İslâm Şiddet Değil, Adalet Dînidir

İslâm Şiddet Değil, Adalet Dînidir

Peygamberleri aracılığıyla insanlığa gönderdiği ve hayat düzeni kıldığı Dînini İslâm/Barış olarak isimlendiren Allah'a hamd, Allah'ın son ve evrensel elçisi Hz.Muhammed'e salât ve Selâm ederim.2000'e Doğru Dergisi yöneticilerinin mezkûr dergi ve diğer yayın organları ile sürdürdükleri kampanya bize göre merkezî derin güçler tarafından düzenlenen İslâm'a yönelik kültürel saldırının bir bölümünü ve açıkça olanını teşkil etmektedir.



Önemli Not:

İftiralar tazeliğini korumakla birlikte 24 yıl önce ‘2000'e Doğru dergisi tarafından yapıldı. 24 yıl önce de de tarafımızdan cevaplandırılıp Zaman Gazetesi'nde yayınlandı.Günümüzün olaylarına da ışık tutan bu cevapları sitemizde yayınlamayı uygun bulduk. Ali Rıza Demircan

 İSLAM ŞİDDET DÎNİ MİDİR?

 İftiralara cevap : 1

Şiddet nedir

 

01.07.1987

Ali Rıza Demircan

 

İslâm düşmanlığını bir ideoloji haline getiren haftalık bir dergi, son sayılarından birini 'İslâm 'da Şiddet' konusuna ayırmıştı. Dergide İslâm 'ın bir şiddet ve dehşet Dîni olduğu iddia ediliyordu. Âyetler ve hadisler nakledilerek ileri sürülen iddialar sayfalar boyu tekrarlanıyor, Müslümanlar böyle yıkıcı-kinci bir dine mensup olmakla utanacak hale getirilmeye çalışılıyordu.

Zaman olarak derginin bu yayını üzerine tanınmış Dîn  alimlerinden Ali Rıza Demircan 'a müracaat ettik. Demircan Hoca, derginin iddialarını teker teker ele alarak İslâm 'ın nasıl bir Dîn olduğunu ortaya koyan bir çalışma yaptı. Ali Rıza Demircan Hoca 'nın çalışmasını bugünden itibaren yayınlamaya başlıyoruz.

Zaman

 

Peygamberleri aracılığıyla insanlığa gönderdiği ve hayat düzeni kıldığı Dînini İslâm/Barış olarak isimlendiren Allah'a hamd ederim.Kendisini merhamet ve savaş Peygamberi olarak niteleyen Allah'ın son ve evrensel elçisi Hz.Muhammed'e salât ve Selâm ederim.

2000'e Doğru Dergisi yöneticilerinin mezkûr dergi ve diğer yayın organları ile sürdürdükleri kampanya bize göre merkezî derin güçler tarafından düzenlenen İslâm'a yönelik kültürel saldırının bir bölümünü ve açıkça olanını teşkil etmektedir.

 

Neden buna gerek duyuyorlar?

Ülkemizde İslâm Di giderek daha geniş boyutlarda ve gerçek güzelliği içerisinde kavranmakta, kimlik bunalımı geçiren aydınımız ye halkımız şuurlu bir şekilde İslâm'a yönelmektedir. Kur'an ve Sünnet'e dayanan bu kavrayış ve yöneliş mûcizevî tesirlerini göstermeye başlamıştır.

Bu şuurlu gelişmeler karşısında tedirginlikleri artan despot güçler, sömürücü kaynaklar ve kimliksiz zümreler yakın tarih boyunca uyguladıkları yerme ve sindirme eylemlerinin sonuç vermediğini gözlemlemektedirler.

İslâm Dîni'ni öğrenme, öğretme ve yaymada tabîi hak ve hürriyetlerini kullanan Müslü-manları, despotizme dayalı demokrasi ve lâiklik anlayışları ile etkili bir biçimde suçlayıp sindiremeyeceklerini ve onları haklarını aramak ve savunmaktan alıkoyamayacaklarını anlayan mezkûr güçler ne yapacaklarını da şaşırmışlardır.

Şuurlu Müslümanların İslâmî öğretim yanı sıra bu öğretimin bir parçası olarak gördükleri tecrübî/müsbet ilimlere kucak açmaları, başta kültürel olmak üzere emperyalizmin her türlüsüne başkaldırmaları, bunun da ötesinde geri bıraktırılışımızı sorgulamaya başlamaları bu şaşkınlığı dehşete dönüştürmektedir.

 

    Ülkemiz menfaatlerinin de savunulması esasına dayalı İslâm! uyanış karşısında dış güçlerin de teşviki ile çareler aranmaktadır. Bulduklarını sandıkları çarelerden biri de İslâmî kaynakları tahrif ederek sunmak, böylece Müslümanları inanç ve yaşam  kaynaklarından şüpheye düşürerek gelişmelerini  durdurmaktır.

Mâhud derginin "İslâm ve Şiddet" başlıklı yayını da bu yönde atılmış adımlardan biridir.

Bu girişten sonra cevaplarımıza geçebiliriz.

 

Ureyneli katillere Peygamberimizin emriyle ceza uygulanması...

