir taklidi oluşudur. Görsel Sanatlar Allah'ın oyunu içinde bir oyundur.

Kur'an ve Sünnet ifadesiyle dünya hayatı bir oyun ve eğlencedir. Allah (c.c.) bu oyunun senaristliğini bizzat üstlenmiş Kader Senaryosunu yazmıştır. Yaratan, yarattığı insanları yazdığı senaryoya göre dilediği rollere çıkarmıştır ve çıkarmaktadır. Kimini kral, kimini köylü rolünde... (5)

Peygamberler de rollerin nasıl yapılacağını göstermeye memur edilmişlerdir. Melekler ise sözlerimizi kastederek yakın plandan çekim yapmaktadırlar. Hayat filmindeki rolümüze göre mükâfatlandırılacak veya cezalandırılacağız.

Bu sözlerimizle edebiyat yapmıyor, gerçekleri aktarıyoruz. Zira Kur'an ve Sünnet bildirilerine göre kadere iman zaruridir. Kaderin mukaddiri Allah’tır. Dilediğini erkek, dilediğini kadın yaratan O'dur. İstediğini zeki, istediğini aptal; bazılarını zengin, bazılarını fakir kılan da O'dur. Dünya hayatını oyun olarak tavsif eden de O'dur. İlgili Meleklerin sözlerimizi tescil, amellerimizi istinsah ettiklerini, böylece hazırlanan amel kitabının konuşan türden ve bütün ayrıntıları ihtiva eden bir kitap olduğunu bildiren de bizzat Allah'tır.

Açıklamalarımıza kaynaklık yapan ayetleri ve numaralarını vereceğiz. (6)

Burada teberrüken bir ayet meali sunalım.

"Yanlarında bulunan elçilerimiz yazıyorlar" (7)

Arapçada yazmak (kitabet) dikişle, deriyi deriye tutturmaktır. Amellerin yazılması da yaptıklarımızın istinsah edilerek birbiri peşi sıra dizilmesidir. Çekim ve montaj ameliyeleri gibi...

Evet, sanatlar ilâhî sanatın taklidi olduğu gibi Görsel Sanatlar da fıtrat düzeninin bilinmeden taklididir.

Burada değinilmesi gereken bir husus daha vardır ki o da şudur:

Romancıların, hikâyecilerin, senaristlerin ve şairlerin varlığı kaçınılmazdır. Zira onlar Allah'ın kader yapma sıfatının tecelli ettiği kişilerdir. Allah'ın ruhundan nefhalandırdığı insanda Allah'ın ilim ve irade gibi sıfatlan tecelli eder de kader yapma sıfatı tecelli etmez mi?(8)

Bunun içindir ki, edebiyatçılar da eserlerinde dünya kurmakta sahneye insanlar çıkarmakta roller tevzi etmektedirler. Ne gariptir ki bu sanatkârlar Yaradanın verdiği ruhsatla Yaradanı taklit ederek ortaya çıkardıkları eserlerinde tahrifat yapılmasına' karşı çıkarlarken Yaradanın kurduğu düzeni tanımamakta veya peygamberlerle kurulan ilâhî düzene karşı çıkma edepsizliğini irtikâp edebilmektedirler.

h) Görsel Sanatların tercihini ve istihdamını gerekli kılan bir diğer önemli sebep de bu sanat dalları aracılığı ile yapılan tahribatın aynı suretle ancak bu sanat dalları aracılığıyla onarılabilmesidir.

Yaşadığımız dönemin peygamberimizin geleceğini haber verdiği karanlık geceler misali fitneler dönemi olduğuna şüphe yoktur. Bu gibi dönemlerde kişilerin mü'min olarak akşamlayıp, kâfir olarak gecelediği ve yine mü'min olarak sabaha çıkacakları peygamberimiz tarafından bildirilmektedir. (9) Böylesine süratli değişmelerin ancak Görsel Sanatlar aracılığıyla vukua gelebileceği aşikârdır. Zira batıl inançlar ve kültürlerle yorumlanan bir film, bir belgesel, bir açık oturum imanları bir anda zaafa uğratabilmekte, itikadı değişimlere sebebiyet vermektedir. Mü'min akşamlayıp kâfir sabahlayanların aynı sür'atle mü'min akşamlatıp mü'min sabahlatabilmek için elbette ki Görsel Sanat dallarının istihdamı farzdır.

Yapılan açıklamalardan sonra yine de sorulabilir:

Görsel Sanatlar yoluyla gelenler de dahil olmak üzere münker’in tağyiri [3] ve mârufun ikamesinde kullanılabilecek mektepler, üniversiteler, gazeteler, mecmualar, kitaplar, konferanslar, sohbetler, sohbetimsi dersler gibi pek çok yol varken, neden bir de Görsel Sanatlar?

