22- Bâtıl Din ve İdeolojiden Korunma Yolları

22- Bâtıl Din ve İdeolojiden Korunma Yolları
22- Bâtıl Din ve İdeolojiden Korunma Yolları

22- Bâtıl Din ve İdeolojiden Korunma Yolları

Bâtıl Din ve İdeolojiden Korunma Yolları

Bâtıldin ve ideloji bağlılarına isteyerek benzeme, sonradan oluşan bir olgudur.Kaçınılamaz değildir. Biz burada yasaklandığımız benzemelerden korunmanınbaşlıca yollarını maddeler halinde açıklayacağız. Pek tabîidir ki bu yollarfarklı yaklaşımlarla azaltılabilir ve çoğaltılabilir.

A - İslamı Bilmek

İslâm'ı bilmeksizin bize özgü kimliğioluşturmak; benzemeden korunmak mümkün değildir. Hak bilinecektir ki Bâtıl'dansakınılsın.

Müslümanların bâtıl din ve ideoloji bağlısıkişi ve topluluklara benzemesi; benzeme sonucunu doğuracak işler yapması, hiçşüphesiz büyük ölçüde cehaletleri sebebiyledir.

Cehaletten korunabilmek içindir ki,Kur'ân'ımızda İslâm'ın ilk emri "Yaratan Rabbinin adıyla oku." olmuş,"...Yürekten saygı duyarak Allah'tan ancak âlim kullarıkorkar..."(1) gerçeği duyurulmuştur.

Peygamberimiz de: "İlim öğrenmek(kadın-erkek) her Müslüman'a farzdır." buyurmuştur.

Sunduğumuz Kur'ân ve Sünnet ölçülerinedayanarak İslâm âlimleri, dinimizin îman esasları ile ilgili bilgilerle,yükümlü kıldığı farzlar ve yasakladığı haramlarla alâkalı bilgilerinöğrenilmesinin her Müslüman'a farz olduğunu açıklamışlardır.

(1) Alak 1, Fatır 28.

Neye ve nasıl inanması gerektiğinibilmeyen; farz kılınan görevleri öğrenmeyen; hangi sözlerin, davranışların veişlerin haram olduğunu iyice kavramayan kişi benzemeden/teşebbühten elbettekorunamaz.

Bu sebeple Müslüman, ilk olarak Allah'ıve O'nun sıfatlarını, Melekleri ve görevlerini, Peygamberleri ve vasıflarınıöğrenecektir. Mukaddes kitapları tanıyacak, son ilâhi Kitap Kur'ân'a nasılinanılması gerektiğini bilecektir. Bütün varlıkların Rabbimiz tarafından birprogram içinde yaratıldığını, bir düzen içinde yaşatıldığını, insanlararasındaki farklılığın O'nun takdirinin sonucu olduğunu, bir diğer anlatımlaKadere imanın bilgisini edinecektir. Âhiret hayatına; bütün inançlarımız,sözlerimiz, davranışlarımız ve işlerimizden sorguya çekileceğimize, Cennet'e veCehennem'e imanın bilgisiyle aydınlanacaktır. Kâfirliğe götürücü sözleri, davranışlarıve işleri öğrenecektir.

İman esasları ile ilgili bilgilerin yanısıra mü'min namazın, orucun, zekâtın, haccın, ana-babaya ihsanın, adaletin,sözlere ve sözleşmelere bağlılığın, gerçek Müslümanları dost bilip sevmenin vediğer ilâhî emirlerin farz olduğunu bilecektir. Evlenirken evlilik ve boşamaile ilgili bilgileri, ticarete atılırken de ticaretle alâkalı ilâhî hükümleriöğrenecektir. Cennete girebilmek için farz görevleri yapmak gerektiğihakikatini de rûhuna sindirecektir.

Mü'min farz görevlerin bilgileri yanısıra, Allah'ın haram ve Peygamberin yasak kıldıklarını da ana hatları ileöğrenecektir. Böylece Cehennem'e götürücü işler olan Allah'a ortak koşmak,kâfirleri ve münafıkları destekleme, içki, kumar, zina, yalan, riya, kibir,gıybet, eşcinsellik, sevicilik, faiz, karaborsa, rüşvet, sözleşmeleri ihlâl,israf vs. gibi sözler ve işlerin kaçınılması farz haramlar olduğunu iyicekavrayacaktır.

Bu bilgiler doğrultusunda yaşayan kişi,bâtıl din ve ideoloji mensuplarına benzemekten büyük ölçüde korunmuş olur.

B - Haramlardan Sakınmak

Yasaklandığımız benzemenin en önemlisebeplerinden biri haramlardır; haramlardan korunmamaktır.

Gerçekten benzemeye konu olan sözler,davranışlar ve işler incelendiğinde görülecektir ki bunların büyük kısmıİslâm'da haram kılman fiillerdir.

