Hayata Müslümanca Bakmalıyız

Hayata Müslümanca Bakmalıyız

Bütün insanlar güven içinde olmak isterler. Bütün insanlar kazanmayı arzu ederler. Bütün insanlar üstün olmak sevdasını taşırlar.Tabiî olarak da bütün insanlar tehlikeye düşmekten, kayba uğramaktan ve aşağılık olmaktan korunmayı dilerler. Mutluluğu da bu hayatî gayelerinin tahakkukunda görürler.

Mensub oldukları dinleri, bağlı oldukları felsefî ve ekonomik sistemleri ayrı olsa da bütün insanlar yuka¬rıda özetlenen gayelerde müşterektirler. Ancak Müslümanlar farklıdır. Onlar,güveni-kazancı-üstünlüğü-tehlikeyi-kaybı ve aşağılığı İslâm Dini'nin kurallarına göre anlamak ve yaşamakla diğer bütün insanlardan ayrılırlar.İnançları gereği ayrılmak zorundadırlar.



Bütün insanlar güven içinde olmak isterler. Bütün insanlar kazanmayı arzu ederler. Bütün insanlar üstün olmak sevdasını taşırlar.Tabiî olarak da bütün insanlar tehlikeye düşmek­ten, kayba uğramaktan ve aşağılık olmaktan korunma­yı dilerler.Mutluluğu da bu hayatî gayelerinin tahakkukun­da görürler.

Mensub oldukları dinleri, bağlı oldukları felsefî ve ekonomik sistemleri ayrı olsa da bütün insanlar yuka­rıda özetlenen gayelerde müşterektirler. Ancak Müslümanlar farklıdır. Onlar,güveni-kazancı-üstünlüğü-tehlikeyi-kaybı ve aşağılığı İslâm Dini'nin kurallarına göre anlamak ve yaşamakla diğer bütün insanlardan ayrılırlar.İnançları gereği ayrılmak zorundadırlar.

Güven Anlayışımız

Bütün dünya toplumlarında ve cemiyetimizde hayatın temel gayelerinden biri olan Güven'den anlaşı­lan taşınır ve taşınmaz mal varlığı, daimî ve emekliliği olan bir iş, sıhhat ve tecavüzden korunmuş olmaktır.Hiç şüphesiz açıklanan bu güvence unsurları güven sağlayıcı ve tatmin edici değildir. Müslüman güvencede olmayı böylesi seküler bir mantığa gö­re değil Kur'ân ve Sünnet'e göre anlayacaktır.

Rabbimizin Kitabı olan Kur'ân’a ve  Peygamberimizin sözleri ve uygulamaları olan Sünnet'e göre güvencede olmak için iman ve güzel amel­ler lâzımdır.

İman; Allah'ı tanıtır, hayatı gayelendirir, ölümle başlayacak Âhiret ha­yatını bildirir.. Mutluluk için ya­pılması gereken kulluk görevlerini öğretir.

Yaradanı tanımadan, ölümle başlayacak geleceği bilmeden, içinde yaşadığımız düzeni anlamadan, niçin ve nasıl ya­şanması gerektiğini öğrenmeden ve hayatı hedeflendir­meden güven olabilir mi?

Olamayacağı içindir ki Rabbimiz Kur'ânımızın En'am sûresinin 82. âyetinde şöyle buyurmaktadır:

«İman edenler ve imanlarını Allah'a ortak koşmakla karartmayanlar yok mu? Güven ancak onlarındır. Doğru  yolu bulanlar da ancak onlardır

Güven içinde olmak İçin îman doğrultusunda güzel amellerle de yaşamak lâzımdır. Evet güvence için namaz, zekât, adalet, muhabbet ve hakka çağın gibi güzel ameller lâzımdır. Faiz, zina, içki, gıybet ve kibir gibi haramlardan kaçınmak lâzım­dır.

Güven içinde olmanın anlayışı bu olmazsa hayat bir ihtiras kavgasına döner. Gayesizlik amaç olur. Tehlike emniyet sanılır. Nitekim öyle olmaktadır.

 

 

Tehlike Anlayışımız

Tehlikeyi iman ve güzel ameller yoksunluğu olarak görmeyenler için tehlike mevkii kaybetme, hap­se düşme, hastalığa tutulma, kazanılan hakları yitirme , iflâs etme vs. şeklinde anlaşılmaktadır.

Elbetteki Müslüman için tehlike yalnızca bunlar de­ğildir. Baş tehlike imansız ve amelsiz olmaktır. Mevlâmız şöyle buyurur:

« Âhiret Gününü, Cennet ve Cehennem'i inkâr edenler emirlerimizi ve yasaklarımızı ihtiva eden âyetlerimizi yalanlayanlar ve bu inkâr ve yalanlama içinde ölenler yok mu?  Onlar Cehennemliktirler. Orada ebedi olarak kala­caklardır(Bakara, 39 )

Amelsiz kişi de tehlikenin içindedir. Aşağıda suna­cağımız Kur'ân, ve Sünnet açıklamaları amelsizlerin nasıl bir tehlike içinde bulunduklarını göstermektedir. Rabbimiz şöyle buyurur:

«Cennet yaranı  olan müminler Cehennemlik gü­nahkârlara soracaklar. Sizi bu ateş azabına sürükleyen ne oldu? Onlar da şöyle diyecekler: Biz namaz kılanlardan değildik. Biz yoksulları doyurmazdık. Biz (hayata Müslümanca bakarak gerçekleri  göremediğimiz için batıl yaşantılara) dalanlarla birlikte yaşar-giderdik.  Biz Kıyamet Günü'nü de yalanlardık.» (Müddesir Sûresi Âyet 4-47)

Peygamberimiz de tehlikeye değinen bazı hadîsle­rinde şöyle buyurmaktadır.

