Kabir Hayatı

      Özetle ifade etmek gerekirse Kabir hayatının varlığına îman gibi soyut akıl ve bilimle kanıtlanamayacak olan inançların Kur'ân âyetleri ile delillendirilmesi ve Sahîh Sünnet bilgileriyle pekiştirilmesi gerekir. 

          Kabir hayatı ile ilgili olduğu ileri sürülen bir çok âyetin konu ile ilgili olmadığını biz de kabul ediyoruz. Ancak bizim anlayışımıza göre Kabir hayatının varlığını kanıtlayan âyetler ve bu âyetlerin anlamlarını pekiştiren; sübutu ve anlamı yönünden güvenilir bulduğumuz Sünnet ölçüleri vardır.

Kur'ân ve Sünnet Işığında Cennet Hayatı isimli eserimizde kısaca incelediğimiz bu konuyu, yeni baskılarımızda sunacağımız şekliyle aktarıyoruz.

Kabir Hayatı ve azabının olmadığını emek ürünü hacimli eseriyle kanıtlamaya çalışan Prof. Dr. Mehmet Okuyan hoca kardeşime ve onunla  aynı görüş paylaşan Prof. Dr. İbrahim Sarmış hocamıza konuyu gündemimize taşıdıkları  için teşekkür ediyorum. Bu vesile ile, samimiyetle yaptıkları  ilmî çalışmaların sonuçlarını yermelere aldırmadan bizimle paylaşan bütün hocalarımıza duâlar ediyorum.

 

Kabir Hayatı

Âhiret Hayatı, ölümle başlayacak Kabir Hayatı ile Kıyâmet ve Kıyâmet sonrasında gerçekleşecek Cennet ve Cehennem hayatından oluşmaktadır.[1]

Âhiret konaklarının ilki olan Kabir Hayatı (Bölüm sonundaki Ek1’de) Kur’ân âyetleri ile açıklanacağı üzere Hak’tır.

Kabir bedenin ve Nefs’in yâni Rûhun/Can'ın kabri olmak üzere de ikidir. Asıl kabir ise Rûh’un kabridir.[2]Aralarında rüya gören nefis ile uyuyan beden arasındaki ilişki benzeri bir bağlantı vardır.

Bedenin kabri; toprak altında, deniz dibinde, hayvan karnında v.s. sebillerde gerçekleşebilir. Bu farklılık Kabir Ahkâmı’nı değiştirmez. Yürürlükten düşürmez.

Zira Kabir Hayatı, Ahiret Hayatı’nın bir bölümünü teşkil ettiğinden orada cereyan edecek kanunlar, dünya hayatında câri olan tabiî kanunlardan ayrıdır.

* * *

Kur’ân’ın açıklamasına göre Nefis yâni Can, bedenden uyku halinde geçici, ölüm halinde ise kalıcı olarak ayrılır.

 Allah, ölüm sırasında nefisleri/canları alır. Ölmemiş olanların canlarını ise uykularında alır. Sonra haklarında ölüm kararı verdiklerini alıkoyar, diğerlerini belirlenmiş bir süreye kadar salıvererek bedene döndürür. Hiç şüphesiz  bu canları almada ve geri döndürmede düşünecek bir topluluk için dersler vardır.”[3]

-Doğrusunu Allah bilir- Kabir Hayatı, uyku ile bedenden geçici olarak ayrılan Nefs’in rüyada yaşadığı bedenle irtibatlı mutluluk veya ıstırabın benzerini, ölümle yerleştiği kabirde daha canlı olarak yaşamasıdır. Nitekim Kur’ân kabri Merkad/uyku-uyku yeri olarak niteler. Ancak bu uyku yaşadığımız uykudan farklı ve daha derin sevinçli ve acılıdır.