Meselâ; kâfir olarak ölenlerin cenazenamazlarını kılmanın, kabirlerini ziyaret etmenin, cenazeye alkış tutmanın,slogan atmanın haram olduğunu bilen ve bu haramdan kaçınan kişi, çağdaşlıkgereği diyerek kâfir olduğunu bildiği kimselerin cenaze namazına katılmaz,alkış tutmaz ki bu hususta benzeme bataklığına saplansın.

Ölü veya diri kâfir olduğu bilinenörneğin siyaset veya sanat adamlarını sevmenin ve yüceltmenin haram olduğunubilen kişi, kendi yönetimindeki mekânlara, onların posterlerini asmaz kibenzeme haramını işlemiş olsun.

Sorumluluk doğuracak benzemelerdenkorunmak için haramlardan mutlaka kaçınmalıdır.

C - Bid'atlerden Korunmak

Bid'at: İslâm Dini'nin kaynakları olanKur'ân ve Sünnet'te yer almadığı halde sonradan dine sokulan ve diningereğiymiş gibi yapılan uygulamadır.

-Allah şanını artısın- Peygamberimizyukarıda sunulan tarifle örtüşen şekliyle her bir bid'atın sapıklık, her birsapıklığın da ateşte olduğunu bildirmiştir.

İslâm dışı benzemeye yol açan anaunsurlardan biri de işte bu Kur'ân ve Sünnet'e aykırı olan bid'atlerdir.

Dışımızdaki topluluklara benzemenin biryolu da anlamayı gaye edinmeden Kur'ân okuma, Cuma ve bayram namazlarınıkadınları dışlayarak kılma, cenazeleri bando ve alkışla teşyi etme, ölüyü 40. günanma, mezar taşlarına resim kazıma, ölü veya diri şeyhlere rabıta, cemaatlezuhri-âhir kılma ve benzeri bid'atler olmuştur.

Bu sebeple bâtıl din ve ideoloji bağlısıolan topluluklara benzemekten korunabilmek için bid'atlerden korunmak lâzımdır.

D - Gayr-I Müslimleri ve MateryalistleriAşağılık Olarak Görmek

İslâm'ın dışındaki topluluklarabenzemenin önemli bir sebebi de, çalışmalarının sonucu olarak sağladıkları ilmîve teknik güçlerine aldanarak inançları, yaşayışları ve âdetlerinde yücelikgörmektir. Bu itibarla bâtıl din ve ideoloji mensuplarına benzemektenkorunabilmek için Kurân'ın çizgisinde gayr-ı müslimlerin kâfirlerini, veyaşamlarından Allah'ı ve buyruklarını dışlayan maddecileri ve putperestlerişerliler olarak görmek, neces olarak değerlendirmek gerekir. (2)

Yürürlükteki son ilâhî yasalar bütünüolan Kur'ân'dan yoksun yaşantıları sebebiyle çizgi dışı olan bu insanlarıadaletten sapmadan, haklar ve özgürlüklerine dokunmadan aşağılarda tutmak dagereklidir.

Bunun için de onları temsil ve tasarrufyetkisi vererek hâkim konuma getirmemek, siyasî ve iktisadî kurumlarına ilgisizkalmak, otorite tesis etmelerine karşı çıkmak ve aşağıda açıklayacağımız üzeremecbur kalmadıkça onlarla maddî ve manevî destekleyici ilişkiler içine girmemekgereklidir.

E - Materyalistlerle ve Gayr-ı MüslimlerleBir Arada Yaşamaktan ve Sürekli Münasebetten Kaçınmak

Yasaklandığımız benzemenin anavesîlelerinden biri de anılan insanlarla olan münasebetlerdir.

İncelendiğinde görüleceği üzere bâtıl dinve ideoloji mensubu olanların İslâm'a en yakın olanları mü'minler arasındayaşayanlarıdır. En ziyade benzeme/teşebbüh bataklığına düşmüş olan mü'minler degayr-ı müslimler arasında yaşayanlardır.

Gayr-ı Müslimlerin Yurdunda Yerleşmek

Benzeme yoluyla inançta, âmelde, ahlâktave kılık-kıyafette giderek bâtıl din ve ideoloji bağlısı toplumların potasındaeriyip İslâm nimetinden yoksun kalabilecekleri endişesiyledir ki Peygamberimiz,Müslümanları gayr-ı müslim ve materyalist toplumların arasında yerleşmekten,evlenip mekân tutmaktan şiddetle men etmiştir.

Bu mevzu ile alâkalı hadîslerindePeygamberimiz (s. a.) şöyle buyurmuştur.

"Kâfirlerle/Allah'ı ve buyruklarınıhayatlarından dışlayanlarla onların yurdunda bir arada yaşamayınız. Onlarlaevlenip, aralarında mekân tutmayınız.

Onların aralarına yerleşen veya onlarlaevlenen diyarında kişi onlar gibidir."

"(İnançları ve yaşayışlarını benimseyebilecekleri için) Ben Allah'a ortak koşanlar arasında yerleşen bütün Müslümanlardan uzağım. "(3)

Gerçekten kâfirlerin arasında yerleşen,evlenip mekân tutan kişi onların arasında İslâm'ın emirleri ve yasaklarını tamanlamıyla yaşayamaz. Yaşamak istese de onların kültürleri ve sosyalhayatlarından etkilenebileceği

(2) Beyyine 6, Tevbe 28.