Allah, alkollü içkiler içen (tövbesiz) kişiye Cehennem'liklerin irinlerinden içirmeye and içmiştir.»

«Karaborsacılar tövbesiz katillerle birlikte Cehen­nemde azâb göreceklerdir.»

«... Her azgın mizaçlı, hayrı engelleyici, kibirli kişi Cehennemliktir.»]  (bak. et-Tac, 3/143, 4/509, 5/31)

Bu Peygamberi açıklamalar ve benzerleri karşısında namazsız, zekâtsız, cihâdsız ve  merhametsiz yaşayışında; zulümlü, faizli, içkili, zinâlı, karaborsalı, kibirli haya­tında tehlike görmeyenler pek tabiî ki ya inançsız olan ahmaklardır ya da imânı zayıflamış aklı  kıt mümin­lerdir.

Tehlikeyi bu şekilde anlamayan insan, gerçek müslüman olamaz. Çünkü gerçek Müslümanlık hayata müslümanca bakmayı gerektirir.

Kazanç Anlayışımız

İslâm inancıyla yüceleşmeyen bütün insanlar için «Kazanmak»  ticârette, politikada, kumarda, spor­da, okul ve tercih imtihanlarında kazanmak şeklin­de anlaşılmaktadır.

Pek tabiîdir ki mümin için kazanmanın anlamı çok daha büyüktür ve farklıdır. Gerçek Müslüman için kazanç Hakkın rızasına ve hal­kın sevgisine erdiren söz, iş ve davranışlardır. Bu yolda sağlanan maddî ve manevî değerlerdir.

Bu sebepledir ki Fatır sûresinin 29,  âyetinde:  «Al­lah'ın kitabı Kur'ân’ı  uygulamak için okumak, namaz kılmak, muhtaç müminlere zekât, yoksul akrabaya nafaka, aciz komşulara yardım etmek» gibi güzel amel yapanların kazanç ümidi taşıyabilecekleri açıklanmaktadır.

Enfâl sûresinin ikinci âyetinde ise «Allah anılınca kalpleri sevgi ve saygı ile ürperenlerin, ilâhî buyruklar­la imanı artanların ve Rablerine güvenenlerin» kazançda oldukları açıklanmaktadır.

Müminûn sûresin ilk âyetlerinde de ise Firdevs Cenneti'ne girecek kazançlıların;” faydasız söz, iş ve davranışlardan sakı­nan; zinadan - eşcinsellikten korunan, faydasız işlerden sakınan, sözleri ve sözleşmelerinin gereğini yapanların…” olduğu öğretilmektedir.

Diğer Kur'an sûrelerinde de kazanan insanların inan­cını yaşamada sabreden, erdemlere çağıran, mü­minleri dost edinen ve merhameti  öğütleyen mümin­ler olacağı müjdelenmektedir.

Kaybetme Anlayışımız

Müslümanca bakılamadığı içindir ki kaybet­mek denince yalnızca ticarette, kumarda, siyasette, sporda ve benzerlerindeki kayıp anlaşılmaktadır.

Bu sebepledir ki entrikalar çevirerek, yalan söyle­yerek, iftira ederek, oy satın alarak seçildiği için ger­çekte kaybetmiş olan kişi kazandığını sanmaktadır.

Faizli kredilerle, hileli imalatla, karaborsacılıkla toplumu sömürerek kazandığı için İslâm mantığına gö­re kayıpta olan zavallılar da kazanç cümbüşleri yapmaktadır. Misaller çoğaltılabilir.

Hayata Müslümanca Bakmalıyız

Müslüman olmak olmak  Hıristiyan veya komünist olmamak değildir. Müslüman olmak, hayata müslümanca bakmak; hayati değerlere Kur'ân ve Sünnet'e göre anlam vermek ve gereğini yaşamaktır.

Yüce Rabbimden cümlemiz için hayata Müslümanca bakmak aşk ve şuuru dilerim.



Ali Rıza DEMİRCAN
http://www.alirizademircan.net/hayata-muslumanca-bakmaliyiz-5-301h.html



Sexual Life According To IslamİSLAMA ƏSASƏN SEKSUAL HƏYATСЕКСУАЛЬНАЯ ЖИЗНЬ СОГЛАСНО КАНОНАМ ИСЛАМАئىسلامدا جىنسىي تۇرمۇشبيان حكم استرقاق الأسيرات و الاستغلال الجنسي لهن في ضوء القرآن والسنة
Ana Sayfa | Biyografi | Eserleri | Cuma Hutbeleri | İnceleme Makale | Güncel Konular | Haberler | İletişim