İnsanlar dünya hayatlarında Mü’min, Kâfir ve Münafık olarak yaşarlar ve bu şekilde de ölürler. Kur'ân bu gerçeği açıklamaktadır.Önceki bahislerde  değinildiği üzere Müminler "Tayyibîn" olarak Cennet'le müjdelenerek can verirken (Nahl 32), Münafıklar "nefislerinin zalimi olarak ve darbelenerek" ölürler. (Nisa 97,Muhammed 27) Kâfirler de kendi kâfirliklerine tanık olarak ölümü tadarlar. (A'râf 37)

 Peygamberimiz de Kurân çizgisinde insanların ölürken ve ölüm sonrasında inanç ve amel durumlarına göre  mümin, münafık ve kâfir olarak ayrılacaklarını bildirmektedir.Örneğin O, kâfirler ve münafıkların kabirde, sorgulama sonrasında Sorgu Melekleri tarafından demirden bir topuzla dövüleceklerini açıklamaktadır.[4] Müminlerle ilgili olarak da şöyle buyurmaktadır:

“Sizden biriniz öldüğü zaman (kabrinde) sabah-akşam ona varacağı yer gösterilir. Cennetliklerden ise Cennetliklerin yerlerinden bir yer, Cehennemliklerden ise Cehennemliklerin yerlerinden bir yer gösterilir ve ona şöyle denir:

Kıyâmet günü uyandırılacağın ana kadar bulunacağın yer burasıdır/ iletileceğin yer sana gösterilecektir.”[5]

Peygamberimizin yaptığı bu açıklama,anlayışımıza göre  Allah'ın Kitabı Kur’ân’a dayanmaktadır. Çünkü Kur’ân, Âl-i Firavun örneğinde inkârcıların sabah ve akşam âteş görüntüleriyle sarsılacaklarını bildirir:

“Sabah-akşam âteşe sunularak onlara Cehennem âteşi gösterilir. Kıyâmet koptuğunda ise  görevli Meleklere şöyle denir: Firâvun ve işbirlikçilerini en şiddetli azaba atıverin.”[6]

Kafirlerin ve Münafıkların uğrayacağı felakete pek tabii ki Müminler mârûz kalmayacaktır.

Ölümü il birlikte Tayyibînden olarak, alacağı  Cennet müjdesiyle kabir hayatı başlayacak olan  mümin kişiye Melekler tarafından, Cennet’ten bir kesite baktırılarak şöyle denir:

“- Sen dünyada samimi bir îmanla yaşadın. Bu îman üzerinde öldün. İnşaallah bu îman ile ba’s edilecek; kabir uykusundan kaldırılacaksın.”

Allah seni Kıyâmet günü şu Merkad’inden ba’s edinceye/uykundan uyandırıncaya kadar rahat uyu; ailesinin en sevdiği ferdi tarafından uyandırılacak gelin -güvey gibi uykuya yatarak huzurla uyu.”[7]

Bu bildiri ve açıklamalar Can/Rûh merkezli olarak yaşanacak Kabir hayatının, mutluluk veya ıstırap yüklü rüyalar gibi, fakat fasılalı olacağını kanıtlar.

Kabir hayatı göğün yarılacağı ve güneşin dürüleceği, bir diğer anlatımla sabah akşam olgusunun olmayacağı Kıyâmet Günü’ne kadar devam edecektir. Ansızın başlayacak Kıyâmet’in ne kadar süreceğini yalnızca Allah bilir. Kıyâmet sonrasında mahiyetini bilmediğimiz Sûr’a ikinci üfürülüşle birlikte yer yüzü Allah’ın nûruyla aydınlatılacaktır. Böylece herkesin derdinin kendisine yeter-artar olacağı Büyük Sorgulama başlayacaktır.[8]

Kıyâmet, Cennet ve Cehennem gibi Kabir Hayatı da akıl ve duyu organlarıyla kavranılamaz. Biz onu ancak Peygamberimizin vasıfladığı gibi niteleriz:

Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur.”[9]

Biz, Peygamberimizin “Kabir azabından Allah’a sığınınız.” şeklindeki uyarıları doğrultusunda ölüm sarhoşluğu ve kabir sorgusu yanı sıra kendine özgü şartlar içinde gerçekleşecek olan kabir azabından da  Allah’a sığınırız.[10]

Kabir Hayatı, Kıyâmet ile birlikte sona erecektir.

Kabir hayatının Kur’ân ve Sünnet ile kanıtlanmasına ilişkin ilave bilgiler için bölüm sonundaki “Ek 1”e bakınız.