(3) Tirmizi Siyer 41, Hn. 1602-3

bu arzusunu sürekli kılamaz. Yavaş yavaşonlara benzeyerek İslâmî şahsiyetini eriteceği şüphesizdir. Kaldı ki açıkçaİslâm'a göre yaşamak istemesi halinde sürekli olmasa da zaman zaman baskılaramuhatap olması, dışlanması da mümkündür.

11 Eylül olayından sonra Amerika'da ve Avrupa'dayaşayan Müslümanların uğradıkları baskılar hala devam etmektedir, yabancıdüşmanlığı da giderek artmaktadır.

Onları Velî Bilmek ve Hâkim Tanımak

Baskı ve dışlanma söz konusu olmasa bileonların arasında yönetilen durumunda yaşaması, kâfirleri hâkim tanıması,İslâm'la yüceleşen mü'min için yeter bir zillettir.

Mü'minlerin bu zillete düşmemesi içindirki Rabbimiz Kur'an'ında, kâfirlerin, temsil ve hukuki işlem yapma yetkisiverilir velîler edinilmemesini ve üzerimize hâkim kılınmamasını emretmektedir. "ManeviYönden Benzeme" bölümünde Kâfirleri Velî Edinmek başlığı altında gerekliaçıklamalar yapıldığı ve ilgili âyetlerin bazıları verildiği için, buradakonuyu tamamlayıcı âyetleri ve Peygamberimizin açıklamasını sunmaklayetineceğiz.

Nisa Sûresi Âyet 144:

"Ey İman Edenler! Mü'minleri bırakıp dakâfirleri velîler edinmeyin; temsil ve tasarruf yetkisi vererek üzerinizeegemen kılmayın. Siz Allah'a (azaba uğramanıza sebep olabilecek) aleyhinizeapaçık  bir belge vermek ister misiniz?"

Mâide Sûresi, Âyet 57:

"Ey İman Edenler: Sizden önce kendilerinekitab verilenlerden ve kâfirlerden dininizi oyun ve eğlence konusu edinenlerisakın ha velîler edinmeyin... İnanıyorsanız Allah'ın emirleri ve yasaklarınaaykırı gitmekten korunun."

Bâtıl din ve ideoloji bağlılarınabenzemekten korunabilmek için Allah'ı ve yasaların hayatlarından dışlayanmateryalistlerle ve gayr-ı müslimlerle içli dışlı olmaktan ve sürekli ilişkilerkurmaktan kaçınılması gerektiğinden ötürüdür ki Peygamberimiz Allah'a ortakkoşanlardan/ putperestlerden uzak yaşayacaklarına dair sahâbîlerinden biatalırdı.

Hz. Cerir (r.) anlatıyor.

Allah'ın Resûlü'ne geldim. (Diğermü'minlerle) biatlaşıyordu. Ben de şöylece ricada bulundum:

-Ya Resûlellah! Siz daha iyi bilirsiniz.(Bu sebeple hangi hususlarda biat etmem gerektiğini) bana emredip açıklayınızve elinizi de lütfediniz de size biat edeyim/itaat etmek üzere bağlılığımıarzedeyim.

Allah'ın Resûlü bana şöyle buyurdu:

-Biatleşme dileğini kabul ediyor veemirleri ve yasaklarına itaat ederek Allah'a ibâdet etmen, özellikle namazkılman, zekât vermen, Müslümanlara karşı samimi; nasihatcı olman veputperestlerle ilişkini kesip ayrılman üzere seninle biatleşiyorum. (4)

(4) S. Nesâi Biat 17, Müsned 4/465

Yalnız Maddî İlişkilerden Değil, Kültürelİlişkilerden de Kaçınılmalıdır

Öneminden ötürü altını çizerek vurgulamakisteriz: Kaçınılması gereken ilişkiler maddî ilişkilerden daha çok maneviilişkilerdir. Bir diğer anlatımla kültürel ilişkilerdir. Zira kültürelilişkiler maddî alâkalardan daha etkileyici ve daha da kalıcıdır.

Bu sebepledir ki insanlığın müşterek malıolan ilmî ve teknik gelişmeleri takip etmek, diplomatik ilişkileri sürdürmek veİslâm'ı tebliğ etmek gibi belirli ve faydalı gayelerin dışında bâtılperestlerindillerini konuşmaya İslâm âlimlerince cevaz/onay verilmemiştir.

Bâtılperestlerden inançlarımız ve değerhükümlerimizle çatışan kanunlar ve eğitim programları alınarak, felsefî veedebî eserler tercüme edilerek, sinema ve televizyon filmleri getirtilerek,giyimleri ve mûsikileri benimsenerek kültür ithal edilmesi ise şiddetleyasaklanmıştır. Aşağıda sunacağımız hadîs, ferdî  ve sosyal hayat üzerinde olumsuz izlerbırakabilecek kültürel eğilimlerin nasıl yasaklandığına açık bir delildir.