İslâm Dîni'nin şiddeti içerdiği iftirasına mesned olarak sunulan olay doğrudur. Ana hatlarıyla Mâhud dergide aktarıldığı gibidir. Yanlış olan bu doğru olayla İslâm Dîni'nin  zalim şiddeti onayladığı şeklinde bir yargıya varılması ve vardırılmak istenmesidir. Pek tabii ki bu istek yanılgı sonucu değildir, kasıtlıdır.

Şiddet nedir?

Her insan tarafından çağrışımı yapıldığı ve Mâhud dergi tarafından da çağrışımı yaptırılmak istendiği manasıyla şiddet, bir terördür, zulümdür. Amaçlanana ulaşmak için insanları ezmektir. Korku ve dehşet salıcı eylemleri gerçekleştirmektir. Gücü zulüm yoluyla sergilemektir.

Açıklamaya çalıştığımız mânada şiddet, bir İslâmî haramdır. Tasvip ve tecviz edilmesi mümkün değildir.

Şimdi olaya dönelim ve Hz. Peygamber'in emriyle uygulanan cezayı değerlendirelim.

Allah'ın Rasûlü Medine'ye gelerek iman ettiklerini bildiren Ureyneli  bu fakir ve zayıf insanlara hüsn-ü kabul göstermiş, ikramlarda bulunmuştur. Müslümanlar da, misafirperverliklerini göstermişlerdir. Rahatsızlanmaları üzerine Allah'ın Rasûlü, henüz kuruluş döneminde olan İslâm devletinin sunabileceği imkânları kullanarak onları Medine dışında, İslâm devletine ait bir meraya göndermiştir.

Devlete ait hayvanlardan yararlanarak sıhhat bulmuşlar ve güçlenmişlerdir. Fakat ilgi gören, ikramlara boğulan bu sefih insanlar bulunup beslendikleri devlet birimde isyan çıkarmışlar, İslâm devletinin işçisi olan çobanlardan birini gözlerini oyarak kızgın güneş altında işkenceyle öldürmüşlerdir. Deve sürülerini de önlerine katmışlar, geçtikleri yerlerde canlara kıymış, ırzlara tecavüz etmişler, daha sonra da  yakalanmışlardır.

Allah'ın Rasûlü bunlara Mâide Sûresi'nin 33. âyetiyle belirlenmiş bulunan cezayı, kısas esprisi içinde uygulamıştır.

Burada suçlulara işledikleri suçun cinsinden bir ceza uygulanmıştır. Cezanın türünü belirleyen bizzat suçlulardır.

Öldürdükleri gibi, gözleri oyularak öldürülen bu insanlara ceza tatbik olunurken pek tabii ki şiddet sergilenmiştir. Ancak bu şiddet korku salan değil, güven veren bir şiddettir. Zulmü simgeleştiren değil, adaleti gerçekleştiren bir şiddettir.

Eğer suçlulara suçlarının cinsinden caydırıcılık vasfı yüksek adil bir ceza verilmesi şiddet olarak algılanmak isteniyorsa buna diyeceğimiz yoktur.

Mâhut dergi ilgilileri ve bütün kasıtlı İslâm muarızları eğer bilimiyorlarsa bu vesile ile bilmelidirler ki İslâm adalet Dîni'dir, Müslümanlar da adil insanlardır. Bu sebeple Müslümanlara yönelecek her taarruz benzeri ile mukabele görecektir. Yerli ve yabancı emperyalistler de  sorgulanacaktır.

Yeryüzünde işlenen bu tür korkunç cinâyetlere ağır cezalar içermeyen bir hukûk sistemi var mıdır? Bunu bilmiyoruz. Bildiğimiz İslâm Dîni'nin gerçekçiliği olan ve sosyal düzeni sağlamaya muktedir,adil ilâhi bir hayat nizamı olduğudur.

Mâhud dergi mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerim'in 33. âyetini şiddet kaynağı göstermek için "Yeryüzünde bozgunculuk yapanlar ölümlerden ölüm beğenmedirler" ifadelerini kullanmaktadır. Pek tabîidir ki âyette geçen bozguncuların kimler olduğu  açıklanmamaktadır.

Mezkur âyette geçen "bozgunculuk yapanlar' dan maksat İslâm toplumunda İlâhi düzene baş kaldırarak adam öldürenler, malları yağmalayanlar ve ırzlara tecavüz edenlerdir. Ya da amaçlan istikametinde korku salarak sosyal hayatı felce uğratmak, meşru İslâmî düzeni yıkmak isteyenlerdir.

Zulmü yasaklayan, zalimin zulmünü engelleme görevini yükleyen ve mütecaviz anarşistleri cezalandırmayı da ibadet görevi olarak yükleyen İslâm Dîni, Mâide sûresinin 33. âyeti, yağmacı  katillere yargı aracılığıyla iki seçenek sunmaktadır:

Silahla veya asılarak ölüm. Öldürerek  yağmalamayı yeğleyecekler  bu iki tür ölümden birini beğenebilir. Ne denilebilir ki?

Biz, böylesine adil bir cezayı içeren âyeti, peygamberi aracılığı ile insanlığa sunan Allah'a hamd ederiz.