 

“Ek 1”

     Kabir Hayatı

Kur'ân'da Kabir Hayatı

Yedi madde halinde değineceğimiz Kur'ân âyetleri, Kabir hayatının varlığını belgelemektedir:

I. Kur'ân ölüm sonrası ve Kıyamet öncesi hayat için Kabir ve çoğulu olan Kubûr kelimelerini  kullandığı gibi kabre koyma mânasına Ekbere fiilini de kullanmaktadır. Kubûr  anlamına üç defa da  Ecdâs kelimesi zikredilmektedir.[11] Kur'ân yanı sra hadîslerde de yer alan bütün bu kullanımlar, Kabir hayatının varlığını delillendirmektedir. Çünkü kabir hayatı olmasaydı ona delâlet eden kelimeler konulmazdı. Örnekler:

"Kabir" (Tevbe 84)

"Münafıklardan ölen hiç kimsenin  cenaze namazını kılma ve Kabri başında durma…"

"Kubûr" (Fâtır22)

“Dirilerle ölüler de bir olmaz. Şüphesiz Allah, dilediğine işittirir. Ama sen Kabirlerinde yaşayan akılı canlılara (Men) işittiremezsin!”

"Ekbere" (Abese 21)

"(İnsanı bir nütfeden yaratan) Allah sonra da onu öldürür ve Kabre koyar."

"Ecdâs" (Kamer 7)

" Bakışları eğik olarak çevreye yayılmış çekirge sürüleri gibi kabirlerinden çıkacaklar."

II. Mümin sûresinin meâli verilecek 46. âyeti kabir hayatının varlığını açık bir şekilde göstermektedir.

Sabah-akşam âteşe sunularak onlara Cehennem âteşi gösterilir. Kıyâmet koptuğunda ise onlara şöyle denir: Firâvun ve işbirlikçilerini en şiddetli azaba  atıverin.”

 III. Kur’ân-ı Kerîm, kabirdekilerden, diri ve akıllılar için kullandığı “Ashâb”[12] ve “Men”[13] ifadesiyle söz etmektedir. Bu da kabirdekilerin kendilerine göre bir hayatın içinde olduklarını gösterir:

“Ashâb” (Mümtehine 13)

“Ey îman edenler! Kendilerine Allah’ın öfkelendiği; "Ashabul-Kubûr" olan kabirlerdeki kâfirlerin ümit kestikleri gibi âhiretten ümitlerini tamamen kesmiş bir topluma kendinizi temsil ve tasarruf hakkı vermeyin; onları dost edinmeyin.[14]

“Men” (Fâtır 22)

“Dirilerle ölüler de bir olmaz. Şüphesiz Allah, dilediğine "Men" işittirir. Ama sen kabirde yaşayan akılı canlılara (Men) işittiremezsin!”[15]

       IV. Kur’ân, Kabir için de “Merkad” demektedir. Merkad hayat dolu rüyaların benzerlerinin yaşandığı uyku, uyku yeri ve uyku zamanı anlamına gelmektedir.

      “Merkad” (Yâsîn 52)

Onlar şöyle derler: Vay başımıza gelenlere! Bizi Merkad’imizden kim Ba’s etti / uyuduğumuz yerden kim kaldırdı? Rahman olan Allah’ın vaadi meğer  buymuş, gönderilen peygamberler de doğru söylemişler.”[16]

V. Yüce Kitabımız Kıyâmet Günü kabirlerden kaldırılış için genelde insanların uykudan kaldırılışı, özelde Ashab-ı Kehf’in uykudan kaldırılışı için kullandığı  " Ba's "kelimesini kullanmaktadır.[17]

Ba's kelimesinin geçtiği Yasîn 52' nin anlamı yukarıda verildi. Kullanıldığı diğer sûrelerden  En'âm 60' da ise şöyle buyrulmaktadır:

"Geceleri canınızı alan, gündüzün yaptığınız işlerinizi bilen,sonra belirlenmiş eceliniz tamamlansın diye sizi gündüzün  ba's eden/uykudan kaldıran da Allah'tır. Dönüşünüz O'nadır ve O size yaptıklarınızı haber verecektir."

VI. Kur'ân'da Şehîdlerin Hayatı

Kur’ân’ın şehîdler için kesin bir dille doğruladığı dünya ile âhiret arası hayat da, bu hayatın bir benzerinin kabirde yaşandığını göstermektedir.[18]

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ‘ölüler’ sanmayın. Hayır, onlar, Rableri katında diridirler ve rızıklanmaktadırlar.