Hz. Musa da Bana UymaklaGörevlendirilirdi

« Hz. Câbir (r.) anlatıyor.

Hz. Ömer bir defasında Allah'ın Resûlü'negelerek şöyle der:

- Ya Resûlellah! Biz bir Yahûdidengeçmişe ait hoşumuza da giden bazı hikâyeler ve de öğütler dinliyoruz.

Dinlediklerimizin bir kısmını yazmamızamüsaade eder misiniz?

Hz. Peygamber şöyle buyurur:

- Yahûdiler ve Hıristiyanların dinlerindeşüpheye düşerek her biri Allah'ın Kitabı olan Tevrat ve İncil'i bıraktıkları;hahamları ve papazlarının uydurduklarına tâbi oldukları gibi yoksa siz de midininizde şüpheye düştünüz? Siz de mi Allah'ın Kitabı Kur'ân'dan vePeygamberinizden başka kaynaklardan bilgi edinmek istiyorsunuz?

Allah'a yemin ederim ki ben sizeşüpheden, tahrife uğramışlıktan ve ağır yükümlülüklerden arındırılmış bir dinolan İslâm'la geldim.

Eğer Hz. Mûsa sağ olsaydı o da banauymakla sorumlu olurdu.

Hal böyle iken siz nasıl olur da Hz.Mûsa'ya bağlılıklarını ileri süren bir topluluktan fayda bekleyebilirsiniz?»

Sunulan hadise açıklık getiren bir diğerhadislerinde ise Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

"Ehl-i Kitab'a hiçbir şey sormayın. Çünkükendileri sapmışken sizi asla doğru yola iletemezler. Kaldı ki alacağınızcevaplar sonucu ya bir Bâtıl'ı doğrular veya bir Hakkı yalanlarsınız. Eğer Mûsabugün aranızda yaşıyor olsaydı onun görevi bana uymak olurdu."(5)

Yukarıda sunulan hadîsler vebenzerlerinden delil getirilerek denilebilir ki Kur'ân ve Sünnet kültürüylebezenerek İslâmî şahsiyeti tam olarak teşekkül etmiş olanların dışındakimü'minlerin bâtıl din ve ideoloji mensuplarının dillerini öğrenmeleri veonların kültürleriyle temas kurmaları onaylanamaz. Onaylanamayacağı gibiictihaden haram olarak da görülebilir. Zira bu yol bâtılperestlerle fikren vefiilen kaynaşmaya götürebilecek, onları taklide yöneltebilecek manen tehlikelibir yoldur.

İslâmî ölçülere göre göre tehlikeli olanbu yol, batı uygarlığının izinden sürükleyecek verimli bir yol olarakdeğerlendirildiği içindir ki, okuma yazma problemini çözümleyememiş vevatandaşlarının bir bölümüne kendi dilini bile öğretememiş Türkiye gibi birçokİslâm ülkesinde, egemen taklitçi kadrolar orta öğretimde yabancı dil eğitiminimecburileştirmişler ve yukarıda değindiğimiz yollarla kültür ithalinisüratlendirip yaygınlaştırmışlardır. Ne var ki batı uygarlığına yönelmeçalışmalarıyla önünü açtıkları demokrasinin, halka iktidar olma yolunu açabilensonuçlarını da içlerine sindirememişlerdir.

Bu alanda özellikle ülkemizdekigelişmeler düşündürücüdür. Nesillerimiz, bin yıllık medeniyetimizin bilim vekültür eserleriyle temas kuramamaktadır. Üstelik ülkemizin haldeki vegelecekteki menfaatleri de İslâm ülkeleri ile siyasî, iktisadî ve kültürelbağlarını kuvvetlendirmesine bağlıdır. Böyle iken orta öğretimdekiçocuklarımızın bütününün, tarihi öz kültürümüzün harfleri ve dilini değil de,yabancı dilleri öğrenime mecbur tutulması kültürde sömürgeleşme ile değilse neile izah edilebilir?

Gereklişartlarına uyularak yapılacak dil öğretimi ve eğitimine elbette ki saygıduyulur.

(5) M.Mesabih, Hn.177, Müsned 3/ 338,387

F) Egemenlerin Yermesinden Çekinip Korkmamak

Devrimiz İslâm ülkelerinde bâtıl din veideoloji mensuplarına benzemenin pek önemli bir sebebi de toplumu etkilerialtında tutan egemen kadroların yermeleri aşağılamalarından çekinilipkorkulmasıdır. Oysaki Maide Sûresi'nde açıklandığı üzere, çekinip korkmamakgerçek mü'min olmanın gereğidir:

«... Allah'ı seven ve Allah'ın dakendilerini sevdiği mü'minler cihâd ederler ve aba altından sopa gösterenkınayıcıların yermesinden çekinip korkmazlar... (6)

Hiç şüphe yoktur ki İslâmî bilgi vebirlikten yoksunluk, yericilerin baskısına ortam oluşturmaktadır.