 

Sürecek

 

 

İftiralara cevap : 2

 

 

Ali Rıza Demircan

 

02.07.1987

 

İnsanları kutlara kulluktan kurtaracak İslâm

ini kabul istidadı taşımayan ve düşmanlıkları müstekâr bir yapı arzeden bu müşriklere dört ay nihai bir karar verme süresi de tanınmıştır. Bu süre sonunda evrensel nizam olan İslâm 'ı kabullenmemeleri halinde kendileriyle savaşılacağı da önceden duyurulmuştur.

 

 

Mâhud dergi Tevbe Suresi'nin 5. âyetinin anlamım sunarak, Bakara Suresi'nin 191. ve Nisâ Sûresi'nin 89-91. âyetlerine atıflar yaparak ayrıca Peygamberimizin "Müşriklerle savaşmayla emrolundum." anlamındaki hadisini naklederek İslâm Dînin şiddeti nasıl  terviç ettiğini kültürel şiddeti içeren bir üslupla açıklamaya çalışıyor.

Ana amac, okuyucuları doğrulardan  saptırarak İslâm muarızı kılmak ve müminleri tahrik etmek olduğu içindir ki  Mâhud dergi âdeti olduğu üzere ilmî gerçekleri tahrif etmektedir.

Evet, müşrikler (putperestler; varlığını kabul ettikleri Allah'ın yasal egemenliği ve sorgulayıcılığını kabul etmeyenler)'in öldürülmeleri Kur'an-ı Kerim'le emredilmiştir. Peygamberimiz de mümin oluncaya kadar onlarla savaşmaya memur kılınmıştır. Ancak burada bilinmesi gereken ana husus savaşılacak ve bulundukları yerde öldürülecek müşriklerin kimler olduğunu gerçeğidir.

Söz konusu müşrikler başta Kureyş müşrikleri olmak üzere Mekke ve Medine çevresinde yerleşik olan ve bitmez tükenmez kinleri, düşmanlıkları ve tecavüzleri olan müşriklerdir.

Bunlar yıllar boyunca yüce peygamberimize ve ilk müminlere bin bir türlü işkence etmiş, muhasara altında tutmuş ve başta Peygamberimiz olmak üzere müminleri yurtlarını ve ailelerini bırakarak Mekke'den Medine'ye hicrete mecbur bırakmış canavarlardır. Hicretten sonra da ellerine geçirebildikleri Müslümanları öldürmüş insanlardır. Müminleri, Medine'de de rahat bırakmayarak Bedir, Uhud ve Hendek harbine sebep olan kan dökücüler ve müttefikleridir. İslâm Dîni'nin tebliğini engellemeye çalışan ve kurulmakta olan İslâm devletini çökertme amaçlı tecavüzleri devam eden mütecavizlerdir...

Bunlar yaptıkları antlaşmaları çiğneyen, Arap Yarımadası'nda İslâm Dîni'nin yaşanmasına ve Haccın gerçekleştirilmesine engel olan kindar muarızlardır.

Mekke'nin fethinden sonra genel bir afla affedilmelerine rağmen, bir kısmı antlaşmaya yanaşmayan ve İslâm devletinin hükümranlığını  tanımamakta ısrar eden güçlerdir.

 Düşmanlıkları müstakâr bir yapı arz eden bu müşriklere dört ay nihai bir karar verme süresi de tanınmıştır. Bu süre sonunda evrensel nizam olan İslâm'ı kabullenmemeleri halinde kendileriyle savaşılacağı da önceden duyurulmuştur.

Gerçekleri kabul etmeyen, antlaşmaları çiğneyen, düşmanlıklarını sürdüren ve İslâm'ın yıkmak için geldiği cahiliyet yaşamı içinde Müslümanlara egemen olmak isteyen bu azgınlara başka ne yapılabilirdi?

Kullarına karşı merhametli ve adil olan Allah yapılması gerekeni emir buyurdu. O'na ham ederiz.

Müslümanların ana vazifesi, inançlarını belirlemede insanların kendi iradeleriyle seçim yapmalarını sağlamak, mani olmak isteyecek  sistemler ve sömürücü güçlerle mücadele vermektir. Çünkü İslâm'a göre hiç bir topluluk kendi mevzii inançlarını insanlık üzerinde sulta haline getiremez.

 Ana yöntem tebliğdir. İnce bir telkin edasıdır. Güzel yollarla mücadeledir. Ancak tebliğine karşı çıkacakları  güç kullanarak etkisiz kılmak da bu Dîn'in metodudur. Ama çok iyi bilinmelidir ki İslâm, kendisine inanılması için değil, kendisine inanıp inanmama özgürlüğüne kavuşturmak  için cihadı görev kılar.

İslâm, uğrunda cihad edenlere kişisel veya milli egemenlik hakkı vermez. İnsanlara diledikleri sömürücü yönetimleri ikame etmek ruhsatı tanımaz.

Cihad'ın amacı insanları, insanların Rabbinin koyduğu  adil ölçülerin yönetimi  altında yaşatmaktır. Mücahidlerin ana gayesi Allah'ın rızasıdır.

Ganimet elde etmek, topraklan yağmalamak ve  insanları köleleştirmek için savaşmak zulümdür. İslâm zulümden ve zalimlerden beridir.