Allah’ın, lütfuyla kendilerine bağışladıklarından da sevinç duymaktadırlar. Arkada kalıp henüz kendilerine katılmamış olanlara, hiç bir bir korku ve üzüntü duymayacaklarını müjdelemek isterler.”

        Bu âyetlerin ölüm sonrası ve Kıyâmet'le başlayacak Âhiret öncesi bir hayata, bir diğer anlatımla Kabir hayatına delaleti apaçıktır.” Arkada kalıp henüz kendilerine katılmamış” şeklinde ki ifadeler de pekiştirici kanıttır.

VII. Kabirle Bağlantılı Diğer Âyetler

Yukarıda meâlleri verilen âyetle iyice kavranıldığında sunacağımız âyetlerin de kabir hayatı ile bağlantısı görülebilir:

         a- Mü’minûn 99-100

(Ölümden sonraki hayata inanmamakta direnip de kendi kendilerini aldatanlardan) herhangi birine sonunda ölüm gelip çatınca: “Ey Rabbim!” der, “Beni (hayata) geri döndür, izin ver döneyim de (daha önce) gözardı ettiğim konularda güzel ameller yapayım. Yok, onun söylediği, şüphesiz, yalnızca (boş ve anlamsız) bir sözden ibarettir; çünkü (bir kere dünyayı terk etmiş bulunanların) ardında, yeniden diriltilecekleri Gün’e kadar (aşılması imkânsız) bir berzah/engel bulunmaktadır! “[19]

Bu âyetlerde söz edilen dünyaya dönüş arzusu, Kıyâmet Günü veya Cehennem içinde azaplanırken yapılacak dönüş isteğinden farklıdır. Çünkü ölümün hemen ardından gerçekleşecektir.[20]

b- Yâsîn 26-27

(Kentin öbür ucundan gelip hakka çağrıda bulunan ve de îmanını pekiştiren kişiye) Cennet’e gir, denir. O da şöylece vahlanır:

“Ah ne olaydı! Rabbimin beni bağışladığını ve yüceltip nimetlendirdiğini kavmim bilseydi.”

Eğer “keşke” li bu istek Kıyâmet günü veya Cennet’te olsaydı “Kavminin bilmesinin” bir anlamı olmazdı.

c- Nuh 25

Nûh’un inkârcı kavmi günahlarından dolayı suda boğuldular, sonra da bir tür ateşe atıldılar. Artık kendileri için Allah'tan başka yardımcılar da bulamadılar.”

Onların boğuldukları Kur’ân’ın diğer âyetleri ile sabittir. Ateşe atılmış olduklarını ifade eden “Udhılû” mazi fiili, boğulduklarını ifade eden “Uğrikû” mazi filine matuftur. Yaşanmış bir olayın üzerine, ancak kendisi gibi yaşanmış bir olay atfedilebilir. Mâkul olan budur. Bu da onların boğulmaları akabinde azaba uğratıldıklarını gösterir.

Kaldı ki Kur’ân’da Cehennem ateşi Ma’rife olarak en-Nâr şeklinde kullanılır.[21] Nûh 25 de ise “Nâren” ifadesi Nekire’dir. Bu da onun Cehennem ateşi dışında bir başka tür ateş olabileceğine işarettir.[22] Peygamberimizin Kabri, Ateş Çukuru olarak nitelemesi de bu sebeple olsa gerektir.

      Sünnet'te Kabir Hayatı

       Kur''ân çizgisini izleyen  Peygamberimizin Sünneti de kabir hayatının varlığını doğrulamaktadır.O, konumuzla  ilgili açıklamalarında:

       a. Kabri, insanların inançlarına göre gruplara ayrıldığı konak olarak vasıflandırır; azap ve nimet mahalli olarak niteler.[23]

b. Kur’ân’ın (Tevbe 84) dolaylı emri gereği cenaze namazı kılar/kıldırır ve kabirleri ziyaret eder.

      c. Kabirlerine götürülen ölülerin mutlu olacakları veya feryatlar koparacağını bildirir. 