Batı emperyalizminin bir asrı aşkındırİslâm ülkeleri üzerinde sürdürdüğü kültürel, siyasî ve iktisadî sömürününsistemli bir şekilde ortaya çıkardığı yerli yarı aydınlar, kafa yapıları vehayat tarzları ile yetiştiricileri ve ilham kaynakları olan bâtılperestlerinizini sürmüşler, hattâ onlarla aynileşmişlerdir.

İnsanları Müslüman, yönetimleri lâik olanİslâm ülkelerinde ilmî, idarî, iktisadî ve askerî alanlarda etkili ve yetkiliolan bu yan aydınlar, toplumlarını kendilerine benzetme mücadelesinisürdürmüşlerdir. Kılık- kıyafet, hukuk vs. alanlarındaki devrimler de bumücadelenin bir parçası olmuştur.

(6) Mâide 54.

Toplumlarına hâkim olan bu yarı aydınlar veonlara bağlı özenti düşkünleri gelenek dekoru içinde de olsa İslâmi hayatkurallarına bağlı kalmaya çalışan mü'minler üzerine alabildiğine alaycı, yericive baskıcı kesilmişlerdir.

Sürdürülmekte olan bu yermeler/baskılarpek tabiidir ki yalnız demeçlerle yapılmamaktadır. Mecburî eğitimle, radyo vetelevizyon programlarıyla, gazete ve dergilerle, daha da önemlisi yürürlüğesokulan ceza yasalarıyla yapılmaktadır.

Bu egemen güçlerin sürekli yermeleri vebir ölçüde tehditleri altında kalan mü'minlerin pek çoğu küçük görülüpönemsenmeyecekleri, bürokratik ve ilmî kariyere sahip olamayacakları korkusuylaonlara benzemeye çalışmaktadırlar.

Bâtılperestlere hoş görünmeye ve onlarabenzemeye çalışan mü'minler belirli bir süre sonra da yaşadıkları gibi inanmayabaşlamaktadırlar.

Resmi ve gayr-ı resmi balo davetlerinigeri çeviremeyen, bıraktıkları sakallarını kesen, toplumsal hayattan Allah'ı vebuyruklarını dışlayan Jakoben laikliğe karşı çıkamayan, putlaştırmaların hiçbir türünü onaylayamayacaklarını dilegetiremeyen, İslâmî ölçülere ve bilimverilerine uygun giysileri içlerine sindiremeyen, «Esselâmü Aleyküm» cümlesiyleselâm veremeyen, İslâmî bilgi ve yayışı değer ölçüsü olarak kullanamayan, zamanzaman da olsa inançlarını ve yargılarını kamufle etmek ihtiyacını duyanmü'minlerin haramlara düşmelerinin ve bâtılperestlere benzemelerinin ana sebebionların manevi baskıları ve yermelerinden çekinmeleri, aşağılamaları vecezalandırmalarından korkmalarıdır.

Etkililerin yermeleri ve baskılarıböylesine olumsuz sonuçlar doğurabileceği ve İslâm'a bağlılığızayıflatabileceği içindir ki Allah'ın Resûlü Medine İslâm Toplumu'nuoluştururken mü'minlerden yericilerin kınamasından çekinip korkmayacaklarınadair biat almıştı.

Aşağıda sunacağımız aktarımlar yapılanbiatlerin belgeleridir.

Hz. Seh b. Sa'd (r.) anlatıyor:

«Allah'ın emirleri ve yasaklar doğrultusundayaşarken kınayıcıların yermesini önemsemeyeceğime, çekinip korkmayacağıma dairAllah'ın Peygamberine biat ettim

Hz. Ubadetü b. Sâmit (r.) da şöylerivayet ediyor:

«Allah yolunda hiç bir vericininkınamasından çekinip korkmayacağımıza dair bir grup halinde Allah'ınPeygamberine biat ettik.» (7)

Burada bilvesîle haram türü benzemelerdenkorunabilmek için Müslümanlar olarak kınayıcıların yermesinden çekinipkorkulmayacağına dair Allah'ın Resûlü'nün manevî şahsiyeti önünde biat ediliprûhen hazırlıklı olmak gereğine işaret etmek isteriz.

(7) Suyûti, Ed-Dûrrül-Mensûr Mâide 54,154.

Benzeme Sorumluluğunu Düşüren Haller

Kur'ân ve Sünnet'e dayalı bir İslâmToplumu'nda Müslüman'ın sakıncalı benzemelerden korunması tabîidir ve kolaydır.Zira böyle bir toplumda övülerek öğretilecek, yaşatılacak ve yaygınlaştırılacakkültür İslâmî olacağı gibi, bütün sosyal kurumlar da İslâmî olacaktır. Ayrıcatarihî İslâm toplumlarında olduğu gibi İslâm Toplumu'nda yaşayan gayr-ımüslimler kendi kültürlerine özendirilerek mü'minlere benzemeleri deengellenecektir. Sonuç olarak diyebiliriz ki Kur'ân ve Sünnet toplumunda nefsizaaflar dışında bezmeye yönlendirici sebepler/etkenler oluşmayacak ve oluşturulamayacaktır.