Milyonlarca zenci ve kızıl-deriliyi katledenlerin, ülkeleri işgal edenlerin , insanların özgürlük istemlerini boğanların, hür ülkeleri tehditleri altında tutanların, ulusal egemenlikler için birbirlerini boğazlayanların aşağılık eylemleri ile cihadı aynı zannedenler yalnızca kendilerini kandırmış, işbirlikçisi oldukları yerli ve yabancı emperyalistlere uşaklık yapmış olurlar.

     Evet cihad Kıyamet'e kadar devam edecektir.

Yeryüzünü parsellemeye çalışan güçler var oldukça, ilmî çalışmalar insanlığı mahvedecek projelere malzeme kılındıkça, topraklar ve insanlar ilahlaşan güçler ve sistemler tarafından sömürüldükçe insanlığın tek ümidi olan İslâm uğruna elbette cihad devam edecektir.

Mâhud dergi, Tevbe Suresi'nin 111. âyetini de eleştirmektedir. İnsanlık tarihi boyunca insanlığa egemen olmak isteyen zalim güçlerle çatışan her dönemin cihad yaranı müminlerine Tevrat, İncil ve Kur'an'da Cennet vaat edilmesini de şiddet unsuru olarak görmekte ve göstermektedir.

Zalimlerle, tarihi ve modern müşriklerle özgürlükleri için savaşacak  yiğitlere elbette Cennet vaat edilecektir. Neşterini habis unsurlar üzerinde kullanan inançlı ve mahir bir operatör gibi silahını hak ve adalet uğrunda kullanacak Allah yolunun savaşçıları Cennete giremezse kimler girecektir?

 

 

İftiralara cevap : 3

03.07.1987

 

 

Allah Rasûlü Hz. Muhammed'in baskınlar düzenlettiği, bu baskınlar sırasında ''Öldür öldür" parolasının kullanıldığı ve yüce Peygamberimizin bazı müşrikler için önce yakılmaları, daha sonra da yakılmayıp öldürülmeleri emrini verdiği doğrudur. Ubna isimli yerleşim bölgesinin ekinlerinin ve Beni Nadir hurmalıklarının yıkılması da Hz. Peygamber'in emirleri arasındadır.

 

 

     Mâhud dergi Eşrefoğlu Ka'bin öldürülmesini, Hz. Peygamber'i ve O'na inananları şiirleri ile eleştiren düşünür bir sanat adamının öldürülüşü olarak tavsif etmekte, böylece İslâm'ın şiddeti tabîileştiren bir din olduğu çağrışımını yaptırmaktadır.

Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, İslâm'da yönetim ilâhi ölçülere göredir. Allah'ın Resûlü Hz. Muhammed de bir kuldur. O da Allah'ın yasalarını uygulamakla mükelleftir.

İlk müminler, Kur'an'i ölçülere göre Hz. Peygamber'in uygulamalarını da yorumlayıp eleştirmişlerdir.Bu eleştirilerden sonra Hz. Peygamber'in vahiyle yönlendirildiğini de biliyoruz.

İslâm, yalnız Allah'ın yanılmazlığı ilkesini belirlemiş dindir. Yöneticileri gerektikçe uyarmak, onları gerçeğe yönlendirmek müminlerin görevidir. Bu görev, Allah katında değerli bir ameldir. Kur'an ve Sünnet ölçülerinden sapan zalim yöneticilere karşı hakkı haykırmak ise en faziletli Cihad'dır. Bu cihaddan kaçınmak ise dilsiz şeytanlığı benimsemektir.

Eşrefoğlu Ka'b'a gelince... Bu adam siyasî ve iktisad etkinliği olan azgın bir yahûdidir. Zengindir ve şairdir. Ekonomi ve sanat gücünü yıkıcı bir biçimde kullanmaktadır. Bedir'de öldürülen Mekkeli mütecavizler için ağlayacak kadar İslâm aleyhtarıdır. Düşmanlığı köklü ve süreklidir. Uyanları değerlendirmemiştir. Kuruluş safhasında olan İslâm devleti ve onun peygamber devlet başkanı olan Aziz Peygamberimiz aleyhine şiirleri ve çalışmalarıyla kamuoyu oluşturmaya çalışmıştır. Medineli münafıklar ve Mekkeli müşriklerle fikir ve eylem birliği içine girmiştir.

Sonuç olarak Allah'ın Resûlü'nün emri ile cezalandırılmıştır. Bu cezalandırmayı şiddet olarak tavsif edecekler hayatın gerçeklerinden kopuk zavallılardır.

Ka'b b. Eşref gibi sanatını düşmanlığına aracı kılan kişilerin cezalandırılmaması halinde toplum bünyesinde oluşacak anarşiyi kim durduracaktı?

Pek tabii ki bu görevi toplumun otorite kaynakları üstelenecekti.

Yapılması gerekeni yaptıran ve Kıyamet Günü'ne kadar gelecek mümin otoritelere mevcut şartlara göre nasıl davranacaklarını örneklendirerek öğreten Allah'ın Resûlü'ne salat ve selâm olsun.

 

Mâhud dergi, İslâm Dînin zalim şiddeti kutsallaştırdığı iftirasını belgelemek gayesi ve  gayretiyle Allah'ın Resûlü'nün iki hadisini ele alıyor.