          Buhârî'nin rivayetine göre  Peygamberimiz duyulacak  mutluluğu ve korkuyu anlayabileceğimiz bir benzetmeyle şöyle açıklar:

           " Ölü tabuta konulub da insanlar onu omuzladığı zaman, şayet o iyi bir kişi idiyse  'Beni çabuk götürünüz, beni çabuk götürünüz!' diye yırtınır.  Kötü bir kişi ise 'Eyvah! Beni nereye götürüyorsunuz?' diye feryat eder. Bu çığlığı  insanlardan başka her varlık duyar.Eğer insanlar duysaydı dehşetle irkilerek kendilerinden geçerlerdi."[24]         

     d. Kabirlere Selâm verir ve  verilmesini öğütler,[25]     

      e. Kabir azabından Allah'a sığınır ve sığınılmasını emreder.[26]

      f. O, kabirdekilere Selâm verirken “Ehil” kelimesini kullanır.

        “Ehil” kelimesi de “Ashab” ve “Men” lafızları gibi akıllı canlılar için kullanılmaktadır.[27]

       g. Kur’ân’ın dünya ve âhiret, Cennet ve Cehennem için kullandığı “Dâr” kelimesini, Peygamberimiz de kabirlere selâm  verirken kullanır:

           Peygamberimiz Bakî Mezarlığı’na geldi ve şöylece selâm verdi: Size selâm olsun ey Müminler Dârı! İnşaallah biz de size katılacağız.”[28].

          Bu da onun anlayışında Kabir’in dünya ve âhiret gibi hayat sürülen hareketli bir âlem olduğunu göstermektedir.

Yukarıda yedi madde hâlinde değinilen Kur'ân âyetleri gibi yedi  madde halinde özetlediğimiz Sünnet  ölçüleri de kabir hayatının varlığına delâlet etmektedir.

     Salih Rüyalar

Salih rüyalar sırasında aktif olan rûhun/canın yaşadığı ve herkesin tecrübe edebildiği dünya ve âhiret dışı üçüncü hayat da üçüncü tür bir hayat olan kabir hayatına ışık tutmaktadır.[29]

Dünyada yaşanan ve zaman zaman görülen korkutucu veya huzur verici rüyaların daha canlı ve etkili bir biçimde yaşanması olarak nitelenebilecek olan kabir hayatı, Kıyâmet'le başlayacak Âhiret Hayatı ile karıştırılmamalıdır.

Kabir hayatı bahsini, Peygamberimizin yapmamız için öğrettiği bir  duâ ile bitirelim:

"Allah'ım! Mâlî kulluk görevlerimi yapmama olan cimrilikten, tembellikten, ihtiyarlığın zaaflarından ve kabir azabından… sana sığınırım."[30]

 



[1][1]   Kabir Hayatı akıl ve bilim yoluyla bilinemez Ğayb’dır. Varlığı elbetteki kesin Kur’ân ve  Kur’ân ile ortüşen Sünnet delillerine dayanmalıdır. Biz sunulan  Kur’ân ve Sünnet delillerini yeter bulmaktayız.

       Burada bir daha vurgulayalım: Canın (Rûhun) bedenden dönmemek üzere ayrılmasıyla başlayan  Kabir Hayatı, -Doğrusunu Allah bilir,- geçici olarak ayrılan canın gördüğü mutluluk ve elem verici rüyaların benzerlerinin daha canlı,derin  ve etkili bir şekilde yaşanmasıdır.

      Kur’ân’ın dünyada  verileceğini bildirdiği ve Peygamberimizin de Güzel Rüya olarak açıkladığı Büşrâ henüz dünyada iken -bir tür kabir hali olan- uyku halinde verildiğine göre, daha büyük bir benzerinin   kabirde verileceğini kabul edebiliriz.(bak.Yûnus 64:Tirmizî Rüya 3)

     Burada bilvesîle ifade edelim. Biz samimi ilmî çalışmaları sonucu sunulan delilleri yeterli bulmayarak Kabir hayatını/azabını kabul etmeyen mümin kardeşlerimizi aslâ Ehl-i Sünnet dışılıkla yaftalamıyoruz. Konu üzerinde sürekli olarak çalışmamızı sağladıkları için de kendilerine duâ ediyoruz.

[2] Biz Kur’ânî anlayışımız çizgisinde Nefsi beden ve can bütünlüğü anlamında kullandığımız gibi örneğin Zümer 42 çizgisinde yalnızca can  mânasında da kullanıyoruz.Bilindiği gibi uyku ve ölüm halinde nefisler teveffi edilirken bedenler varlığını korumaktadır.