Ancak İslâm dışı kültürlerin hâkimolduğu, gayr-ı İslâmî hukukun yürürlükte bulunduğu toplumlarda yukarıdaözetlediğimiz koruyucu tedbirlere başvurulsa da bâtılperestlere benzemedenkorunmak oldukça güçtür. Zira bu gibi toplumlarda kişiyi benzemeye yöneltecekortam mevcuttur. Ayrıca zorlayıcı müessirlerin ortaya çıkması da muhtemeldir.

Bunun içindir ki bazı İslâmbilginleri/müctehidleri, İslâm'la çelişkili, çatışmalı kurallarla yönetilenülke anlamına Darül Küfür özelliğini taşıyan toplumun kendisini, benzemeyimubahlaştıran/olabilirleştiren bir sebep olarak görmektedirler. Bu gibitoplumlarda kişinin benzeme yasağı ile sorumlu olmayacağı görüşünü ilerisürmektedirler. Aslında İslâm teşrî/yasama tarihi de bir yönüyle bu görüşüdoğrulayıcı niteliktedir.

Bilindiği gibi hayata yön veren Kur'ânîyasalar, Peygamberimiz tarafından Medine İslâm Toplumu'nun oluşturulmasındansonra indirilmiştir. Benzemeyi yasaklayan ölçüler de İslâm kültürününyaygınlaşması ve İslâm toplumunun kökleşmesinden sonra konulmuştur.

Bunun sebebi içki, zina ve faiz yasağıgibi benzeme yasağının da ancak oturmuş bir İslâm toplumunda uygulanabiliroluşudur.

İkrah/Ağır Baskı Benzemeyi Mubah Kılar mı?

İslâm Kültürü hayatı kucaklayacakboyutlara varmadan, İslâm Hukuku hayatı düzenleyecek kıvama ulaşmadanYahûdilerle ve Müşriklerle iç içe/yan yana yaşayan ilk Müslümanlara benzemeyasağı getirilmeyişi Dârul-İslâm/İslâm Toplumu özelliğini taşımayantoplumlardaki Müslümanların mazur olacakları görüşünü delillendirmekte ise debu görüşü mutlak doğru olarak kabul etmek de doğru değildir.

Özel bir durum arzeden halkı Müslümanolup yönetimleri kâfir olan İslâm ülkelerinde, ülkeyi benzemeyi mubahlaştıranbir sebep olarak görmek İslâm'ın geleceğini prangalamak olur. Çünkü benzemeninmubahlaştığı ve sakıncasızlaştırıldığı toplumda fikir ve İslâmî kültürün veşahsiyetin oluşması ve bağımsızlaştırılması mümkün değildir.

Yukarıda işaret ettiğimiz üzere koruyucutedbirlere baş vurulsa da, İslâm kültürü ve hukukunun hâkim olmadığı toplumdakişiyi benzemeye yöneltecek pek çok zaruret hallerinin ortaya çıkmasımuhtemeldir. Bunların başında ikrah/zorlama gelir.

İslâm bir bütündür. Yüceliği debütünlüğünde ve bir bütün halinde yaşanmasındadır. Müslüman nerede olursa olsunbütünü yaşamaya çalışacaktır. Şartları zorlayacaktır. Çünkü sorumludur. Güçyetiremez veya ikrah atında bulunursa sorumluluğu düşer.

Haram kılınanı yapılabilir kılaraksorumluluğu düşüren İkrah şöylece tanımlanabilir:

İkrah: Kişinin kendisini veya birinci derece yakınlarınıöldüreceğini, mallarını veya organlarını telef edeceğini,işkencelere uğratacağıveya süreli hapis cezasına mahkum ettireceğini söyleyen ve söylediklerinigerçekleştirebilecek olan yasal veya illegal kişinin veya örgütün yaptığı ağırbaskıdır/zorlamadır. İkrah altında istenilenin yapılabileceği onayını verenNahl sûresinin 106. âyetinde Rabbimiz şöyle buyurur:

"Kalbi îmanla dolu olduğu halde inkârazorlanan (ikrah edilen) dışında, kimler inandıktan sonra Allah'ı inkâredecek ya da hiç bir zorlama olmadığı halde yine de kalplerini inkâra açıktutacak olurlarsa şunu çok iyi bilsinler ki Allah'ın gazabı onların üzerindeolacaktır. Onlar için için çok acı veren bir azap da olacaktır."

Peygamberimiz de «Gerçekten Allahümmetimden hata ederek, unutarak ve ikrah edilerek/zorlanarak yaptıklarıişlerin sorumluluğunu kaldırmıştır.» (8) buyurarak ikrah altında istenileniyapmanın ruhsat/izin olarak caiz olduğunu ve sorumluluk gerektirmeyeceğiniaçıklamıştır.

(8) İ. Mâce Hn. 2045.

Yönetimleri jakoben lâik olan İslâmülkelerinde Müslümanları kendileri dışındakilere benzemeye yönlendirici ağırceza içeren yasalar ikrah/zorlama olarak değerlendirilebilir.