Bu iki hadise dayanılarak yaşlıların, kadınların ve çocukların acımasızca öldürülebile-ceklerinin onaylandığı izlenimi verilmeye çalışılıyor.

Hadis kitaplarını incelediklerine göre gâyet iyi bilmeleri gerekir ki, İslâm Dîni Allah'ın Resûlü Hz. Muhammed'in diliyle harpde çocukların öldürülmesini haram kılmıştır. Fikir ve eylem planında harbe iştirak etmeyen yaşlıların ve kadınların öldürülmesini de yasaklamıştır.

Yaşlıların öldürülmelerinin onaylandığını delillendirmek için "Müşriklerin yaşlılarını öldürünüz" şeklinde tercüme edilerek sunulan hadiste kasda dayalı bir tercüme hatası vardır.

Hadiste geçen "şüyûh" kelimesi yaşlılar anlamına olmayıp savaşa bilfiil katılan maha-ribler anlamındadır.

Muharebe sırasında kadınların ve çocukların da istenmeden öldürülebildiği hususunu soran sahâbilere Hz. Peygamber'in, "Onlar da öbürlerindendir" (Kadın ve çocuklar da onlardandır.) buyurması ise, kadınların ve çocukların öldürülebileceğini onaylamak için değildir. Hücumun yalnızca düşman savaşçılarına yöneltilmesinin mümkün olmadığı kaçınılmaz durumlarda öl-dürülebileceklerinin tecviz edilebileceğini belirtmek içindir.

İslâm'da savaş beşeri sultaların yıkılması, adil ve gerekli bir nizamın tesis edilmesi için meşrûdur. Onun meşru olabilmesinin bir diğer ana şartı da yalnızca Allah için yapılmış olmasıdır. İslâm, iftira ve iddia edildiği gibi çocukları ve kadınları köleleştirmek için savaşmaktan  beridir. Bu tür zulüm savaşları vahiy nizamından yoksun emperyalist zalimlere hastır.

İddia edildiği gibi, İslâm Dînin onayladığı kölelik de değildir; geçici nitelikli savaş esirliği sistemidir.Cariyelik kurumu onların anladığı gibi bir çıkar kurumu da değildir. Kaldı ki harp esirlerinin mücahidlere tevzii zaruri bir kural değildir. Pek çok alternatiften yalnızca biridir.

Allah'ın Resûlü Hz. Muhammed'in baskınlar düzenlettiği, bu baskınlar sırasında "Öldür öldür." parolasının kullanıldığı ve yüce Peygamberimizin bazı müşrikler için önce yakılmaları, daha sonra da yakılmayıp öldürülmeleri emrini verdiği doğrudur. Ubna isimli yerleşim bölgesinin ekinlerinin ve Beni Nadir hurmalıklarının yıkılması da Hz. Peygamber'in emirleri arasındadır.

 

 

 

İftiraralara cevap : 4

04.07.1987

 

Kur 'an 'da fetih hakkının müminlere verilmiş olmasından daha tabii ne olabilir? O, fethin hakkını belirli zümrelere muayyen milletlere ve bloklara vermiyor, insanları insanların sömürmesinden kurtaracak, ilahi nizamın taşıyıcılarına sunuyor. Allah'ın arzında Allah 'm ilahlığına karşı çıkan ve insanlar üzerinde ilahlaşan Tağuti önderler ve sistemlere sürekli egemenlik hakkını kim veriyor ki Kur 'an 'ın fetih hakkını vermesi garipsenebiliyor ?

 

 

Bunlar doğrudur. Yanlış olan bu doğruların yorumlanışıdır. Niçin ve nedenleri belirtilmeden yıkıcı bir amaçla aktarılışlarıdır.

İnsanların itikadî, siyasî, iktisadî, içtimaî, hukukî ve ahlâkî hayatlarını düzenleyen binlerce âyet, hadis ve tarihi vakıa arasından seçilen ve ardarda dizilen buyruklar ve hadislerle İslâm'ın şiddeti benimsediği ve teşvik ettiği anlatılmak istenmiştir.

Evet, diğer bütün peygamberler gibi insanları insanların zulmünden kurtarmak, hayatı iman, ahlâk, fazîlet ve adalet temelleri üzerinde yüceltmek için görevlendirilmiş ve işkencelerin her türlüsüne maruz bırakılmış yüce Peygamberimiz, anılan düzenlemeleri yapmış, gerekli emirleri vermiştir.

O,hayatında bir defa olsun şahsı için intikam almamış, değil insanların, hayvanların hukûku üzerinde bile titremiş ve bütün hayatını bir merhamet şelâlesi gibi çağlatmıştır.

Peygamberimiz ruhları diriltirken "Öldürünüz", hayatı düzenlerken "Yakınız", emirlerini vermiştir.

Çünkü haklarında emir verilenler azılı putperestlerdir. Acımasız zalimlerdir. Savunmasız müminleri işkence ile öldürmüş katillerdir. Zulümlerinde berdevam olacaklarını açıkça belirten kan dökücülerdir.

Mantıkları körelmiş, kalpleri katılaşmış, öğüt dinlemez ve hak tanımaz olmuş bu insan görünümlü varlıklara karşı onların tecavüzlerini durduracak sert tedbirleri almaktan başka ne yapılabilirdi?

