Doğal çevrenin tanımı ve onu okuma gereği 2

Doğal çevrenin tanımı ve onu okuma gereği 2
Bir önceki yazımıza Doğal çevre konusuna giriş yapmıştık. Şimdi de doğal çevrenin tanımını yaparak onu tanımlayalım:

Toprak, hava, dağlar, denizler, nehirler, ormanlar, ağaçlar, bitkiler, çiçekler, kuşlar, böcekler, yabani ve ehil hayvanlar, madenler, hatta güneş ve ay… Bütün bu saydıklarımız bizim doğal çevremizi oluştururlar. Yaradan’ın insanlığa son mesajlarını içeren Kur'ân'a iman eden insanlar olarak ilk görevimiz biraz evvel saydığımız doğal çevreyi Müslümanca okumaya çalışmaktır.

Biliyorsunuz ya da bilmeniz gerektiği üzere Kur'ân'la Rabbimizin bize ilk emri Oku’dur. Bu emri hatırladığımızda çağrışım yaptığımız Kur'ân okumadır. Oysaki böyle değil. Çünkü bu ilk emrin indirilişi döneminde okunacak Kur'ân ayetleri yoktu. O halde “İkra Bism-i Rabbikellezi Halak /Yaratan Rabbinin adıyla oku” ifadeleri ile başlayan okumayı içeren âyetlerin amacı genelde bizi kuşatan doğal çevreyi, özelde de insanı okumaya çalışmaktır.(Alak 1) Sonra da Yaratıcıya, çevreye ve insana karşı yapılması gerekenleri öğretecek Kur'ân ayetlerini okumaktır. Demek ki ilk inen ve okumayı emreden âyetlerin anlamı Allah'ın adıyla ve Allah'a iman temeli üzerinde bizi kuşatan doğal çevreyi okumaktır.

Peki, bu okuma nasıl olacaktır? Örnekler vereceğiz. Güneş de ay da, dağlar da, denizler de okunur, çiçekler de kuşlar da okunur. Çünkü her bir varlık bir âyettir.

Okunacak Doğal Çevre Âyetleri

Kur'ân dilinde âyetler iki kısımdır; Yaratılan veİndirilenâyetler… Zerreciklerden galaksilere, tek hücrelilerden balinalar gibi dev canlılara kadar sayıya sığmaz varlıkların her biri Yaratılan âyettir. Bir de Kur'ân'ın yaşamımıza ışık tutan âyetleri vardır. Eğer doğal çevremizi oluşturan Yaratılan âyetlerle hayatımıza yön verecek İndirilen Kur’ân âyetlerini birlikte okuyamazsak azgınlaşırız, edineceğimiz bilgi de kirli olur. İnsana fayda vermekten çok zarar üretir. Yirminci asır medeniyetinin ürettiği bilgilerin önemli bir bölümü böyledir. Onun için bu ilk sûrenin ilk ayetlerinin devamında Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Hayır, hayır eğer insan Rabbinin bu Yaratılan ve İndirilen ayetlerini okuma gereğini duymazsa gerçekten azar.”

Evet, insan değinilen ayetleri okuma ihtiyacını duymazsa azar, oysaki “O Yaratanın huzuruna döndürülecektir.” ve iradeli hayatının bütününden sorgulanacaktır.

Sevgili kardeşlerim! Dile getirmiştik ilk görevimiz doğal çevreyi okumaktır. Doğal çevreyi Kur'ân penceresinden bakarak okumaya çalıştığımızda öyle hakikatler öğreniriz ki inanın dünyamızın hiçbir eğitim sisteminde bunları öğrenmek mümkün değildir. Bir an için bildiğiniz dünyanın en ileri üniversitelerini ve de maddi çevreyi konu alan programları çağrıştırın. Açık ve seçik olarak ifade ediyorum size 7 başlık halinde bu ve bir sonraki sohbetimizde açıklayacağımız Kur’ân âyetlerine dayalı olarak açıklayacağımız bilgileri edinmeniz hiçbir şekilde mümkün değildir.

Şimdilik size Kur'ân penceresinden baktığımızda doğal çevre ile ilgili 7 hakikat, gerçek tespit ettim. Bunları bu sohbetimizin devamında ve gelecek sohbetimizde açıklayacağım. Ama müsaade buyurunuz şimdilik 7 olarak belirlenen bu 7 hakikati kısaca hatırlatayım ve açıklamalara başlayalım. Evet, Kur’ân penceresinden doğal çevreye baktığımızda şu 7 gerçeği görürüz.

1- İnsan ve doğal çevresi Allah'ın mülküdür,

2- Bütün yeryüzü ve tüm doğal çevre biz insanlar için yaratılmıştır,

3- Doğal varlıklar Allah'ın varlığı ve birliğine ve ölümle başlayacak ahiret hayatına belgedir,

4- Doğal çevre bize Allah'a şükredici insanlar olmamız için verilmiştir,

5- Doğal çevre Allah'ı anmakla yükümlü duygulu varlıklardır,

6- Bizler için yaratılan doğal çevre, biz insanları tanır ve biz insanların hizmetinde olduğunun bilincindedir,

7- Doğal çevre, doğal varlıklar bize Rabbimiz tarafından bir emanet olarak verilmiştir. Sadece bizim neslimize değil insanlığa emanet olarak verilmiştir.

Allah'ın yarattığı insan doğası gerçekleri büyük ölçüde kavrıyor. Bütün dünyada Amerikalı bir Kızılderili Bilge'nin doğanın korunması ile ilgili sözleri aktarılıp duruyor. Onların daha ilerisini bizim Yunus’umuz Kur’ân’dan ilham alarak asırlar önce söylemiş;

Dağlar ile taşlar ile çağırayım Mevlâm seni.”

Kur'ân penceresinden bilgi ve bilinçle doğal çevreye bakabilen her Müslüman bilgedir. Bilgeliği örneklendirelim:

Tunus Fatihi Ukbe bin Nafi İslâm ordusu ile Karavan'a geliyor. Ordu konaklayacak, atının üstünde insanlara hitap edere gibi doğal çevreye şöyle hitap ediyor:

“Ey bu mıntıkanın canlıları; kuşları, böcekleri, ehil ve yabani hayvanları! Biz İslâm ordusu olarak geldik, burada konaklayacağız. Bu bölgeden çekilin, çekilin ki size zarar vermeyelim.”

İslâm’dan kaynaklanan bakış açısını görebiliyor musunuz? Bir de bu bakış açısına sahip olmayan ateist ve deist insanların, insanları mahvetmek için attıkları nükleer ve diğer tür bombalarla insanları, doğal çevredeki hayvanları hatta bizim cansız olarak nitelediğimiz ama duygulu olan dağlar ve taşalar varlıkları nasıl tahrip ettiklerini bir düşünün.

Gelecek yazılarımızda Kur’ân penceresinden bakmaya devam edeceğiz.

http://www.alirizademircan.net/dogal-cevrenin-tanimi-ve-onu-okuma-geregi-2-4-593h.html



Sexual Life According To IslamİSLAMA ƏSASƏN SEKSUAL HƏYATСЕКСУАЛЬНАЯ ЖИЗНЬ СОГЛАСНО КАНОНАМ ИСЛАМАئىسلامدا جىنسىي تۇرمۇشبيان حكم استرقاق الأسيرات و الاستغلال الجنسي لهن في ضوء القرآن والسنة
Ana Sayfa | Biyografi | Eserleri | Cuma Hutbeleri | İnceleme Makale | Güncel Konular | Haberler | İletişim