Evet, bütün bu zikredilenler yanı sıra Görsel Sanatların istihdamı da en azından bir farz-ı kifayedir. Çünkü arz edildiği gibi Görsel Sanatlar küfrün ve nifakın kullandığı ana yollardır. Müessiriyeti ve yıkımı da ancak kendi cinsinden yapılacak çalışmalarla karşılanabilir. Kaldı ki bu tür faaliyetlerin örneklerini bizzat peygamberimizde izlememiz mümkündür.

Düşünüldüğünde kolaylıkla anlaşılacağı üzere Görsel Sanatların günümüzdeki rolünü, devr-i cahiliyede ve İslam’da şiir ve hitabe (şairler ve hatipler) üstlenmişti. Bu yolla yapılan hücumları Allah'ın Resulü aynı yolla karşıladı.

Tefekkür edebiliyor muyuz: Kendisine Kur'an gibi edebî bir mucize verilmiş, cevâmiü'l-kelime[4] mazhar kılınmış olan Allah'ın Resulü şiiri devreye sokmuş, Hassan b. Sabit, Abdullah b. Revaha ve Kâb' b. Züheyr gibi şairleri görevlendirmiştir. Şairleri tavzif ve teşvik sadedinde de daima şöyle buyurmuştur:

"Müşrikleri hicvediniz. Çünkü hicivleriniz onları kılıçla mağlup etmekten daha üstündür. Onlar üzerinde daha etkili ve kalıcıdır."

"Allah'ın peygamberine silahlarıyla yardım eden kavmi dilleriyle O'na yardım etmekten alıkoyan nedir?"

"Mü'min kılıcı gibi diliyle (şiiriyle) de cihad eder." (10)

Cahiliye dönemlerinde, günümüzün edebi ve Görsel Sanatlarına kısmen tekabül edebilen şiire ve edebî hitabelere peygamberimiz tarafından öylesine önem verilmiştir ki; bu yolla tecavüz, ölüm sebebi; Kâ'b b. Züheyr örneğinde görüldüğü gibi, bu yolla hizmet de af nedeni ve 100 deve ödül gibi taltif gerekçesi olmuştur.

Şimdi soralım: Günümüzün Görsel Sanatlarıyla yapılan tahribat, Cahiliyet döneminde şiirle ve hitabetle yapılan tahribattan daha mı azdır?

Senaristi, yapımcısı, yönetmeni, aktörleri ve çalışanları ile Görsel Sanatlar alanında milyonlara mesaj iletecek mü'min insanlarımızın çalışmaları şair sahabilerin hizmetinden daha mı önemsizdir?

Hz. Peygamber San'atı ve San'at adamlarını kullanırken bizler müstağni kalabilir miyiz? Aziz Dinleyenlerim!

Şu ana kadar yaptığımız açıklamalarla İslam zaviyesinden Görsel Sanatlara sıcak bakmamızı gerektiren sebepleri sunmaya çalıştık. Konuşmamızın bundan sonraki kısmında ise Görsel Sanatlar alanında çalışan kardeşlerimizin problemlerine değinmeye ve çözümleri hakkında görüşlerimizi serd etmeye çalışacağım:

Problemler daha öncede zikredildiği gibi şöylece özetlenebilir:

Bir mü'min sanatçının kâfir rolüne çıkması caiz midir?

Hakkı dile getirirken bâtıllara da yer verilebilir mi?

Kadın sanatçı istihdam edilebilir mi? Ne kadar istifade edilebilir?

vs...


KAFİR ROLÜNE ÇIKILABİLİR Mİ?

Bu suali cevaplandırmak için önce dünyamızdaki genel kanıyı tesbit etmek gerekir. Dünyamızın hiçbir ülkesinde aktörü kral rolüne çıktığı için kral kabul eden bir fert yoktur. Hiç kimse aktörü oynadığı tipin temsil edilen inançlarının bağlısı olarak göremez.

Bu tesbitten sonra ehl-i sünnet inancına göre imanın, kalbi tasdik, küfrün de kalbi tekzîb olduğu hakikatini hatırlatabiliriz. İmam-ı Tahavî’nin ifadesiyle: “Kişiyi iman dairesinden çıkaran, ancak iman dairesine sokandır.” (10) Rol icabı mü’min olmak imanlı olmayı gerektirmediği gibi, aksi de düşünülemez.