İslâm devleti ve onun peygamberi Devlet Başkanı Hz. Muhammed mâsum insanları koruyacak, zalimleri cezalandıracak etkin tedbirleri almayacak da ne yapacaktı?

Evet, o şahsına yönelik zulümlere Mekke fethi sonrasında  olduğu gibi sağanak sağanak af yağdırdı. Ama kamu düzenini ilgilendiren durumlarda etkili ve adil tedbirler elbette alınacaktı.

Mâhud dergi, Buhar'den naklen Hz. Ali'nin kendisine ilâhlık izafe eden Abdullah b. Sebe'nin adamlarını yaktırma emrini verdiğini, sahâbi İbn-i Abbas'ın, Hz. Peygamberin ateşle öldürmeyi yasaklayan hadisi ile bu uygulamayı doğru bulmadığını aktarıyor. Bununla da İslâm'ın şiddeti özünde taşıdığı mesajı veriliyor.

Hz. Ali'nin Halife-i Müslümin olarak niçin böylesine bir cezalandırma yoluna gittiğini bilmiyoruz. Ancak olay dosdoğru olsa bile Hz. Ali masum değildir. Onun bir devlet başkanı olarak yanılmış olması yalnızca kendisini bağlar, İslâm'ı sorumlu kılmaz.

Hz. Ebu Bekir (R.A.) ile Hz. Halid B. Velid'in emirleri ve uygulamaları ile ilgili aktarılanlar için İslâm'ı bağlamayacağı görüşünü ileri sürebilirsek de buna gerek duymuyoruz. Zira azılı İslâm düşmanı müfteri papaz Caitany'nin yazdığı ve mâruf materyalist Hüseyin Cahid'in tercüme ettiği İslâm Tarihi'nden nakledilen bu olayları ciddiye almak ciddiyetsizlik olur. Kaldı ki Hz. Ebubekir'in Halife-i Müslümin olarak İslâm Harp Hukuku'na verdiği önem cümlenin malûmudur. Onun kumandan Yezid b. Ebu Süfyan'a yazdığı ve kadınların, çocukların, dîn adamlarının, yaşlıların öldürülmesini, yemek amacı dışında hayvanların kesilmesini, meyveli ağaçların yakılmasını ve kullanılır eşyanın tahribini yasaklayan ünlü talimatı bütün kaynak eserlerde mevcuttur. Kaldı ki karalamak için verilen örnekler hep harp hali ile ilgilidir.

Harpler kuralların bütünüyle uygulanamadığı müstesna durumlardır. İnsanların inançlarına zıd düşecek uygulamaları zaruret sebebiyle veya gafletle yapabildikleri de bir vakıadır.

• *•

Mâhud dergi Kur'an'da fetih hakkının öngörülmesini de yeriyor. Mekke'nin fethini ve çevresindeki olayları konu alan Fetih Suresi ile İslâm Harp/Savaş Hukuku'nun ana hatlarıyla verildiği ve üstelik sulhun/barışın da hareket noktası kılındığı Enfâl Sûresi'ne esrarengiz anlamlar yükleniyor.

Kur'an'da fetih hakkının müminlere verilmesinden daha tabii ne olabilir? O, fethin hakkını belirli zümrelere, muayyen milletlere ve bloklara vermiyor, insanları insanların sömürüsünden kurtaracak, ilâhi nizamın taşıyıcılarına sunuyor. Daha açık ifadesiyle Kur'an fetih hakkını, İslâm adına icrayı ahkâm edecek insanlara veriyor. Allah'ın arzında Allah'ın ilahlığına karşı çıkan ve insanlar üzerinde ilahlaşan Tağuti önderler ve sistemlere sürekli egemenlik hakkını verenler Kur'an'ın fetih hakkı vermesini  garipseyebiliyor?

Kur'an'ın sunduğu fetih hakkını kullanacak müminler olmadığı içindir ki dünya bunalımdadır. Bu hakkı Tağutlar ve sistemleri kullanmakta olduğu içindir ki dünyamız yalnızca 20. asırda milyonlarca insanın katliamına şahit olmuştur. Çıkarlar ve egemenlikler uğruna işlenen mezalimin, dökülen kanların ve çekilen ızdırapların kaynağında beşeri beşer üzerinde ilahlaştırılan önderler ve düzenlerden başka ne vardır?

Mâhud dergi İslâm Hukûku'nun âbidevî kurumlarından biri olan Kısası da eleştiriyor. Mahza bir adalet kurumu alan kısası eleştirmelerini de tabii buluyoruz. Çünkü kısasta hayat olduğunu ancak akil sahipleri kavrayabilirler. Yeryüzünde, suçun cinsinden cezayı esas alan caydırıcılık vasfı yüksek böylesine, görkemli ikinci bir kurum gösterilebilir mi? Ölenin velisine Kısas talebi hakkı verilmesinden daha tabii ve adli ne olabilir?

 Zulmederek bir gayr-ı müslimi öldüren Müslümana kısas uygulanmayacağı iddiası ise Kur'an'a bühtandır. Zira yüce Allah inanç ayırımı yapmadan hüre hür buyurmaktadır. Cezanın bireye değil topluluğa verildiği şeklindeki açıklama ise mahza bir cehalettir.