Zorlanan mü'min, zorlandırıldıklarınıyapmakla İslâm Dini'nin kendisine verdiği ruhsatı/izni kullanmış olur. Ruhsatlarıkullanan mü'min hiç bir şekilde yerilemez. Yerilmek şöyle dursun duruma göreileri görüşlülükle takdir de olunabilir. Sözü sadeleştirdiğimiz klasikleşen birmetinle bağlayalım:

«Kendi isteği ile inkârı ifade eden birsöz söyleyen veya öyle bir fii'li işleyen kimsenin kalbi inancına itibaredilmez. Kâfirliğine hükmedilir.

Yalnız Allah korusun din düşmanlarıellerine geçen bir Müslüman'a,, Kâfirliğe götürücü şu sözleri söylemez veyabaşına şapka giymez isen seni öldürürüz yahut elini keseriz diye cebr ve ikrahetseler eğer yapmadığı takdirde tehdit eyledikleri şeyi yapabileceklerine aklıkeserse, kalbi iman üzerine sabit olmak şartıyla o sözü söylemesine veya fiiliişlemesine dinen ruhsat vardır.

Bu surette îmanın bir esası ortadankalksa da hükmü bakidir. Yani mü'mine bu cihetten dünya ve âhirette bir zarargelmez.» (9)

(9) Mevâidül-En'am Fi Berahin-iAkâidil-İslâm.

Îkrah'ın Dışındaki Zarûretler

Bâtıl kültürlerin ve kurumların hâkimolduğu toplumlarda Müslüman, ikrahın dışında benzemeyi mubah kılacakzarûretlerle de karşılaşabilir. Bu zarûretler de benzeme sorumluluğunu giderir.

Zarûretlerin haramları helâl kılacağıhususu İslâm Hukuku'nda Sünnet'in açıkladığı Kur'ân'a dayalı genel birkuraldır. Pekiştirilerek açıklanan kural Bakara Sûresi'nde şöylece yeralmaktadır:

"İyi bilin ki Allah size sadece ölüyü,kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olanı yasaklamıştır.Bununla birlikte kim istemeden ve ölçüyü kaçırmadan bunlardan yemekzarûretinde/zorunda kalırsa hiç mi hiç günah işlemiş olmaz. Çünkü Allah çok bağışlayandır,çok şefkatli olandır."(10)

Bu kural pek tabiîdir ki yasaklıbenzemeleri de içine alabilir. Bütün mesele hangi hallerin zarûretolabileceğini iyi tesbit edebilmektir.

Biz burada bu tür zarûretlere bazıörnekler vermeye çalışacağız.

a - Benzemekten başka çarebulamamak,

b - Müslümanlardan zararıgidermek veya fayda sağlamak,

c - İslâm Dini'ni tebliğetmek,

d - Nafaka imkânını yitirmek.

Benzemekten Başka Bir Çare Bulamamak

Bu konuda değişik örnekler verilebilir.Biz asırlardır güncelliğini koruyan dil konusuna değinmek istiyoruz.

Bazı İslâm bilginleri zarûretsiz olarakkâfir toplulukların dillerini konuşmayı benzemeye konu görmüşler, gereksizkonuşanların cezalandırılması lüzumunu dile getirmişlerdir. (11)

(10)Bakara173

(11) Mes'ele: Zeyd-i müslim kâfir dilince zarûretsiz tekellüm eylese(konuşsa) şer'annikâhına zarar olur mu?

Elcevap: Zarar-ımahzdır. Küfrüne hükmolunup avreti (zevcesi) tefrik olunmaz, tazir-i şedid ile(ağır bir ceza ile) men'ü zecr olunur.

Şeyhül-İslâmEbus-Suud Efendi Fetvaları Işığında 16. Asır Türk Hayatı, M. Ertuğrul Düzdağ,sh. 118.

Gerçekten konuşulduğunda Müslüman'ıkâfirlerden zannettirecek dili zar&ucic;retsiz konuşmak sakıncalıdır.

Ancak bâtılperestlerin dilini konuşmaktanbaşka anlatım imkânının bulunmaması hali, konuşma seklindeki benzeşmeyimubahlaştıran bir zaruret olarak değerlendirilebilir.

Gerekli mücadelenin verilmesi ve inancınıyaşayan İslâmbilginlerinden bir bölümünün onayını almak koşuluyla, öğrenilmesiMüslümanların bütününü ilgilendiren bir ilim ve sanat dalında ihtisas yapmakiçin girilen bâtılperestlere ait bir eğitim kurumunda bu kurum tarafındanmecbûrileştirilen kendilerine özgü kuralları uygulamak de bir zaruret olarakgörülebilir.

Müslümanlardan Zararı Gidermek veya Fayda Sağlamak

Müslümanlardan zararı gidermek içinatılım yapılması gereği zarûret olarak değerlendirilebilir. Meselâ gayelerinive metodlarını öğrenip tedbir alınmasını sağlamak maksadıyla Müslümanlara zararveren kurumlara girmek için onlardan görünmeyi temin edecek sloganlarla konuşmak,rozetleri takmak ve giysileri giymek şeklindeki benzeme cevazverilecek/onaylanacak bir benzeme olur.