Laikliğe ve Atatürkçülüğe bağlı kalacağına yemin eden mü’min parlamenterlerle aynı konularda belge imzalayan ilahiyatçılar ve müftülerin farklı bir konumları olmadığı gibi…

Bizim büyük bir kültürel savaş içerisinde olduğumuz şüphesizdir. Ülkemiz gibi birtakım ülkelerde hakkı öğrenme, öğretme, inançlara göre teşkilatlanma ve iktidara yürüme oldukça zordur.

Antidemokratik iç güçler, onları destekleyen ve egemenlikleri için yüzbinlerin kanını akıtmaktan çekinmeyecek olan dış güçler tetiktedir. Yaptığımız savaşta zaruretler gerektirdikçe takiyye yapılabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. (11)

Kaldı ki, Yahudi Şairi Kâb’ b. Eşref’i öldürmeye giden Muhammed b. Mesleme’ye Hz. Peygamber’in dilediği gibi konuşup davranabileceği ruhsatını vermiştir. Bu gibi daha pek çok ışık tutucu örneklere de sahibiz. (12)

Doğrusunu bilen hiç şüphe yoktur ki Allah’tır.

Burada pratikte dikkat edilecek önemli bir huşu da belirli sanatçıları hep kâfir rollerine çıkartarak bilinçsiz halkın nazarında yanlış ve kalıcı imajlara sebebiyet vermemektir. Kaldı ki küfür ve nifak rolleri için gerçek kâfir ve münafıklar da istihdam edilebilir. Ki, şahsen tercihimiz ve tavsiyemiz de budur.


BATILILARA YER VERİLMESİ

  1. İslâm’ın itikadî, siyasî, iktisadî, kültürel ve ahlakî bakımdan tam anlamıyla iktidar olamadığı toplumlarda Hak’la Batılların iç içeliği kaçınılmazdır. Bu İslam’ın ilk dönemlerinde bile yaşanagelmiş bir gerçektir.

    Medine İslam toplumunun ilk dönemlerinde içki, kumar, faiz ve zina var. Bu fiillere onay verilmiyor, sıcak bakılmıyordu. Ama varlıkları bir gerçekti. Bilfiil yasaklama gücüne erişilinceye kadar ilahi hikmet bu fiillerin haramlığını bildiren hükümleri erteletmişti.
     
  2. Allah’ın Resûlü ve sahabilerinin büyük bir iştiyak ve vecdle H. 7. yılda yaptıkları Umretu’l Kada sırasında Kâbe putlarla doluydu. Mekke’nin fethinden sonra bile İslami hac Müşriklerle beraber yapıldı. Müşriklerin şirk üzerinde ve çıplak tavaf yapamayacakları hududundaki nihai hüküm Hicretin 10. yılında Veda Haccı sırasında uygulanabildi. Siyasî ve askerî egemenliğe rağmen kültürel ve sosyal şartların olgunlaşamaması sebebiyle Allah’ın Resûlü Hicretin 8. Ve 9. Yıllarında müşriklerin mü’minlerle birlikte Hac yapmasını engellemedi.
     
  3. Ülkemizin Darü’l-İslam olmadığı ilmî ve fiilî bir gerçektir. Fukaha’i İslam’ın kahır çoğunluğuna göre had’lerin daha uygulanamayacağı bir toplumda güç yettirilemeyecek noktalarda nihai hükümlerin baz alınması, Kur’an’ın 23 senelik bir zaman süreci içinde indiriliş sebebini kavrayamamak, indirildikleri dönemin şartları gerçekleştiğinde mensuh kabul edilen ayetlerin bile mer’iyyet kazanabileceği hakikatini göz ardı etmektir. İçtimai şartların, nihai hükümlerin uygulanmasına imkân veremediği toplumlarda bu hükümleri terk veya zıddına yorumlamak değil, tehir zarureti vardır. Akademik çevrelerde farklı görüşler seslendirilse bile, yönetimleri laik bütün İslam ülkelerinde fiilî durum budur.
     
  4. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında haramları helalleştirmeden, günahlara özendirmeden ve şehvetleri tahrik etmeden toplumdaki mevcut olumsuzlukların zaruret öcüsünde aktarılmasında bir sakınca olmadığı kanaatindeyiz. Kaldı ki muteber tefsirlerimizde ayetlerin açıklamaları yapılırken, Hadis kitaplarımızda hadisler şerh edilirken ve güvenilir tarih kaynaklarımızda Cahiliye dönemi tasvir edilirken bu tür aktarmalar yapılmaktadır. (13) burada mühim olan aktarımların yazılı veya görsel olarak yapılmasından çok yapılabilir olmasıdır.
     