Faili meçhul cinâyetlerde ölünün varislerine ödenecek diyetin (tazminatın) cinâyetin işlendiği bölgenin sakinlerine ödettirilmesi şeklindeki hukûkî uygulamayı anlamayarak veya kasıtlı çarpıtarak aktaran insanların seviyesizliği ve ard niyetliliğini okuyucularımızın takdirine bırakıyoruz.

Müslüman kadının değeri erkeğin yarısı kadardır, şeklindeki tesbit yanlıştır ve de açıklamaya muhtaçtır. Öldürülen kadın için katil erkek kısas olunur: Ancak kısas değil de diyet (tazminat) istenmesi halinde erkeğin diyetinin yarısı ödenir. Bunun sebebi ise İslâm'da ailenin nafakasının erkeğe yüklenmiş olmasıdır. Kadının ölümü ile ailenin ekonomik sorunları artmaz. Erkeğin ölümü ile aile ekonomik krize girebilir. Kaldı ki erkeğin ölümü halinde tam diyeti alacak olan kadın ve diğer varislerdir. Kadının ölümü halinde ise yarım diyeti alacak koca ve diğer varislerdir.

***

Mâhud dergi İslâm'ın şiddet Dîni olduğu şeklindeki düşmanca iddia ve iftirasını kanıtlayabilmek için cehennem tasvirlerini öne sürüyor. Bu tasvirler-deki şiddet ve korku örneklerini sunuyor.

 

 

 

İftiralara  cevap : 5

 

Ali Rıza Demircan

     05.07.1987

 

Yüce Peygamberimizi şiddet Peygamberi olarak tanıtmaya çalışan Mâhud dergi genel İslâm düşmanlığı yanında özel bir amaç da güderek tarih boyunca, yakın tarihimizde ülkemizde görülen şiddet olaylarının da İslâm 'dan kaynaklandığım ifade etmeye çalışıyor. Çalışıyor ama çaresizlik içinde seçilen örnekleri ne derece bilgisiz, ne derece bağnaz ve ne derece muannit düşman olduklarını her düşünür insanın rahatlıkla anlayabileceği şekilde ortaya koyuyor.

 

 

Elhak bu iddia doğrudur. Kur'an cehennem tasvirleri ile doludr. Ancak Kur'an'da Cennet nimetleri de tasvir olunmaktadır. Cehennemle korkutulan müminler Cennetle de müjdelenmektedirler.

Peygamberlerin korkutuculuğu7uyarıcılıkları gibi müjdeleyicilikleri de dünya hayatı ile ilgili olmayıp âhiret hayatı ile ilgilidir. Kur'an'daki Allah korkusu tabirlerinin çoğu ise haşyeti ifade eder. Yani sevgi ve saygıya dayalı bir korkuyu.

Evet, cehennem azabı pek şiddetlidir. Ondan Allah'a sığınırız.

Allah'a inanmazların, insanları putlaştıranların, çıkarları uğruna sömürenlerin, sosyal adalete yönelmezlerin vay haline...

Cehennem azabına atıldıklarında cehennem görevlilerinin "Size, sizi bu azaptan korkutacak bir korkutucu gelmedi mi?" sualine nasıl cevap vereceklerini Allah'ın bildirme-siyle şimdiden duyar gibi oluyoruz. (Mülk 9)

 

    Mâhud/bilinen dergi Nisa Suresi'-nin 34. âyetine dayanarak müslüman kadının nasibinin de şiddetin mahkûmu olmak olduğu iddiasını sergiliyor.

Sevgisizliğin böylesine pes doğrusu. İslâm'ın ana hatlarıyla bilinmesine bağlı bir konuda harp haliyle ilgili âyetler ve hadisleri çarpıtarak kafaları bulandırmak belki mümkündür. Ama İslâm'da kadın konusunun böylesine istismar edilebileceğini mi sanıyorlar?

İslâm'da kadın, kız çocuğu olarak ilgi gösterilip yetiştirilmesi, eş olarak sevilmesi, ana olarak da bütün insanların üstünde saygı gösterilmesi ibadet olan bir varlıktır. Cennet anaların ayağı altındadır.

Kur'an-ı Kerim'de eş olarak kadınlarla iyi geçinillmesi emrolunurken Yüce Peygamberimiz de en hayırlı müminlerin kadınlarına karşı hayırhah olanlar olduğunu bildirmektedir. Kadınların dövülmemesini emreden, kadınlarını dövenlerin şerliler olduğunu açıklayan da Yüce Peygamberimizdir.

Nisa Suresi'nin 34. âyetiyle geçimsiz serkeş kadınlara bile öncelikle öğüt verilmesi, öğüt dinlenilmemesi halinde yalnızca dişiliklerine boykot edilmesi, geçimsizlikte ısrar edilmesi durumunda ise boşanma yoluna gidilmeden hafifçe dövülmesi tavsiye olunmuştur.