Zararı gidermek için başvurulabilecekyöntemlerin fayda sağlamak için de kullanılabileceği açıktır. Aşağıda sunulacaktarihî bilgiyi örnek olarak alabiliriz.*

Zararı gidermek ve fayda sağlamak içinbenzemeyi caiz gören İslâm bilginleri yanı sıra bu gibi benzemelerin müstahabhattâ vâcib olduğu görüşünü ileri süren müctehitler de vardır. (12)

İslâm Dinini Tebliğ Etmek

Tebliğ de bir zarûret hali olarak görülebilir.İslâm Dini'nin tebliği Müslümanların ana görevlerinden biridir. GerekMüslümanlara ve gerekse gayr-ı

*Hz. Ömer devrinde casusluk ve istihbarathizmetleri iyi teşkilatlandırılmıştı. Bunun için bir kısmı İslâmiyeti kabuletmiş Irak ve Suriye Arapları arasında kolayca vasıtalar bulunmuştu. Bunlar butopraklarda asırlarca yaşadıklarından hiç bir şey onların bilgileri dışındacereyan edemezdi. Müslüman olduklarını ifşa etmemelerine izin verilmişti. Dışgörünüşlerinde Zerdüşt veya Hıristiyanlara benzediklerinden istedikleri vakitdüşman kuvvetleri arsına karışıp arzu ettikleri malumatı elde edebilmişlerdi.Yermuk, Kadisiye ve Tikrit muharebelerinde bu casuslar çok kıymetli hizmetlerîfa etmişlerdi.

Şibli Numani, Bütün Yönleriyle Hz. Ömerve Devlet İdaresi, 2/164

müslimlere ve materyalistlere tebliğyapılması ihmâl edilmemesi gereken bir görevdir.

Tebliğ vazifesini üstlenmiş kişilerintebliğ ortamını oluşturup konuşabilmek için bâtılperestlerin arasına girerekgörünüm bakımından onlara benzemelerinde Allah bilir bir sakınca yoktur. Busebeple, tebliğ yaparak yararlı olabilen bir mü'minin benzeme endişesiylebulunduğu görevden ayrılması da uygun değildir.

Nafaka İmkânını Yitirmek

Nafaka imkânını yitirmek de benzemeyimubahlaştıran bir zarûret hali olarak alınabilir.

Kişi nefsinin, eşinin, bulûğa ermemişçocuklarının ve fakir ana- babasının nafakalarını temin etmekle mükelleftir.

Nafaka temin etmek için girdiği işindenbaşka bir gelir kaynağı olmayan, yeni bir iş edinemeyeceği hususunda galipzannı bulunan kişinin yasaklı benzemeden korunmak için, örneğin bıraktığısakalını kesmekle işi arasında tercih yapmak durumunda bırakılması bir zarûrethali olarak yorumlanabilir.

İkrahın yanı sıra yukarıda değindiğimizdört zarûret haline özel durumlardan kaynaklanan bazı zarûret halleri dahailâve edilebilir.

Kitabımızın bu birinci kısmını gereklibilgileri edindiği halde bütün Peygamberlerin ortak Teblîği olan İslâm Dini'ninson Peygamberi Hz. Muhammed'e îman etmeyenlerin bütününün Cehennemlikbâtılperestler olduğunu bildiren bir hadîsle bitirelim.

(12) Îktizaus-Sıratıl-Müstekim sh. 176.

Bütünİnsanlara Gönderildim

«Her bir peygamber yalnız kendi milletinepeygamber olarak gönderildi.

Ben.ise bütün insanlara Peygamber olarakgönderildim.»

«Canım kudret ve tasarrufu altındabulunan Allah'a yemin ederim ki kendilerine Peygamber olarak gönderildiğim-Kıyamet gününe kadar gelecek- insanlar içinde, Yahûdi olsun, Hıristiyan olsunbenim Peygamber olarak gönderildiğimi duyup da bana ve benimle gönderilenKur'ân'a îman (ve bâtıldin ve ideolojileri red) etmeden ölen her insan Cehennemliktir.»] (13)

(13) İbn-ü Kesîr, Al-i İmran 19. MuhtasarMüslim Hn:20

 

 

 

 

 

Ali Rıza DEMİRCAN
http://www.alirizademircan.net/22-batil-din-ve-ideolojiden-korunma-yollari-16-333h.html



Sexual Life According To IslamİSLAMA ƏSASƏN SEKSUAL HƏYATСЕКСУАЛЬНАЯ ЖИЗНЬ СОГЛАСНО КАНОНАМ ИСЛАМАئىسلامدا جىنسىي تۇرمۇشبيان حكم استرقاق الأسيرات و الاستغلال الجنسي لهن في ضوء القرآن والسنة
Ana Sayfa | Biyografi | Eserleri | Cuma Hutbeleri | İnceleme Makale | Güncel Konular | Haberler | İletişim