  5. Hakkı açıklarken, batıllara, zaruret ölçüsünde butlanlarına[5] işaret edilerek yer verilmesinin dolaylı olarak onların tervici olacağı görüşüne katılamıyoruz.


KADIN MESELESİ

Denildiği üzere kültürel bir savaşın içindeyiz. Pek tabiidir ki, bu savaşın içinde kadınlarımız da görev üstlenecektir.

  1. Kur’an’ı Kerim Hz. Şuayb’ın kızlarını, Saba Melikesini, Firavun’un karısını, Mısır Azizi’nin eşini ve Mısır Sosyetesinin kadınlarını konuşturmaktadır. (14)
     
  2. İslam kadınlara silahlı savaşı farz kılmadı, ama geri hizmetlerde istihdam etti. Ümmü Ammara gibi bizzat savaşan istisnai tipleri de savaştan men etmedi. H. Peygamberin diliyle tasvip de buyurdu. (15)


Bu sebeple kültürel savaşımızın Görsel Sanatlar dalında şuurlu, bilgili ve fitne unsuru olacak fizik özelliklerinden beri, kadınlarımızın istihdamı caiz olsa gerektir. Bunların sayıları belirli istisnaî tipler olacağı da açıktır. Pek tabiidir ki şu veya bu gerekçelerle bu kadınlarımıza, nassî ve açık haramlara düşürecek roller verilemez.

Görsel Sanatlarımızda küfür, nifak ve yarı üryan kadın rolleri için gayr-ı müslim sanatçılardan yararlanılabileceği de bir vakıadır.

Sonuç olarak deriz ki: Haramlaştırıcı arızî unsurlardan korunduğu sürece Görsel Sanatların mübahlığı asıldır. Hakk’a hizmet amaçlanırsa; Görsel Sanatlar cihad dolayısıyla da ibadet yolu kılınabilir. Görsel Sanatların fıkhî yönden çözüm getirilemeyecek problemleri yoktur. Pek tabiidir ki, çözümler verilirken tadil edici ve de kısıtlayıcı içtihatlar da olacaktır. Bu durumda bize özgü olanların ortaya çıkmasına vesile bir rahmet olacaktır.

Bitirirken beyan etmek isterim ki, bu konuşmamda sergilediğim görüşler mutlak doğrular olarak değil, üzerinde düşünülmesi gereken hata ihtimalli düşünceler olarak değerlendirilmelidir.

Hatalardan münezzeh olan yalnız ALLAH’tır. Davamız Alemlerin Rabbi olan ALLAH’a hamd ve sanâdır.

DİPNOTLAR:

  1. Et-Tâc 1/29.
  2. Riyazü’s-Salihin B. İhlâs hd. 13.
  3. Tevbe 82, Hadhid 20, Cum’a 8, Haşr 18.
  4. 1. Mace Hd. 4298. C. Sağir 2/94
  5. En’am 32-50, Âl-i İmran 26, Zümer 52.
  6. İnfitâr 10-12, Casiye 29, Kehf 49.
  7. Zuhruf 80.
  8. Hıcr 29
  9. C. Sağir 1/125
  10. m. İbn. Kesir 2/663
  11. Âl-i İmran 28.
  12. Zadu’l Maâd 1. Kayyum el-Cevziyye; Tercüme Şükrü Özen 3/235 – 313.
  13. Bir örnek için bak. et-Tac 2/332 – 3.
  14. Kasas 9, 23-26, Neml 29-35, Yusuf 23-32, Tahrim 11.
  15. et-Tac 4383, İbn Mâce Hd. 2862, İslam Peygamberi 1/148.

[1] Mubah olma hali / Yapılabilir olma hali

[2] Dine, ilme ve olgun akla aykırı söz, iş, davranış.

[3] Değişmesi

[4] Kısa, özlü ve hikmetli söz söyleme gücü

[5] Hak olmama haline



Ali Rıza DEMİRCAN
http://www.alirizademircan.net/islam-zaviyesinden-gorsel-sanatlara-bakisimiz-5-255h.html



Sexual Life According To IslamİSLAMA ƏSASƏN SEKSUAL HƏYATСЕКСУАЛЬНАЯ ЖИЗНЬ СОГЛАСНО КАНОНАМ ИСЛАМАئىسلامدا جىنسىي تۇرمۇشبيان حكم استرقاق الأسيرات و الاستغلال الجنسي لهن في ضوء القرآن والسنة
Ana Sayfa | Biyografi | Eserleri | Cuma Hutbeleri | İnceleme Makale | Güncel Konular | Haberler | İletişim