    Rûh kelimesini ise Kur’ân’da kullanıldığı üzere (İsra 85)  Vahiy anlamında değil, Türkçemize yerleştiği  gibi can mânasında istimal ediyoruz.

[3].    Zümer, 42

 

[4] M. Tecrîd-i Sarîh Ter. H. 658

[5].    İ. Mace Zühd 32, Hn. 4270. Tirmizi, Cenaiz 70, Hn. 1072, Müslim, Cennet 17, Hn. 2866

      Ölüm melekleri ile sorgu meleklerinin aynı olabileceğine ilişkin olarak (46) numaralı dipnotumuza bakınız.

[6].    Mü’min, 46

 

[7].    İ. Mace, Zühd 32, Tirmizî, Cenaiz 71

          Bu hadîsler, ileride açıklanacağı gibi Kabri Merkad kelimesi ile uyku, uyku yeri ve uyku zamanı olarak niteleyen Kurân ile örtüşmektedir. bak.Yâsîn 52.

 

[8].    Muhammed, 18; Zümer, 68-69; Abese, 37

 

[9].    Tirmizî, Kıyâmet 26

      Kabri, Cennet bahçelerinden bir bahçe olarak niteleyen bu hadîs, yukarıda anlamı verilen Nahl sûresinin 32. âyetinin ve de Yâsîn sûresinin 26. âyetinin açıklaması gibidir. Bu âyetlerde, Cennet’in bütünü zikredilmiş, fakat hadîste bütünü değil cüzü murat edilmiştir.

[10].  bak. Buhârî, Cihad 25; Nesâî, İstiaze 5, Sehv 64; Müslim, Mesacid 130-134. Ayrıca Müslim, Hn. 2866

 

[11] Sırasıyla bak. Tevbe 84; Mümtehine 13;Abese 21; Yâsîn 51; Kamer  7; Meâric 43.

[12]  Ashab, Sahib'in çoğuludur. Sahib ise   insanla … sürekli beraber olan kişi veya bir mekânda sürekli olarak bulunan insan anlamına gelir, "Süreklilik" mânasından ötürü "Arkadaş" ve "Malik" e de Sahib denir. Ashabul-Cenne, Cennet'te sürekli olarak kalan /kalacak olan  insanlar  anlamına geldiği gibi Ashâbül-Kubûr da Kabir'de sürekli olarak kalanlar/ kalacak olan insanları  ifade eder. (Bak.Rağib Müfredât; Umdetül-Huffaz Sahib mad.)

[13] "Men” lafzi,”Konuşanlar ve akıl sahibi olanlar için kullanılır. (Bak. Rağib Müfredât; M.Zihni el-Müktazab “Men” Maddesi.)

[14] Kabirlerinde sabah-akşam Cehennem’deki yerlerinin kendilerine gösterilmesi sebebiyle (Mümin 46) derin bir umutsuzluk içine düşecekler, âhiretten de ümitlerini keseceklerdir. Onların Mümtehine 13’de beyan edilen ümitsizlikleri de bu olsa gerektir.

 

[15] Yüce Allah Neml sûresinin 80. âyetinde “Sen ölülere işittiremezsin.” buyuruyor. İyice düşünülerse, bu ifade ile kabir hayatının varlığına delil olarak aldığımız  "Sen kabirde yaşayan akıllı canlılara (Men) işittiremezsin!" âyeti arasındaki fark anlaşılır.

[16]. Ayrıca Rukûd kelimesi için bak.. Kehf  19          

         a.Yer aldığı Yâsîn sûresindeki bağlamı içinde incelendiğinde, ”Vay başımıza gelene!” diyerek feryad edecekler, -Allah bilir- Kâfirler ve Münafıklar olacaktır. Çünkü onlar, canları alınırken Melekler tarafından yerilip dövüleceklerdir. Üstelik onlara “Tadın yakıcı azabı.” denilecektir.Uykudan kaldırışlarıyla birlikte asıl ceza gününün geldiğini anlayacaklardır. (Enfâl, 50; Muhammed, 27; Nisa, 97) Mü’minlere ise Selâm ve müjde verilecektir. (Nahl, 32)

         b. Mahşer için kabirlerinden kaldırıldıklarında Müminlerin böylesi bir korku yaşayabileceğine ilişkin Kur’ân ve Sünnet’te yer almış bir işaret yoktur. Ama onların korku duymayacakları ve mahzun olmayacakları ile ilgili (Fussılet, 30-319 hattâ ölürken Melekler tarafından verilmiş Cennet’e girecekleri ile alakalı müjdeler vardır:

        Melekler, onların canlarını iyi kimseler olarak alırken, “Selâm size! Yapmış olduğunuz iyi işlere karşılık girin Cennet’e” derler.” (Nahl 32)

 

[17].  Yasin, 52; En’âm, 60; Kehf, 19

 

[18].  Âl-i İmran 169-170

 

[19].  Kabir Sorgusu da Hak’tır

      Mü’minûn sûresinin yukarıda meâlleri verilen 99-100. âyetlerine göre ölüm geldiğinde, dolayısıyla ölüm melekleri geldiğinde Berzah oluşarak kabir hayatı başlayacağına göre, yukarıda anlamları açıklanan âyetler Kabir’de de sorgulama yapılacağını da kanıtlamaktadır.(Nahl 32; Enfâl 50,Muhammed 27-28)

      Çünkü Melekler Allah’ın bildirmediklerini bilemezler. (Bakara 32, Nisa 97)

      Bilemedikleri ve bilemeyeceklerine göre, sorgulama yapmadan ölenin mü’min veya kâfir olduğunu nasıl bilecekler?

      Amel Kitapları’na göre mi? Neye dayanarak “Cennet’e girin” diyecekler? Neye müsteniden yüzleri ve sırtları darbeleyecekler? Kaldı ki, Nisa 97, sorgulama yapılacağını açıkça beyan etmektedir.

      Bu durum, bize ölüm Melekleri ile sorgu meleklerinin aynı olabileceğini de göstermektedir.

      Eğer ölüm ve sorgu melekleri ayrı iseler, ölüm meleklerinin sorgulayıp dosyaladığı bilinen bir konuda, sorgu melekleri niçin işlem yapsınlar?

      Kur’ân, can verdikleri sırada Kâfir ve Münafık’ın melekler tarafından dövüldüğünü bildirirken, hadîsler de onların kabirde, sorgulama sonrasında sorgu Melekleri tarafından demirden bir topuzla dövüleceklerini açıklamaktadır. (M. Tecrîd-i Sarîh Ter. H. 658) Bu durum da ölüm melekleri ile sorgu meleklerinin aynîliğini doğrular niteliktedir. Doğruları en iyi bilen Allah’tır.

[20].  bak. Secde 12-14, Fatır 37

 

[21].  Bakara, 81, Teğabun, 10

 

[22] Peygamberimizin Mekke putperestliğinin  babası olarak nitelenebilecek Amr b. El-Huzaî hakkındaki  şu hadislerini de Nuh 25 ile irtibatlandırabiliriz: ”Onu Cehennem’de bağırsaklarını sürüklüyor bir halde gördüm.”(Buharî  Tefsîr 5/13.)

[23] İbn Mâce Zühd 32; Tirmizî, Kıyâme 26.

[24] Buhârî Cenaiz 50,53,90; Nesâî,Cenâiz 44.

[25] Müslim Tahâre 38;İbn Mâce,Zühd 36

[26] Buhârî Cihad 25.

[27] bak. Buhârî Cenaiz 50; Müslim Cenâiz 104; Tirmizî Cenâiz 59; Rağib Müfredat “Ehl” maddesi.

 

[28] Müslim, Cenaiz 102, Tahare 39.; Ebû Davud, Cenaiz 79

[29].bak. Zümer 42; Yûnus 64

 

[30] Buhârî Tefsîrul-Kur’ân İbrahim 2.

Soru - Cevap

  • Talak iddeti döneminde dialog ve tesettür nasıl olmalıdır?
  • Dini nikahım var... Ailemin zoruyla başkasıyla görüşmem nikaha zarar verir mi?
  • İslama göre kimler esir alınabilir?
  • Mazaretsiz kılınmayan namazın kazası olur mu?
  • Soru-Cevap Arama

     

    Siz de soru sorun

    Siz de soru sormak için tıklayınız.

    Anket

    Sizler için özenle hazırladığımız yeni web sitemi beğendiniz mi?



     

    Toplam Oylayan : 6526