(Not.Cevaplarımız 24 yıl önceki ilmî seviyemizle verilmiştir.Nisa 24, Tirmizinin Reda kitabının 11. babında rivayet ettiği hadisle birlikte incelendiğinde görüleceği üzere yaralamayacak şekilde dövmenin ancak zina halinde caiz olabileceği görülecektir. Ali Rıza Demircan)

 

    Ahlâksız serkeş kadınlara aile yuvalarının kurtarılması için nihai planda verilen yaralamayacak şekilde dövme ruhsatına dayanarak İslâm'da kadının nasibinin şiddet olduğunu iddia edebilmek ne korkunç bağnazlık, ne dipsiz bir seviyesizliktir?

İslâm'ı şiddet Dini, yüce peygamberimizi şiddet peygamberi olarak tanıtmaya çalışan Mâhud dergi genel İslâm düşmanlığı yanında özel bir amaç da güderek tarih boyunca, yakın tarihimizde ülkemizde görülen şiddet olaylarının da İslâm'dan kaynaklandığını ifade etmeye çalışıyor.

     Çalışıyor ama çaresizlik içinde seçilen örnekleri ne derece bilgisiz, ne derece bağnaz ve ne derece muannit düşman olduklarını her düşünür insanın rahatlıkla anlayabileceği şekilde ortaya koyuyor.

Bu örnekler üzerinde durmak gereğini duymuyorum. Yarım asrı aşkındır anti-İslâm kültür ve hukuk kurumlarının mutlak egemenliği altında olan ve İslâm Dînini mukayeseli bir biçimde anlatmanın ağır cezalık suç olmakta devam ettiği bir ülkede, değil mahiyetleri bilinen olaylardan, hiç bir olaydan İslâm'ın sorumlu tutulamayacağının bilinmesini isteriz.

Kısmı a'zamı/büyük çoğunluğu sömürgeci dış güçler tarafından senaryolaştırılan ve batıcı materyalist yerli işbirlikçileri tarafından sahneye konan olaylardan İslâm'ı sorumlu tutmak Mâhut dergi sorumluları gibi basiretleri körelmişlerin kârıdır/işidir.

Eğer bilmeyerek ve de nefsi müdafaa uğruna mezkûr olaylara karışmış samimi bir müslüman varsa onun sorumlusu da İslâm değil, İslâm'ı asli güzelliği içersinde öğrenme imkânını vermeyen ve vermemekle devam eden bağnaz uygulamalardır.

Eğer şiddetin kaynağına gidilmek isteniyorsa  milyonlarca zenci ve Kızılderilinin kanını akıtarak devletlerini kuranların yurduna gidilsin. Milyonlarca Libyalı, Tunuslu ve Cezayirli müslümanı boğazlayanların; asırlar boyu dindaşları ile boğuşanların yurtlarına gidilsin.

Devrimlerini milyonlarca insanın cesetleri üzerinde yükselten vahşilerin yurtlarına gidilsin. Çıkarları uğruna ülkeleri işgal edenlerin, iki dünya harbi ile dünyayı mezbahaneye çevirenlerin ülkelerine gidilsin. İlmi silahlanmanın, silahları da sömürünün hizmetine veren işgalci ve işgale hazır güçlerin memleketlerine gidilsin.

Öz ifadeyle, beşeri beşer üzerinde/insanları insanlar üzerinde ilahlaştıran Tağuti önderler ve sistemlerin egemen olduğu ülkelere gidilsin, insanları korkutan, ezen, teslim alan, sömûrten şiddet oralardadır. Şiddeti cezalandıran, güveni ve adaleti sağlayan otoriteyi bulmak isteyenler ise İslâm'a müracaat edebilirler.

 

Son söz olarak deriz ki Mâhud derginin yayınları bizi özel bir biçimde tedirgin etmiyor. Biz Müslümanlar yıllardır münafık güçler tarafından tedirgin ediliyoruz. Dolaylı olarak İslâm'a saldırılmayan an mı vardır ülkemizde? Açıktan saldıranlar daha tutarlı görünüyor bize. Biz madem ki caydırıcı bir kültürel birikime ve otoriteye yeterince sahip değiliz, mevcut gelişmeleri de tabii görmemiz gerekir.

Ancak yermek için de olsa İslâm'ı gündeme getirenler iyice bilmelidirler ki bilmeden yaptıkları ve yapacaktan katkılarla inşaallah onun indirilemeyecek şekilde gündemin değişmez gerçeği haline geleceğini göreceklerdir.

Gücümüz ölçüsünde İslâm'ı savunmamıza vesile olarak bizlere ecir kazanma yollarını açanlara İslâm'ın müsamahasından aldığımız ilhamla yine de hidâyetler diler, Rabbimize hamd ve sena ederiz.

  

 



Ali Rıza DEMİRCAN
http://www.alirizademircan.net/islam-siddet-degil-adalet-dinidir-5-269h.html



Sexual Life According To IslamİSLAMA ƏSASƏN SEKSUAL HƏYATСЕКСУАЛЬНАЯ ЖИЗНЬ СОГЛАСНО КАНОНАМ ИСЛАМАئىسلامدا جىنسىي تۇرمۇشبيان حكم استرقاق الأسيرات و الاستغلال الجنسي لهن في ضوء القرآن والسنة
Ana Sayfa | Biyografi | Eserleri | Cuma Hutbeleri | İnceleme Makale | Güncel Konular | Haberler | İletişim